Tencere dibin kara

Ünlülerin hayatlarına, burnunu çok fazla soktuğu için sürekli tartışılan, saldırıya uğrayan ve kınanan hep medya.
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

Ünlülerin hayatlarına, burnunu çok fazla soktuğu için sürekli tartışılan, saldırıya uğrayan ve kınanan hep medya. Çünkü medya 'masum' ve 'kendi hallerine bırakılmak isteyen' insanların yaşamının orasından giriyor, burasından çıkıyor, onları ünlü olduklarına olacaklarına pişman ediyor, yaşamlarını altüst ediyor ve onları gündemde tutuyor. Hangi ünlü bunu ister ki demeyin. Madalyonun diğer yüzü şu ki, bunu çoğunlukla isteyen onlar. Pırıltılı hayatlarının her gün gazetelerde okuduğumuz haberleri, malzeme oldukları müthiş skandallar, acıklı çocukluk hikâyeleri ve onlarla beraber hissederek yaşadığımız aşk acıları, aslında çoğunlukla onların küçük planlarının birer parçası. Medyanın ünlüleri olduğu kadar, ünlülerin de medyayı gündemde kalmak için kullandıkları su götürmez bir gerçek. Tam yeni albümleri çıkacağı ya da rol aldıkları film vizyona gireceği sırada, basında bu işlerden çok, yeni bir aşk veya ayrılık dedikodusu ile yer almaları da kaderin cilvesi olmasa gerek.
Pazarlama teknikleri
Aslında tüm bunlar onların hazırlamış oldukları fizibilitenin birer maddesi. Bir çeşit pazarlama stratejisi. FHM dergisinin editörü Mansur Foroutan, bunu 'teatral bir pazarlama tekniği' olarak tanımlıyor. Ünlünün, şöhretini başka bir prodüksiyona entegre ederek tasarladığı bir pazarlama tekniği hem de. Realite televizyonculuğunun şekillendirdiği yeni bir kültürden oluşan toplumlarda da, ki bu da dünya medeniyetlerinin çoğunluğu demek, hiçbir şey ünlülerin hayatlarının gerçek yüzünden daha çekici gelmiyor insanlara. Hatta çoğunlukla yaptıkları işten daha çekici. Fakat bize yansıtılanın ne kadarı gerçek, ne kadarı rol icabı; buna karar veren yine onlar. İtiraf etmenin işe yarayacağını düşünerek hayatının deşifre edilecek yanlarını dikkatlice ayarlayıp oranlayan ve 'zamanlayan', ünlünün ta kendisi; ne medya ne de sokaktaki adamın merakı.
Hande Ataizi eski röportajlarının birinde, ilk beraber olduğu kişinin Fikret Kuşkan olduğunu söylüyor. Yazının başlığı 'Bekâretimi Fikret'e verdim' olunca da açıyor ağzını, yumuyor gözünü. Eğer bu kadar sinirlenecekse, baştan Fikret Kuşkan adını neden veriyor ki? Bunun bizi ilgilendirmediğini söylesin, özeldir desin, çekilsin aradan. Ama öyle yapmış olsa kimsenin ilgisini çekmez, gündeme oturamazdı. Kate Winslet'in yeni sevgilisiyle çekilen ilk fotoğrafı ne tesadüftür ki yeni filminin galasındaydı. Nicole Kidman, Tom Cruise ile ayrılacaklarını açıklamasından bir gün önce Marie Claire dergisinin kapak çekimi için objektifin karşısında yerini aldı. Tam da vizyona yeni giren iki filmi, 'Moulin Rouge' ve 'The Others'ın promosyonuna yardım edercesine, art arda kapak olarak, toplumun onun özel hayatına olan merak açlığından yararlandı. "İnsanlar kendi kahrolası işlerine baksın, benim özel hayatım gazetelerin tirajını artırmaya yönelik değil" diye söylenen Tom Cruise ise geçen ayın Vanity Fair'inde karşımıza o seksi gülümsemesi ile çıkıveriyor işte.
