'TEM Bar' müdavimleri: Akan şeyleri seviyoruz

'TEM Bar' müdavimleri: Akan şeyleri seviyoruz
'TEM Bar' müdavimleri: Akan şeyleri seviyoruz
Biralarını bakkaldan alıyor, gazeteye sarıp, çayırlarda içiyorlar. Bazen yol kenarında bazen de refüjde karşımıza çıkıyor, "Bu adamlar burada ne yapıyor?" diye sorduruyorlar. 'Otoyol kenarında içen adamlar'la, 'TEM Bar'ı konuştuk
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Onları genellikle akşamları görüyorum. Gazete kâğıdına sardıkları kutu biralarından büyük yudumlar alıp yoldan geçen arabaları izliyorlar. Bazen üç beş kişi toplanıyor, bir ufağın yanına peynirle zeytin katık edip demleniyorlar. Onlar kendi ifadeleriyle ‘TEM Bar’ müdavimleri. Kendilerine, önlerinden geçip giden otomobillerin içindeki müdürlerin, şeflerin gözünden bakıp gülüyorlarmış bazen. Esenler civarında bir TEM Bar müdavimi neden orada içtiklerini özetliyor. “Burası TEM Bar. O arabaların içindeki insanlar gibi Bebek ya da Taksim’deki barlara gidecek paramız yok. Olsa da gitmeyiz zaten, biz burayı seviyoruz, bak püfür püfür esiyor. Hangi barın terası böyle güzel eser?” 

İşi olan çıkışı, olmayan öğlenden itibaren burada. Genellikle bira içiliyor, mahalle bakkalından alınıyor, gazete kâğıdına sarılıp siyah poşete koyuluyor. “Bakkaldan birayı aldığımız andan, içip bitirip eve gideceğimiz ana kadar suçluluk duyuyoruz. Biz sanki burada suç işliyoruz, kötü bir şey yapıyoruz. İnsanlar bakışlarıyla bize öyle hissettiriyor” diyor, memur olduğu için adını vermek istemeyen bir müdavim. İş çıkışı geliyormuş, haftada iki üç, sadece yazın. Kışları, mahalledeki birahaneye gidiyormuş ama sadece pazarları, maç izlemeye. En fazla üç bira, bir kâse fıstık alıyormuş, birahane pahalıymış. “Durumumuz belli, evim kira, çocuklar okuyor, böyle bir durumda içkiye para verince suç işlemiş, çoluğun çocuğun hakkını yemiş gibi hissediyorum. O yüzden mümkün olduğunca az harcamaya çalışıyorum içkiye. Ama ne yapayım, benim de tek lüksüm bu” diyor, şişe birasını gösterip. “Beyoğlu’na çıkar mısınız hiç?” diyorum. “Gençliğimde çıkardım” diyor. “Gençken ne güzel içerdim. Kumkapı’ya giderdim en çok. Rakının gözüne gözüne… Hiç acımazdım, çalış, kazan, iç. Ne yapacaksın? Ama şimdi, zor…” 

Yanında oturan arkadaşı söze giriyor: Aslında size gerçeği söyleyelim. Biz de istemeyiz böyle toz toprak gürültü içinde içmeyi. Biz de isteriz bir masada, arkadaşlarımızla, eşimiz dostumuzla oturalım, muhabbet içinde içelim. Ama bu ülkede böyle. Biz burayı tercih etmiyoruz, hayat şartları tarafından buraya itiliyoruz. Soruyorum size ben 800 lira emekli maaşı alıyorum, 350 kiraya gidiyor. Kalan parayla geçinmeye çalışıyoruz, çocuğum da var. Şimdi ben bu durumda nasıl bara gidebilirim, O Beyoğlu’ndaki barların kapısından nasıl içeri girebilirim? Ben oraya ait değilim ama buraya da ait değilim. Ben de insan gibi içmek istiyorum, gülmek istiyorum. Bizi burada içiyoruz diye it kopuk zannediyorlar, hayır efendim biz de sizin gibi insanız. O arabalarda oturanlardan bir farkımız yok” diyor. 

Şarap kutlamalarda... 
Polis çok sık geliyormuş, her akşam GBT varmış. İlerdeki parka giderlerse ceza yazılıyormuş. “Orası düz biliyor musun?” diyor memur. “Rakı içeceğimiz zaman mezeyi bardağı koymak için düz zemin lazım. Burası yokuş, burada ancak bira içersin. Biranın pek zahmeti yok çünkü” diyor. O yüzden en çok bira içiyorlamış, bazen, para olunca votka da alırlarmış. Şarap, sadece kutlamalarda… TEM Bar deyip geçmeyin, âdâbı var.
Aziz Aydın taksi şoförü. Vardiyası bitip, arabayı durağa bıraktıktan sonra geliyormuş buraya. “Çok gürültülü olmuyor mu?” diyorum. “Ben alışkınım taksiden, motor sesi müzik gibi geliyor, bizim müziğimiz de bu” diyor. “Trafik sıkışınca sıkılıyor musunuz?” diyorum. “Evet” diyor yanında oturan bir diğer taksici. “Aksın istiyoruz. Akan şeyleri seviyoruz. Burası bizim deremiz. Dere kenarı yok, biz de burada içiyoruz”. 

