Tek çatıları gökyüzü

Tek çatıları gökyüzü
Tek çatıları gökyüzü

FOTOĞRAF: HÜSEYİN ALSANCAK

Bizler romantik bir yılbaşı için kar beklerken, evsizler bu kış da sokaklarda. Yol kenarlarında, parklarda, bankamatiklerde, derme çatma kulübelerinde yalnızlar
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

Londra evsizlerini 1903’te yazmıştı Jack London. 1930 büyük ekonomik bunalımının etkileriyle dört bir yana sirayet eden yoksulluğun neticesinde sayıları artan evsizler hükümetleri bu konuda tedbirler almaya itmiş, lokal çalışmaları başlatmıştı Avrupa’da. George Orwell 1933’te Paris ve Londra’daki evsizlerin hikayesini yazmış, acı gerçekleri seneler öncesinden anlatmıştı. Amerika ve Avrupa’da 1990’lar itibariyle hükümetleri yeni politikalar geliştirmeye zorunlu kılan evsizlik problemiyle birlikte devlete bağlı kurumlar, bağımsız kuruluşlar, yardım merkezleri, kiliseler hep birlikte çözüm aramaya girişmişlerdi. 2010 itibariyle New York’taki evsizlerin sayısı yaklaşık 51 bin. Los Angeles’ta 48 bin. Los Angeles’ta evsizler için yılda harcanan para toplam 235 milyon dolar. Londra’da evsizlere yardım eden 700’den fazla kuruluş var. Bizde bu kadar eskiye dayanmadığından problem, evsizlerin sayısı da oralara kıyasla az olduğundan soruna dair çalışan devletten bağımsız kurumlar yok denecek kadar az. 


Bir şey yapmalı!
Evsizlerin en fazla olduğu Amerika ve İngiltere’de de özellikle sağlık konusunda durum pek iç açıcı değil. Yine de Londralı evsizlerin 1991’den beri yazdıkları haftalık dergileri “The Big İssue’nun bunca zaman devam eden varlığı bile aramızdaki farka dair epeyi şey söylüyor. İngiltere’deki, Amerika’daki evsizlerin sayısı, çoğunun kimliği olmadığı için kesin rakamlar olmasa da belli. Bizdeyse böyle bir istatistik yok. Şefkat-der’in tahmini rakamları 10 bini İstanbul’da olmak üzere 70 bin ile 100 bin arasında. İstanbul Büyükşehir Belediye’sini aradığınızda tek söyledikleri hava donacak kadar soğuk olduğunda evsizleri götürdükleri Edirnekapı’daki ismi bile çok şey söyleyen “Toplama Merkezi.” Ne toplanıyorsa…
Bu merkezde yer kalmadığında belirli ilçelerde açılan spor salonlarına götürülüyor evsizler. Konya’da ve İstanbul’da merkezleri bulunan Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan her yıl Cumhurbaşkanlığı’na, 81 ilin belediyelerine, valiliklere, Sağlık Bakanlığı’na, Başbakanlığa vs evsizlere kalıcı bir merkez sağlanması adına başvurduklarını ve sonuç alamadıklarını söylüyor. Son beş yıldır “yönetmelik oluşturduk açacağız”dan öte bir söz duymadıklarını anlatıyor. “İBB evsizleri toplarken kameraları çağırdığı gibi sokağa salarken de çağırmalı” diyor Bulan. Keza toplanan evsizler en geç bir ay sonra sokaklara geri gönderiliyorlar. 

“Taciz yok” raporu
İBB 2004 yılından beri evsiz insanları donmaktan kurtarmaya çalışıyor. Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), Emniyet Müdürlüğü ve İlçe Belediyeler, sokaklardaki evsizleri 112 Acil Kurtarma ekiplerine bildirmek suretiyle tedbir almaya çalışıyorlar. Merkezde toplanan evsizlerden Darülaceze’nin kabul şartlarına uyan 60 yaş üstü evsizlerin bazıları Darülaceze’ye gönderiliyor. Bazıları memleketlerine... 2005-2006 yıllarında 498, 2007’de 317, 2008’de 246 evsiz, Şefkat-der’in verdiği rakamla geçen sene 900 evsiz getirilmiş bu merkezlere. Evsizlere yardım etmeye çalışan önemli bir kurum da SHÇEK (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu). 2010 Mayıs ayı istatistiklerine göre fiilen bakılan yaşlı sayısı 7453. Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde kayıtlı kişi sayısı 4298. Bulabildiğimiz kayıtlar arasında TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Ankara Şehirlerarası Terminali’nde (AŞTİ) yaşayan 200 evsizin taciz ve kötü muameleye uğradıklarına dair yapılan başvuruya cevaben hazırladığı rapor var.
İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı araştırmada 58 evsize rastlamış sadece AŞTİ’de. Ve hiçbirinin taciz ve kötü muameleye uğramadığı tespit edilmiş(!) 