Sarmaş dolaş provokatif pozlarının aldığı tepki karşısında şaşırıp afallayan Mehmet Ali Erbil - Nefise Karatay çifti ise birbirlerini kayıtsız şartsız sevdiklerini ve biz ikna olalım olmayalım, bu fotoğrafların da aşklarının birer göstergesi olduğunu söyledikten birkaç ay sonra, ayrılıklarını açıkladılar. Aşkın ömrü üç yıl diyenlere inat, kimi zaman daha da kısa sürüyor aşk anlaşılan. Gerçi Mehmet Ali Erbil fotoğraflar hakkında yaptığı bir yorumda "Ne var bunda? Son derece masum pozlar. Reklam reklamdır, kötüsü olmaz" derken, esas niyetini de ele vermiyor sayılmazdı. Ayrılığı daha soğumadan, kızı ile yaşıt bir kadınla yaptığı sürpriz evlilikle 'her zamanki gibi' bizi şaşırtan Erbil, aylar boyunca televolelerden inmedi. Bu da genç eşinin oturduğu yerden gülümsemesi ile eşlik ettiği Kıbrıs'taki şovunun, dolayısıyla da Erbil'in tirajını oldukça artırdı kuşkusuz.
Görüldüğü gibi tek taraflı bir kullanım söz konusu değil. Erbil de en az medya kadar suçlu. Öyle olmasaydı, gözlerden uzak olmak isteseydi, koluna Sedef'i takıp boylu boyunca Boğaz kenarında yürüyüp kameralar karşısında şaklabanlık yapmazdı. Bu reklam onu bir süre götürür. Ne zaman ki insanlar sıkılmaya başlar, o da yeni bir numara arayışına girer. Olan da Sedef'e olur. Medya ve Erbil'e gelince; alan mutlu, satan mutlu.
Şöhretin yarısı
Bir diğer konu ise yarı ünlüler. Kocası, karısı ya da sevgilisi ünlü olanlar. Onların hayatta en çok istedikleri ve öyle olduklarına inandırdıkları, kendilerinin başlı başına birer kariyeri olduğu ve kimse dolayısıyla tanınmadıkları. Sadie Frost'u ele alalım. 2000 yılının mayıs ayında kapak olduğu Marie Claire dergisinin spotu, kocası ünlü aktör Jude Law'un, 'Britanya'nın en yakışıklı erkeği' olduğu idi. O sıralar basında oldukça sözü edilen filmi 'Love, Honour and Obey'e rağmen kocasından dolayı anılmak onu oldukça sinirlendirmişti şüphesiz ki, kocasının ne karısı ne de görünüşüyle anılmak istediğini, esas oyunculuğunun ön planda olması taraftarı olduğunu açıkladı. Atladığı nokta Law'un karısının, yani kendisinin, nasıl anılacağı idi.
Beyaz "Artık aşkımızla değil, işimizle anılmak istiyoruz" diye verdiği beyanattan çok kısa bir süre sonra, bu kararını Elidor Güzellik Turu için bozdu. Tüm kanallarda o hafta Beyaz'ın ve Çağla'nın Profilo Alışveriş Merkezi önünde birbirlerinin saçlarını çitilemelerine seyirci olduk.
İbrahim Tatlıses'le ayrıldıktan sonra albüm olsun, reklam filmi olsun, televizyon projeleri olsun; teklif üzerine teklif alan Derya Tuna, "Tatlıses'e ihtiyacım yok. Onun adını kullanarak reklam yapmam. Onunla reklam yapsaydım 18 yıl yapardım. Asıl o beni gündeme getirerek reklam yapıyor. Eğer reklam yapmak istiyorsa dansözlerle yapsın. Adımı kullandırtmam kardeşim!" deyip halkı arkasına aldıktan sonra, Mydonose Life dergisine üzerinde İbrahim Tatlıses'in resmi basılı tişörtü giyip de poz vermesini biliyor. Terk edilmiş, çocuklu ve tek başına ama her şeye rağmen ayakta. İşte Tuna medyanın da yardımıyla 'kahraman kadın' imajı çiziyor. Bu sayede de güzellik salonları açıyor, dergilerde yazılar yazıyor.
Aslında şu durumda medya, hak etmeyen bir kişiyi şöhret yaparak, en az bir şöhreti adım adım izleyip ona rahat vermeyerek, özgürlüğünü kısıtladığı zamanki kadar suçlu. Belki daha da suçlu, çünkü bu şekilde bir tane daha kötü 'yazar' yaratıyor.