İçlerinde sessiz biri var. Konuşmuyor, fotoğraf çektirmek istemiyor. Mahallede kahve işletiyormuş ama kahveden çok buradaymış. “Buraya hiç kadın gelmez mi? Güvenli değil mi? Kadınlar da gelip içse tepkiniz ne olur?” diyorum. Gelmezmiş, buraya gelen kadına iyi gözle bakmazmış mahalle. Hayır, onlar bir şey demezmiş, sevinirlermiş, keşke kadınlar da gelseymiş ama dedikleri gibi hep bu mahalleli… 

Ali, 36 yaşında. Bir şirkette güvenlik görevlisi. Eşi içmesini istemiyormuş, evde içemediği için, işten çıkınca iki bira içmek için TEM kenarına geliyormuş. Hep yalnız içiyormuş, nadiren yanına oturan, muhabbet eden oluyormuş. Ama zaten istemiyormuş. “Ben buraya “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diyenler var ya, onlar gibi geliyorum, içip kaçıyorum” diyor. Haftada iki akşam geliyor, dört bira içiyor, toplam 14 lira harcıyor. “Çok açsam yanına cips alıyorum” diyor. “Barlara gitmez misiniz hiç?” diyorum. Evlenince bırakmış, “Barlar bekârlar için” diyor. “Eşim de içse aslında, beraber içsek balkonda filan, öyle çok isterdim” diyor.
Mustafa 18 yaşında, konfeksiyonda çalışıyor, iş çıkışı geliyor. “Burada hapçı da var, tinerci de ama ben sadece bira içmeye geliyorum, dinlenmek için” diyor. En zoru tuvaletmiş, “Karanlık bastırınca köprünün ayağına gidiyorum” diyor. 

Zafer 30 yaşında. Çalışmıyormuş. “Ben gündüzden gelirim, bulmaca çözerim, iş bakarım, Mustafa da akşam gelir, o gelene kadar ben içmem, burada otururum” diyor.
Salih babasından, Mehmet ayrıldığı sevgilisinin acısından, Kadir ‘öyle gerektiği için’, Murat arkadaşları geldiği için burada. Dünyanın başka hiçbir yerinde otoyol kenarında içen insan görmedim. Çünkü dünyanın pek çok yerinde ‘sosyal devlet’, vatandaşların eğlence haklarını teminat altına alıyor, ucuz ve güvenli eğlence mekânları yapıyor, bira bahçeleri, şarap evleri açıyor… Çünkü öğrencinin de, işsizin de, ev babasının da, yalnız kadının da eğlenemeye, içmeye hakkı var ve bu hakkın insan onuruna yakışır biçimde düzenlenmesi gerekiyor. TEM Bar müdavimleri, önlerinden geçen arabaların yumuşak koltuklarında oturup Bebek’teki bir bara giden adam, Taksim’deki bir restorana giden kadın kadar, içmeyi de, eğlenmeyi de hak ediyor. Ucuz hatta ücretsiz eğlence istiyor. Ama ‘o mahalle’lere uygun görülen eğlence biçimleri ya üçüncü sınıf pop şarkıcılarının sahne aldığı, gürültüden, kötü ses sisteminden kulakların sağır olduğu şenlikler ya da işte böyle GBTli geceler… Kültür, eğlence, sohbet muhabbet herkes için olsun ama lafta kalmasın, mesela ‘Opera halka inmesin’ de ucuz bira bahçeleri açılsın, gerçekçi olunsun… 

Aslında en güzelini yine TEM Bar müdavimlerinden biri söyledi, onunla kapansın: Yoldan arabasıyla geçenlerden bazıları trafik durunca bize el sallıyor, selam veriyor, afiyet olsun diyor. Bazıları da bizi ayıplıyor galiba, camı kapatıyor, küfür ediyor, ters ters bakıyor… Hakkımızda kötü düşünene diyorum ki, önce kendine bir bak. Sonra da bizim burada içmemizde kendi payını düşün. O arabayı almak için neler yaptığını düşün, nereye gittiğini düşün, biraz düşünsen arabayı sağa çekip yanımıza geleceksin zaten. Başka bir şey diyemiyorum, ne diyeyim…