Tebriz ile Toros'u türkü ve tasavvuf birleştirecek

Tebriz ile Toros'u türkü ve tasavvuf birleştirecek
Tebriz ile Toros'u türkü ve tasavvuf birleştirecek
'Tebriz'den Toros'a' albümünde bir araya gelen Feryal Öney ve İranlı müzisyen Cavit Murtezaoğlu'yla İran'dan Anadolu'ya türkülerin ve tasavvufun izini süren çalışmalarını konuştuk

Komşu iki coğrafyayı müziğiyle buluşturan ‘Tebriz’den Toros’a’ albümü, İran’dan Anadolu’ya uzanan türküleri bir potada eritiyor. Feryal Öney ve Cavit Murtezaoğlu’nun ortak çalışması Kalan Müzik etiketiyle raflarda. Yıllardır konserlerle ve televizyon programlarıyla sürdürdükleri projeyi nihayet bir albümde toplayan Öney ve Murtezaoğlu, “İran’dan Anadolu’ya akan damarın koparılması bir kültür boşluğu yarattı” fikrinde mutabık.

‘Tebriz’den Toros’a nasıl şekillendi?

Feryal Öney: BGST’deki (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu) birçok insanın vokal çalışmalarıyla bir derdi olmuştur. Konservatuvarlı insanlar değiliz ama eğitime hep çok önem verdik. Ömrümüz hoca aramakla geçti. Fakat Türkiye ’de vokal eğitimine dair oturmuş bir sistem yok. Vokal çalışması adına opera çalıştırılıyor. O teknikleri öğrenip gelip Kardeş Türküler’de şarkı söylemeye çalışınca olmuyordu. İstediğimiz gibi eğitmen bulamamıştık. Bu arayışımız sürerken Cavit Hoca İran’dan gelmişti; tanışmamız bizi çok rahatlattı. O gün başladı hikâyemiz. 10 yıl boyunca kendisinden vokal eğitimi alamadık ama hep irtibat halindeydik. En nihayetinde bir şey yapma fikri oluştu. Birbirimizi de süre içinde çok iyi tanıdık ve proje öyle şekillenmeye başladı.
Cavit Murtezaoğlu: İran’dan gelince göçmen olduğum için atlamadım hemen çalışmak isteyenlere. Türkiye’nin sanatçıları da dışarıdan göründüğüyle sınırlı değil. Dışarıdan çok teklif vardı, acele etmedim. Kendimi tanıyayım, ülkenin değerlerini, yapıtaşlarını anlayayım istedim. O esnada birkaç grupla tanıştım. Kafamdaki fikirler Kardeş Türküler’le birleşti. Herkes bu işi yapamaz, bu iş için ruh, aşk lazımdır. Ben hakikati her mekân ve anda söylemek gerektiğini düşünürüm. Böyle olursa hakikat hiçbir zaman gizli kalmaz. Birileri bunu ancak bir an örtbas edebilir. Bizim için her an hakikatten bahsedebiliriz. Hakikati siyasette görmüyoruz, sevgide, aşkta, umutta, mutlulukta görüyoruz. ‘Tebriz’den Toros’a albümünü hazırlarken de bunu düşündük.

Türkiye de İran da kültürel değerlerinin bir kısmını rejim değişikliklerinde kaybetmiş ülkeler. Türküler de bundan payını alıyor. Projeyi bu açıdan nasıl okuyorsunuz?

Feryal Öney: Cumhuriyet politikaları birçok şeyin üzerini kapatmıştı ve müzik, dans deyince hepsinin başında bir ‘Türk’ vardı. Ancak dinlediklerinizin içine nüfuz ettiğinizde Rum zeybeği, Kürt halayları görebiliyordunuz. Bütün türküler dillerden arındırılarak müziğe karışmıştı. ‘Sarı Gelin’i ilk kez Ermenice dinlediğimizde acayip bir şaşkınlık yaşadık mesela. Sıfır noktasında olduğumuzu anladık, müthiş bir açlıkla her şeyi eşelemeye başladık. Her gün bir şey öğrenmeye çalıştık ve kendimizi hâlâ çok cahil hissediyoruz.

Böyle bakınca İran’dan Türkiye’ye de bir devamlılık olduğu görülmüyor mu?


Feryal Öney: İran’la Anadolu arasındaki köprülerin yıkılmış olması o kadar zarar vermiş ki bu iki kültüre. Derdimiz o köprülerin tekrar kurulması. Nasıl dünyada Doğu-Batı vokal tekniklerinin önemi konuşuluyorsa bizim hayatımızda da İran ve Anadolu müziğinin ne kadar aynı, önemli olduğunu hatırlatmak istedik.
Cavit Murtezaoğlu: Biliyor musunuz, bir halkı rejimiyle tanımak çok kötü. İran halkı dediğinizde bunun önünde rejimin verdiği bir önyargı var. Halkları tanımak için onların kültürüne ve inançlarına bakmak lazım. Böyle baktığımızda görüyorsunuz ki dünya bizim için bütündür. Tüm halkların arzuları, istekleri barış ve adalettir. Mevlana da Hafız da hakikatin ışığıdır ama Şah Hatayî neden saklanmış? İran’da sadece yedi ulu ozanımız yoktur. Daha derine inelim istedik. Bunların hepsi bir arada hakikati temsil ediyor. “Gittim gördüm gerçekler/Yaslanmış yarın haki derine”. “Yarın kapısına yaslanmış” diyor. Bunu söyleyen sözü 30 senede, 50 senede törpülediler. Farklılıkları aynılaştırdılar.

