Tek film... Üç taksitte

Yüzük Kardeşliği'nde Frodo ile Sam'i Mordor yolunda bırakmıştık. Karanlık zatın diyarı, kahramanlarımızın boyuyla dalga geçercesine, bize hala uzaktan göz kırpıyordu.
Haber: KUTLUKHAN KUTLU / Arşivi

Yüzük Kardeşliği'nde Frodo ile Sam'i Mordor yolunda bırakmıştık. Karanlık zatın diyarı, kahramanlarımızın boyuyla dalga geçercesine, bize hala uzaktan göz kırpıyordu. Tuhaf bir histi bu: Sinema salonunda ortalama filmden daha uzun bir süre geçirmiş, ama öykünün nihayetini, yani yolculuğun sonunu görememiştik.
Şimdi bir sene sonra, İki Kule sona eriyor... ve Frodo ile Sam'i yine Mordor yolunda bırakıyoruz. Peter Jackson'ın resmettiği Orta Dünya'ya kendini huşu içinde kaptıranlar için, bir tür oyun bu: bir tarafta üç yıl boyunca her kasım sonunda yeni bir Yüzüklerin Efendisi filmi görüyor olmanın keyifli ritmi, diğer taraftaysa öyküyü baştan sona tek solukta izleme isteğiyle giderek artan sabırsızlık.
Devamı gelecek...
Yüzüklerin Efendisi aslında üç romandan oluşan bir üçlemeden ziyade, tek bir roman. Bu yüzden romanın film uyarlamasında böyle yolda kalmış duygusuna kapılmak da, devamının fazla bekletmeden geleceği bilgisinden dolayı Peter Jackson'a müteşekkir olmak da normal. Normal olmayan, Peter Jackson'ın seyircilere böyle bir şeyi sunmayı başarabilmiş olması: Bir Hollywood stüdyosunun finanse ettiği, devasa bir "üçübiryerde" yapım.
Elbette "devam filmi", Amerikan sinema endüstrisinde yerini giderek sağlamlaştırmış bir olgu. Hollywood'un son otuz yılında şöyle bir göz gezdirdiğinizde, Jaws filmlerinden tutun da Indiana Jones'lara, Die Hard / Zor Ölüm filmlerine, Alien'lara ve Batman'lere varıncaya dek, arkası her an gelebilecek, bir sürü uzayıp giden kulvar görüyorsunuz. Bu seriler, 70'li yıllarda George Lucas ve Steven Spielberg gibi yeni yönetmenlerle Hollywood'da başgösteren ticari yönelimlerin bir parçası sayılabilir. Büyük bütçeli bir filmin arkasından yine büyük bütçeli (hatta belki daha da büyük bütçeli) bir devam filminin geldiği, "aynısının daha da fazlası"nın yapılmasını olanaklı kılan bir anlayış bu. Dahası, kemikleşmiş bir anlayış: Artık kimse üçüncü bir Terminator filminin yapılacağı ya da yeni bir Alien çekileceği haberlerini yadırgamıyor.
Devam filmleri açısından kendini çok komik bir konumda bulan Scream 2 / Çığlık 2, karakterleri aracılığıyla yürüttüğü "İyi devam filmi diye bir şey var mıdır?" konulu tartışmada Godfather / Baba, Terminator, Alien gibi Amerikan sinemasının kalburüstü serilerini yadettikten sonra, söz Star Wars'un ikinci filmi olan Empire Strikes Back'e gelince bombayı patlatıyordu: "Devam filmi değil, üçlemenin bir parçası, tamamen önceden planlanmış bir film." Çığlık 2 bu replikle, "üçleme" (ya da dörtleme, beşleme, vesaire) denen şeye, bütün stüdyo mantığı dışında, "prestijli" bir yer açmaya (ve muzipçe, bundan kendi de nasiplenmeye) çalışıyordu. Kastedilen, sadece ilkinin başarısı sebebiyle üretilmemiş, bize aslında tutarlı bir "büyük öykü" sunan ve genel tablonun tamamını görmemiz için her parçasına ihtiyaç duyulan bir seriydi. Lucas'ın Star Wars'u, gerçekten de böyle bir "bütün" oluşturuyor (hatta birkaç sene sonra daha da büyük bir bütün oluşturacak). İlk filmin finali bunu çok açık etmese de, ikinci film olan Empire Strikes Back, buram buram "bir üçlemenin ortası" kokuyor. Ne tam olarak bir başı var, ne de sonu. İlk filmin ya da üçüncü filmin aksine, öykü bir "ara son"a bile bağlanmıyor. İlla ki arkası gerekiyor. Tıpkı Yüzüklerin Efendisi gibi.
