Tek kişilik dev kadro: Chapelier Fou

Tek kişilik dev kadro: Chapelier Fou
Tek kişilik dev kadro: Chapelier Fou
Elektronik altyapıların üzerine klasik müzik enstrümanlarını canlı çalarak her seferinde müziğini baştan yaratan Chapelier Fou, Nublu konseri öncesi sorularımızı yanıtladı.
Haber: ÇAĞLA PINAR TUNÇEL / Arşivi

Asıl ismi Louis Warynski. Müzik dünyası onu Chapelier Fou olarak biliyor. Yani ‘Alis Harikalar Diyarı’ romanının çılgın şapkacısı. Dünyadaki bütün enstrümanların hazır, daha önce çalınmış versiyonlarının internette birkaç liraya satıldığı ve çoğu elektonik müzik parçasının birbirini anımsattığı bir dönemde, kendi müziğini her defasında baştan yaratıyor. Müzik eğitiminin sadece enstrümanı en iyi şekilde çalmak üzere hazırlanmış kurgusundan rahatsız. Deneysel, farklı tekniklerin birleştirildiği bir ortamın daha ilginç geldiğini düşünüyor. Belki de bu yüzden elektronik altyapıların üzerine klasik müzik enstrümanlarını canlı çalarak farklı bir müzik yapmayı tercih etmiş. XXF-Very Very French Festival kapsamında bu akşam Nublu İstanbul ’da sahneye çıkacak Chapelier Fou’ya tek kişilik orkestra nasıl olunuyor, onu sorduk.
Ne güzel bir sahne isminiz var, nasıl seçtiniz bu ismi?
Önceleri, bazı hazır müziklerin üzerinden müzik yapıyordum. Bazı önemli konuşmalar, hikâyeler ya da konuşmanın içeriğinden bağımsız ne varsa bir bölümü parçalara bölüp tekrar aranje ederek garip konuşmalar elde etmeye bayılıyordum. Çılgın şapkacı karakterinin sesi de vardı elimde, çok fazla kullandığım. Arkadaşlarım da bu ismi onlara verdiğim CD’lerin üzerine yazmaya başladı.
Elektronik müzikle keman gibi bir klasik müzik enstrümanını birleştirmeye ne zaman karar verdiniz?
Aslnda tam bir karar sayılmaz bu. Bir şekilde sahnede performans vermenin yolunu arıyordum ve keman çalan birini izlemenin ilginç olduğunu düşündüm. Sonra hatırladım müzik zaten böyle yaratılıyor, yani enstrümanlarla! Aslında elektronik müzik beyni, enstrümanlar ise vücudu temsil ediyor.
Sahnede genelde tek başınasınız, buna rağmen harika iş çıkarıyorsunuz. Nasıl beceriyorsunuz bunu?
Uzun çalışmanın bir yansıması bu. Canlı performans kurgusu için çok uzun süre çalıştım. Elbette önceden hazırlanmış materyalle birlikte, büyük bir bölümü alan doğaçlama, enstrüman çalınması, aynı bölümlerin tekrarı (looping) ve efektlerin manipülasyonu… Belli başlı jestler aslında; hareketleri öğrenmeniz gerekiyor. Kemanı kapıyorsun, iki farklı bölüm kaydediyorsun. Geri bırakıyorsun, bir dörtlük ölçü açıyorsun, filtre ayarı veriyorsun, gitarı kapıyorsun. Kısacası bu işin tek sırrı: Çalışmak...
Klasik müziğe ilgi duyan bir ailede mi yetiştiniz?
Evet, müziğe eğilimi olan bir ailede büyüdüm. Albümlerle ve piyano çalan bir anneyle çevriliydim. Kemanı elime aldığımda altı yaşımdaydım. Sonra klavsen çalmaya çalıştım. Kendimi hiçbir zaman virtüoz olarak görmedim. Yani, çalmayı seviyorum ama teknik pek ilgimi çekmiyor. Çok işi var ve şu an bunun üzerine kompozisyon ve deneyim için ayrılacak zaman değil.
Ne tarz müzikler sizi etkiliyor?
Her tarz müzikte inanılmaz işler var ve bu bir müzisyen açısından korkutucu. Steve Reich’a gerçekten çok özeniyorum. Phil Glass’ın bazı işleri, Ligeti, Beiro, Debussy ve Ravel. Ayrıca Autechre ve Pan Sonic’in elektronik işlerini de seviyorum mesela. Buna rağmen onların etkilerini benim müziğimde hissedemezsiniz. Onların müziği beni kompozisyon yapmaya itti.
En çok hangi konser, festival veya mekân sizi daha özgür hissettirdi?
Genelde, kulüplerde ya da küçük konser mekânlarında, yani seyirciyle buluşabileceğim ve onları hissedebileceğim yerlerde çalmayı tercih ediyorum. Hiçbir şey gittiğiniz yerin insanlarıyla iletişime geçmediğiniz büyük bir festivalde çalmak kadar rahatsız edici olamaz.
Müziğinizin aynı anda hem karmaşık hem basit yapısı var. Bu işin sırrı nedir?
Eğer bir sır varsa öğrenmek isterdim. Her şarkının yapısını yeniden keşfetmek, bu kadar zor olmazdı. Yaratıcı süreç sizin için olduğu kadar benim için de gizemli.
‘Invisible’ albümüne gelen tepkiler nasıl? ‘613’ ile farkı nedir?
‘Invisible’, ‘613’ten çok daha ağır bir albüm. Belki ilk duyduğunda müziğin içine girmek daha zor ama inan buna değiyor. Şarkılar daha uzun, daha derin, daha ciddi. ‘Invisible’ benim kişisel deneyimlerimi daha çok yansıtıyor.
Türkiye ’yle ilgili neler hissediyorsunuz?
Bu ikinci gelişim. Daha önce İzmir ve Ankara ’da çaldım, çok iyiydi, özellikle Ankara’nın seyircisi. İstanbul’u keşfetmek için sabırsızlanıyorum. Birkaç gün geçirmek istiyorum İstanbul’da.
Chapelier Fou, bu akşam saat 22.00’de Nublu İstanbul’da.