Albümdeki türkülerin bazıları ilahi ve zikir türküleri… Türkiye’de tekke müziği pek bilinmiyor…

Cavit Murtezaoğlu: Tahammülün artması lazım. Bir devlet, bir hâkimiyet bu zihniyeti kuruyorsa artık bekleyecek ne kalıyor? Bana deseler ki “Sen İran’dan kalkıp gelmişsin, sana ne bizim problemlerimizden?” Öyle değil, sizde yaşananlar bizden farklı. Siz farklı bir noktayı hedeflemişsiniz. Bizde hedeflenen bir nokta bile yok. İran’da bir devlet var, baskıcı. Türkiye öyle değil ve öyle olmaması gerekir. İnsanların sokakta yüzleri gülüyor. Siz muhaliflerin düşünceleri olmasa bu kadarı da olmaz. İran’da halkı sürekli birtakım gündemlerle meşgul ediyorlar. Bir gün uydu yasaklıyor, ertesi gün serbest bırakıyor. Bir de sanat meselesi var. Diyorlar ki, İran’da sanat özgür. O özgürce gezdiklerini düşündüğümüz sanatçılar İran’ın simasını demokratik gösteren insanlar. Gerçekten fikrini düşünen, onu müziğiyle, sinemasıyla anlatan insanlar özgür olamaz. Mesela ben Türkiye’de çalışmaya başladıktan sonra İran’da daha da yasaklı hale geldim. Burada Şah Hatayî İran’a mahsus bir zat olarak görülür ama siz gidip de İran’da içinde Şah Hatayî geçen bir eser okuyamazsınız. Zatından korkarlar çünkü.
Feryal Öney: Türkiye’de uygulanan kültür mayası tutmadı ama türkülerin başına gelenler de hiç değişmedi. Türkü nasıl yasaklanabilir? En son örnek Pınar Sağ’ın başına gelenler. ‘Kırmızı Gül’ türküsünü nasıl yasaklarsın? Türkiye’yi ben Cavit Hoca’nın yaşadığı gibi yaşamıyorum.

İran’dayken İstanbul ’u nasıl hayal ederdiniz?

Cavit Murtezaoğlu: İstanbul uzaktan çok farklı görünüyor. İstanbul’da bu kadar çok tekke ve zaviyenin olduğunu ve şeriatın dışında inançlı insanlar olduğunu bilmiyordum. Bir toplumun tabanını oluşturan inanç var, bir de o inançtan yolculuğa çıkan insanlar. O insanların beyninde adalet ve barış çok farklı tezahür ediyor. İstanbul bir Beyoğlu’ndan, eğlenceden ibaret değil. Bence İstanbul tasavvuf üstünde ayakta duruyor. Bunu ne zamana kadar görmezden gelebileceğiz? İnanç insana alternatif sunar. Zahit taşlanmış bir beyindir. Bir komünist de zahit olabilir.
Feryal Öney: Kardeş Türküler projesinin başında Anadolu’ya turnelere gittiğimizde insanlar türkülerimizi dinler ağlardı. O zaman nedenini anlamazdık. İnsanlar onların diliyle onların türkülerini söylememizden çok mutluydu. Ben şimdi de bu albümle aynı şeyi yaşadığımızı görüyorum.
Cavit Murtezaoğlu: Demiyorum ki işi gücü bırakıp tekkelere gidelim. Din hâkimiyeti olmayan bir ülkede yaşıyoruz, bekliyorum ki tüm renklere yer verilsin. Bu milletin hazinesidir. Şems’i Mevlana’yı bu halkın içinden alsanız içini boşaltırsınız.

 

Dokuz yıldır Türkiye’de yaşıyor
Cavit Murtezaoğlu, İran’ın Tebriz şehrinde doğdu. İran’da ‘Senli Günler’ ve ‘Susmam’ adlı iki albüm çıkaran, film ve belgesel müzikleri hazırlayan Murtezaoğlu, ‘O 3’ (Leyla-Mecnun) adlı bir müzikale de imza attı. Ülkesinde video klip birinciliğini kazanan Murtezaoğlu, İran’da Azerbaycan Sanatçılar Sendikası’nın kuruculuğunu ve başkanlığını yaptı. ‘101 Nefes’ adlı bir şiir kitabı da olan sanatçı, dokuz yıl önce İran’dan ayrıldı ve siyasi yasaklar nedeniyle bir daha ülkesine dönemedi.