Üç yılda bir film seyretmek
George Lucas'ın iki ayrı üçlükten oluşan ve tamamı ancak otuz yıla yakın bir süreç sonunda ortaya çıkan Star Wars'u kendi çabasıyla ve parasıyla kotarıyor olması Hollywood içinde ne denli şaşırtıcıysa, Peter Jackson'ın Yüzüklerin Efendisi ile başardığı şey de o derece şaşırtıcı: Bir Hollywood stüdyosunun parasıyla, üç yıldan önce sonu izlenemeyecek, üç parça halinde gösterime giren koca bir film çekiyor. Tek bir film. Bu ne Indiana Jones'un
ya da Batman'in yeni bir macerasını çekmeye, ne de Hannibal Lecter'ın geçmişine (bir kez daha) dönmeye benziyor. Çünkü sonuçta, hiçbir şekilde ortasında bırakılamayacak, tek bir öykü var ortada. Örümcek Adam'ın rüştünü ispat ettikten sonra ne yapacağını görmeyebilirsiniz... Belki Harry Potter'ın okuldaki üçüncü yılını ya da Neo'nun Matrix'i özgürleştirme
harekatının ikinci perdesini izlemekten bile feragat edebilirsiniz. Ama elinde yüzükle Mordor yollarına düşmüş Frodo'nun yolda kalmasına razı olmazsınız. İşte bu yüzden Peter Jackson'ın uyarlaması herhangi bir devam filmi gibi değil, hatta herhangi bir üçlemenin parçaları bile değil. Bu yüzden kendini yüzüğün kudretine kaptıran her seyirci, bir taraftan "daha bir yıl var," diye mızmızlansa bile, Yüzüklerin Efendisi'nin tamamını üç yıl zarfında izleyebiliyor olmaktan dolayı çok şanslı aslında.
Bitmeyen seriler devri
Böyle bir olanağın bulunmasının bir sebebi Tolkien'in romanının basılma biçimi (gerçi Jackson'a bütün romanı tek filmde toparlamasını teklif edenler de olmuş), bir sebebi ise yönetmeninin inadıysa, diğer bir sebebi de sinema kültürünün dizilere, uyarlamalara, yeniden yapımlara son derece alışık hale gelmesi. 70'ler ve 80'ler, Hollywood'a serilerin tekrar iş yapabileceğini göstermiş, 90'lar ise popüler kültürün her alanının, hatta sinemanın kendisinin dahi, sinema için ideal birer kaynak oluşturduğunu gözler önüne sermişti. Yeniden yapımlarla yeniden gösterimler ardı ardına gelmiş, sinemanın daha önce çöplük gözüyle bakılan en ücra köşelerinden yeni pırlantalar bulunmuş, sinema salonları çizgi roman ve çizgi film kahramanları için bir sahne haline gelmişti. Artık hem eskiden hem de yeniden etkilenerek biçimlenen bir sinema atmosferini soluyoruz. Fantazi türünün yeniden popülerleştiği bu dönemde, günümüz fantazi kültürünün en önemli ilham kaynağını alıp sinemaya aktarmak ne kadar isabetli görünüyorsa, son yıllarda stüdyoların tekrar gözüne giren "seri" mantığını işleterek bir başyapıtı "kuşa çevirmeden" sinema izleyicisine sunmak da o denli isabetli görünüyor. Değil üçlemeden, yedi - sekiz kitaptan oluşan, hatta bir kısmı hiçbir zaman bitmeyecek gibi görünen serilerin yaygın bir biçimde basılabildiği ve okunabildiği günümüzde, Yüzüklerin Efendisi'nin sinema uyarlamasının popüler kültürün o anına "denk gelmediği", popüler kültürün alenen bu uyarlamayı "çağırdığı", ona yol yaptığı bile düşünülebilir.