Bir ünlünün, medyayı arkasına alarak gündemde kalmasına başka bir örnek olarak, yakın zamanda dünyada ses getiren Liz Hurley'i ve çocuğuna hamile olmasına rağmen Hurley ile herhangi bir ilişkiye girmemiş olduğunu iddia eden Steve Bing'i gösterebiliriz. Bing'in onunla olan ilişkisini, dolayısıyla da doğacak çocuğunu inkâr ettiği Hurley, duyduğu acıyı basınla paylaşmaktan hiç çekinmedi. Kendini kurbanmış gibi gösteren Hurley'in namusunu kollayan halk ise Bing'i, 'Bing Laden' diye adlandırarak, The Mirror gazetesinin telefonunu adeta kilitlediler. Bu arada (eski sevgilisi Hugh Grant'le kol kola) o meşhur Versace elbisesini giydiğinden beri Hurley, objektiflerin bu kadar kendisine dönük olduğu bir hafta yaşamamıştı. Hurley bu işi iyi biliyor şüphesiz. Öyle olmasaydı, arada bir vasat filmlerde oyuncu ya da prodüktör sıfatıyla rastladığımız, en büyük meziyeti ise Estee Lauder'in yüzü olmak olan Hurley, herhangi bir reklam kızından daha fazla meşhur olamazdı.
İşler tıkırında
Ünlülerin özel hayatları, gazete ve dergileri daha fazla sattırdığı kadar, ürünlerini, yani kendilerini de sattırıyor. Onlarla yapılan çoğu röportaja baktığınızda, işleriyle ilgili yalnızca birkaç satır gözünüze çarpar. Örneğin Selin Toktay'la yapılan bir röportajda en çok konuşulan ya yeme bozukluğu ya da ilişkisi. Yaşadığı ayrılık sonrası podyumlarda ve tanıtımlarda Toktay'a daha sık rastladığımız da yalan değil. Nefise Karatay'ın da Mehmet Ali Erbil'le ayrıldıktan sonra işleri açıldı. Dünya Ticaret Merkezi'ndeki Enerji Fuarı'nda 15 dakikalık tanıtım için 3.5 milyar TL almasına ve Yıldırım Mayruk'un defilesinde 'yeni Deniz Akkaya' olarak lanse edilmesine şaşırmamak lazım.
Medyada ve aşkta her şey mubah

  • Demet Akalın (Biten İbrahim Kutluay ilişkisi hakkında): Medyatiksen, ne kadar ilişkini gizleyebilirsin ki? Kaldı ki İbo benden önce medyatik değildi. Zamanla, ben birtakım fedakârlıklar yapınca Demet'in sevgilisi İbo değil, İbo'nun sevgilisi Demet oldu.
  • Mehmet Ali Erbil (Nefise Karatay hakkında): Sevseydim onunla evlenirdim. Sayemde şöhret oldu. Adı Adnancılarla anılıyordu.
  • Nefise Karatay (Mehmet Ali Erbil'e cevaben): O olmasaydı hayatımda yine işimle anılacaktım. Çok yıprandım. Ailemden, çevreden ve medyadan tepki aldım. Onun böyle konuşması büyük bir haksızlık.
  • Hande Ataizi (Eski sevgilisi Didi için): Didi burada hiçbir iş yapmadığı için çok sıkıldı. Kendisini bulması için onu ülkesine gönderdim. Artık kafam daha rahat. Dönse de olur, dönmese de... İlla bir sevgilim olsun istemiyorum.
  • Selin Toktay (Biten Ralf Tezman ilişkisi için): Hayatta herkes yaşadıklarını isteyerek yaşar. Ama bu kadar 'magazin olmaya' hata diyebilirim.
    Hakikaten çok ters bana. Bilmiyorum neden böyle oldu. Belki de hoşuma gitti ismimin bu kadar öne çıkması, herkesin ilgi göstermesi.
  • Deniz Akkaya (Erdal Acar için): Ben beraber olduğumda evli değildi, bir ilşkisi vardı. Aynı evde yaşamayan, evli olmayan, aynı hayat felsefesini paylaşmayan iki insan için ben kafamı yoramam.
    O benim sevgilimdi, ona olan aşkım ayrıdır. Devam ediyor olsaydı ben beraber olmazdım.
    İlişkini, sevdiğin insanı başka biriyle paylaşamazsın.
  • Beyaz (Çağla Şıkel ile ilişkisi için): Ayrı dünyaların insanı olduğumuzu anladım. Sevdiğimiz renkler bile farklı. O nedenle ilişkimizi bitirmeye karar verdim.
  • Çağla Şıkel (Beyaz ile ilişkisi için): Milliyet'in ortaya çıkardığı haber sevgilimi benden ayırdı. Daha ne istiyorsunuz?