“Evsizler haritası çıkarmalı”
Evsizler çok soğuklarda genelde geceliği 5-10 TL arasında değişen Beyoğlu’nun arka sokaklarında, Aksaray’da, Eminönü’ndeki oteller ve bekar evlerinde kalıyorlar. Çoğu belediyenin toplayıp götürdüğü tesislere gitmeyi reddediyor.
Sokakta içkiye sığınmak bile orada bir sürü insanın arasında kalmaktan, sürekli sandviç yemekten evla. Evsizlerin kalabileceği Barınma Evleri’ni araştırdığımızda iki örnek çıkıyor karşımıza. Biri Ankara’da Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2009’da açtığı 45 yatak kapasiteli günlük Barınma Evi. 20.02.2010 tarihi itibariyle toplam 268 evsize hizmet verilmiş. Beyoğlu Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın bir projesi Beyoğlu Evsizler Evi’ni bilgi almak için aradığımızda eylül ayından beri tadilatta olduğunu öğreniyoruz. Hayrettin Bulan ne zaman arasalar aynı şeyi duyduklarını söylüyor. 18 yatak kapasiteli Barınma Evi en fazla bir ay barındırabiliyor evsizleri. Kendisi de sokaklarda büyümüş Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca’ya göre evsizler için en organize çalışan kurum Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı. Bu tür düzenli işleyen sistemlerin artması gerekiyor. Son zamanlarda özellikle 18 yaş üstü genç, yetişkin ve yaşlı evsizlerin sayılarının arttığını belirten Kulca’ya göre yapılması gereken, en azından evsizlerin sayılarının fazla olduğu büyük şehirlerde evsizler haritası çıkarmak ve yardım koordinasyon birimlerini tek elde toplamak. İlçeler sivil toplum kuruluşları, devlet ve çevrede yaşayanlarla birlikte hareket ettiklerinde olumlu sonuçlar alınabilir. Hayrettin Bulan çöpler için bile geri dönüşüm tesisleri olduğunu fakat evsizlerin kimselerin umurunda olmadığını, artık geçici çözümlerden öteye geçilmesi gerektiğini söylüyor. Nazan Öncel’in “Kış Baba” şarkısının finalinde sorduğu soruyla bitirelim burada bitmemesi gerekeni; “Kış Baba kimden yana?”. 



“Ben insanın ruhuna güvenirim” Hasan Can (50) Mustafa (58)

Hasan Can ve 20 sene Nişantaşı’nda çiçekçilik yapmış arkadaşı Mustafa, sürekli Maçka Dimitri Cantemir Parkı’ndalar. En yakın dostları köpekler. Sabah 10:30 itibariyle sek votka ve mandalinadan ibaret kahvaltıları. Hasan Can uzun zamandır kuş yemi satarak yaşamaya çalışıyor. Geceleri döşeği atıp uzanıyor çimenlere. Hava çok soğuk olduğunda arkadaşının bekar evine gidiyor. Şişli Etfal Hastanesi’nden yeni çıkmış. Kanser sebebiyle sağ gözünü almışlar. “Bir ceketle gittim, iki çöp torbası erzakla çıktım, çok iyi baktılar bana” diyor. Tek derdi yeni doğmuş torununu görememek. İki çocuğu var ikisi de engelli. Kızı evli. Hasan can evi terk edeli uzun zaman olmuş. Sebep içki. Uzun süre otobüs şoförlüğü yapmış gençliğinde. İlk ihtarı parası olmayan yolcuyu dışarı atmaya çalışan biletçiyi tartaklayınca almış. İkincisini köpeğiyle otobüse binmeye çalışan yolcuya izin vermeyen diğer yolcuya sataşınca. Feriköy doğumlu. 13 yaşında başlamış içkiye. Karısı alkolü bıraksın diye yemeğine ilaç atmaya başlayınca boşanmış. Hikayesi hayli uzun ve hafızası da zehir gibi. Yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Ayrılırken bir de şiir patlatıyor; “Ben insanın kalbine güvenmem, bir gün durur çalışmaz. Ben insanın beynine güvenmem, bir gün gider, deli olur. Ben insanın ruhuna güvenirim, hiçbir yere ayrılmaz.”

“Yaşamak nasıl bir şey Emin abi?” Mehmet Emin (60), Remzi İşmanoğlu (57)
Mehmet Emin ve Remzi İşmanoğlu Nişantaşı Sanat Parkı’nın iki entelektüel sakini. Mehmet Emin yüksek dereceli astım olduğu için emekli maaşı alıyor. Yeşil kartı, yaşlı seyahat kartı cebinde, bilinçli bir evsiz. 5 sene sokaklarda yaşadıktan sonra emekli maaşı olunca bir ev tutmuş. Remzi İşmanoğlu yem satarak ve çevreden yardımlarla geçiniyor. İkili parktaki Zübeyde hanım heykelinin küçücük, girişteki Dimitri Cantemir heykelinin kocaman olmasına takmış. Çantalarında votkaları, yanlarında bir dilim portakal sohbetteler. Mehmet Emin boyacılık yapıyor. “Deniz Gezmiş’lerin tarafında” diye 1977’de Güzel Sanatlar’dan ayrılmış. Oğlu doktor, kızı Emniyet amiri. Oğluyla görüşmüyor. Kızını ara sıra arıyor. Remzi İşmanoğlu Kurtuluş’ta yıkıntı bir evde kalıyor. Gündüz kimseler görmesin diye hava kararınca gidiyor “evine”, sabah kimseler uyanmadan çıkıyor. Bizi görünce “Yeni Radikal’den misiniz?” diye soruyor. Her gün gazete okuyor, küçük radyosundan haberleri dinliyor. En sevdiği program Medya Mahallesi. Uzun süre Almanya’da çalışmış, çok para kazanmış. “Hilton’un krokisini çizerim sana” diyor. 70’lerin sonunda Hilton nasılsa anlatıyor. Nişantaşı’nda şarküterisi varmış bir zamanlar. Parasını hep başkalarıyla paylaşmış. İstanbul’un o dönemki bütün eğlence yerlerini biliyor; Lalezar Lokantası, Valentino, Palet 2… “Dolu dolu yaşadım işte. Geçmiş geçmiştir bayan. İleri…” diyor. Sağlık sorunlarını sorduğumuzda; “Gebersek de gitsek” diyor Mehmet Emin. Remzi arkadaşı soruyor; “Yaşamak nasıl bir şey Emin abi?” Sonra “Love Story” filmini anlatıyor. İkili derin bir aşk var mı yoksa sadece sevgi mi tartışmasına giriyorlar. Humplrey Bogart’dan girip, Anthony Quinnn’den çıkıyorlar. 



“İhanet çoktur sokakta” Ali (23)
Fındıklı’da bebeğini kucağına almış mermer heykelin önüne uyku tulumunu yastık yapmış uyumaya çalışıyor Ali. Üç yaşındayken annesi ölmüş. Altı yaşındayken babası yetiştirme yurduna bırakmış. “Anne sevgisi, şefkat benim özlediğim, o yüzden burada uyuyorum. Bir de Karadenizliyim, denize alışkınım” diyor. Ne alkol, ne uyuşturucu kullanıyor. Sebebini; “Ben böyleyim, biraz farklıyım. Biraz da Allah korkusu var” diye açıklıyor. Geçinmek için çöp topluyor, selpak satıyor. Genelde Cihangir Kahve’de takılıyor. Lise 2’den sonra psikolojisi bozulduğu için bir süre hastanede kalıp ayrılmış yurttan. O günden beri sokaklarda. Endüstri meslek lisesinde “su tesisatı” okumuş ama “Benim kafa ara sıra gidiyor abla.” diyor. Parası olduğunda internet kafeye gitmeyi seviyor. Twitter hesabı bile açmış kendisine. Türkçe rap seviyor. Ali’ye göre sokakta kalmanın en kötü tarafı yalnızlık. “Üç harfliler en çok yalnızken geliyorlar” diyor. Çoğunlukla tek başına. Özellikle tinercilerden uzak durmaya çalışıyor. En yakın arkadaşı bally çekip bıçak çektikten sonra tren yolunda, güvenmiyor kimselere. “Polisler de suç kitlemeyi severler. Bana da kitlediler, üç ay yattım. İhanet çoktur sokakta.” diyor. “Devlet yardım etmiyor mu?” deyince “Devletin fena olmayan kurumu mu var?” diye soruyor. Uzun uzun sohbet ediyoruz. Ayrılırken; “Aşkın ihaneti çoktur ama yaşamaya değer” oluyor sohbetin geldiği yerde son sözü.

“Devlet diye bir şey yok” Selahattin Ünlüer (49)
Selahattin Ünlüer 10 senedir sokaklarda yaşıyor. Kastamonu’da hayvancılık yaparken aile problemleri nedeniyle her şeyi satıp 1978’de İstanbul’a geliyor. Bir süre oto yıkama işi yaptıktan sonra iflas ediyor. İki sene Rusya’da işçi olarak çalıştıktan sonra geldiğindeyse bırakıyor her şeyi. Hurda toplayarak sağlıyor geçimini. “Hiçbir şey yapmak istemiyorum artık. Gerçek bir insan yakalayamıyorsun, herkes menfaatçi. Bundan sonra el işinde çalışmam” diyor. Dikilitaş’ta derme çatma bir ev yapmış kendisine.Uzun süredir orada yaşıyor. “Çevre tanıyor beni, kimseye zararım olmadığı için sevilen bir insanım. Sabıkam sicilim yok. Bir gece Alibeyköy’e götürdü belediye de, zor kaçtım. Bütün deliler orada. Sabah akşam sandviç. Ev verseler de oturmam. Bunların içinde çok düzen dönüyor.” diyor. “Hastalandığınızda ne yapıyorsunuz?” sorusunun cevabı da basit; “Alkol tedavisi güzeldir. Ne soğuk vurur. Ne sıcak bir şey yapar. Devlet diye bir şey yok, herkes kendi başının çaresine bakar”

“Kırdım kalemi” Oktay Kırbaç Sabancı
Beyoğlu müdavimleri iyi bakarlarsa hatırlarlar Osman Kırbaç’ı. Yoldan çevirip insanları noterden tasdikli şiirlerini satardı. Şimdi Taksim Gezi Parkı evsizlerinden. “Oktay Kırbaç Sabancı yazın adımı. Babam Sabancı, annem Türkan Şoray’dır. Allah babayla 4,5 yıl önce konuştum cehennemin olmadığını ve bunu insanlara iletmemi söyledi” diyor. 21 Mayıs 2006’da, sabah 04.30’da almış vahyi.15 Mart 2001’de Arafat Oteli’nde 1,5 saat kendi kendine “entelektüel doğaçlama” şiir okuyunca, kırmış kalemi. 9 yıl 2 ay boyunca yazdığı şiiri bırakmış. Gündüzleri parklarda, geceleri duraklarda uyuyor. Vedalaşırken “Aman abim sokak bizim evimiz, bacımız, polisimiz, askerimiz. “ diyor. “Zor olmuyor mu sokaklarda hayat” deyince; “Emirgan Köşkü’nün sahibi benim. Onun enerjisi yetmez mi?” diye soruyor.

Ne yapmalıyız?
Evsizler için arayacağımız telefon numaralar Alo 183 Sosyal Hizmetler Hattı, 112 Ambulans, 155 Polis, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (0212 455 23 00/ 0216 3421195)
Çok soğuduğunda hava bir evsiz gördüysek eğer üzerimizdeki palto ceket sıcak tutacak ne varsa verelim lütfen. Çünkü bir saat sonra o evsiz aynı sokakta aynı köşede olmayabilir ve çok geç olabilir.
Şefkat-Der 18 Aralık’ta Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde siyasi parti yetkililerini ve sanatçıları da davet ettikleri “Sokakta Yaşama Eylemi” yapıyor. Eylemin gece 24.00’ten sonra olması geceleri evsizlerin neler yaşadıklarını anlamak adına anlamlı. Yanınızda evsizlere dağıtılacak battaniye ve kışlık giysiler de götürebilirsiniz.