Terry Gilliam Radikal'e konuştu: Azıcık da 'disconnect' olalım!

Terry Gilliam Radikal'e konuştu: Azıcık da 'disconnect' olalım!
Terry Gilliam Radikal'e konuştu: Azıcık da 'disconnect' olalım!
'Brazil', 'Vegas'ta Korku ve Nefret' gibi usta işi filmlerin yönetmeni Terry Gilliam, iletişimsizliği ti'ye aldığı 'Sıfır Teorisi'yle festivalde. Gilliam'ı Marakeş'te yakaladık ve konuştuk.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

Terry Gilliam’ın yetenekleri sayısız; yazar, çizer, animatör, sinemacı, opera ve dahası. Absürd mizahın âlâsını yaptığı Monty Python serisinden distopik başyapıtı ‘Brazil’ ve ‘Vegas’ta Korku ve Nefret’e uzanan şanlı filmografisinde hayal kırıklıkları da muhtelif. “Kötümserim” dese de esprileri gayet yerinde. 73 yaşının yakınından dahi geçmeyecek denli hevesli ve enerjik. ‘Sıfır Noktası’nın gösterildiği Marakeş Film Festivali’ndeki yuvarlak masa sohbetinde buluşuyoruz. Bir türlü çekemediği ‘Don Kişot’ filminden çağımızdaki iletişimsizliği ti’ye aldığı ‘Sıfır Teorisi’ derken neşeyle anlatıyor. Önümüzde nane çayları arkada portakal ağaçları, muhabbet daldan dala atlayarak ilerliyor.

‘Sıfır Teorisi’yle kör talihi yenmiş görünüyorsunuz, nihayet sorunsuz ve hızlı şekilde bir film bitirdiniz. Nasıl bir his?
Hiç sorma! Nasıl oldu bitti biz de anlayamadık. Beş yıllık bir projeydi ama başlayınca çok hızlı çektik. Hem de işsiz ve umutsuz olduğum bir dönemdi. Ama başrol için Christopher Waltz’la anlaştıktan sonra her şey su gibi aktı. Yönetmen olarak tüm kontrol bendeydi. Yani hergün bütçe ve zaman sorunlarıyla kafamı şişiren bir yapımcı yoktu. Az parayla kısa zamanda çok iş bitirdik. Bu filmin bütçesi çok küçük, herşey dahil 8.5 milyon dolar. Sadece tanıtım işine 80 milyon dolar harcayan Hollywood filmlerini düşününce sıfır yani. Ama herkes özverili çalıştı, starlar da az paraya razı oldular, kostümleri bile perdeden yaptık, metreyle değil kiloyla kumaş aldık. Şahaneydi!

Başrolde yalnız ama her şeye rağmen hayatın bir anlamı olacağına dair umut besleyen karakter olarak Christopher Waltz da şahaneydi, nasıl buldunuz birbirinizi?
Evet, hayatın bir anlamı olduğuna dair umut hepimizde var ama sonuçta Christopher’ın karakteri bunu yanlış yöntemlerle bulmaya çalışıyor. Hepimize empoze edilen bir şey. Christopher da role bayıldı. Bir süre önce ayaküstü tanıştığımızda mutlaka birlikte çalışmamız gerektiğini düşünmüştük. Sonuçta bu projeyi söylediğimde hemen kabul etti. İnanılmaz bir aktör, filmin neredeyse her sahnesinde olduğu için böyle yetenekli birisine ihtiyacım vardı. Zaten herkes koşarak geldi. Matt Damon senaryoyu dahi okumadan kabul etti. Tilda Swinton hiç tereddüt etmedi. İlginç bir proje olunca oyuncular da koşarak geliyor çünkü değişik senaryo karşılarına her gün çıkmıyor.

Film, bu iletişim çağında iletişemediğimize dair varoluşçu bir masal, internet çağına dair bir distopya. Sanal bir kalabalıkta çok yalnız olmamız bu çağın laneti midir?
Elbette, bir anlamda böyle! Neyse ki çaresi var, ‘iletişim aygıtlarını’ kapatalım! Azıcık da ‘disconnect’ olalım, lütfen! Ben yalnızlığa ve yalnız kalabilme fikrine bayılıyorum. İnsanların da ha bire kendileriyle ilgili bilgi yayabilmesine şaşıyorum. Tamam gerçek hayat feci, müthiş baskıcı bir dünyada yaşıyoruz ama kendimizi bu kadar yapay şekilde nasıl harcarız! Benim bilgisayarda işim çok oluyor, meraklıyım. Ama kitap okuyorum, aynı anda üç kitap var başucumda. Pek film izleyemiyorum çünkü neredeyse hepsi birbirinin aynı, yeni bir fikir, yaratıcı hoşluk yok. Hollywood para kazanma makinesi oldu iyice. Eskiden de kötü şimdi. Yapımcı diyemeyeceğim birtakım orta kademeden yöneticiler hissedarların parasını güvence altına almak, gişede para kazanmak adına yalap şalap senaryolar seçiyorlar. Dışarıda o kadar yetenekli insan var ki, küçük bir fırsat bekliyorlar, insanın içi acıyor, yazık!

Malum fütüristik filmler gelecekle ilgili değil günümüze mesellerdir. ‘Sıfır Teorisi’ bu tüketim çağına bir tepki mi?
Bir yanıyla öyle. Tüketim masum bir eylem değil artık çünkü ihtiyaçtan fazlasını ve gereksizini tüketiyoruz. Bunu da bize başkaları söylüyor. İdeoloji ‘tüketim’ olmuş. Bizi yönetenler artık çokuluslu dev şirketler. Her yer reklam, tanıtım. Bunu alırsak daha iyi hissedeceğiz, şunu kullanırsak hayatımız değişecek gibi mutluluğun formülleri veriliyor. Filmdeki sanal cinsellik hiç abartı değil, hatta az bile. İnternette en çok pornoya ilgi var. Bolca twit atarak kendimizi varediyoruz, sevildiğimizi, hayran olunduğumuzu farz ediyoruz. Şöyle her şeyden uzaklaşmaca, bu sahte iletişimden vazgeçip azıcık kafamızı dinlemece yok.

Kendimizden sıkılırız diye kaçıyoruz muhtemelen.
Tabii ki geniş kitlelerin düşünmesini, sorgulamasını engellemek ve yeni mallar satın almasını sağlamak için her şey. Ama sonuçta muhatabı ve sorumlusu biziz.

Mevzular iç karartıcı ama enerjik ve esprilisiniz, karamizah hayatı katlanabilir yapıyor değil mi?
Bir zamanlar çok iyimserdim, hayat denilen şey hepimizi kötümser yapıyor. Karamizah beynin yakıtı, hayata öyle bakmadığınızda her şey kol kaldıramayacak denli feci. Ama ben çok şanslı bir insanım. ABD’den İngiltere’ye yerleştiğimde iyi yazan çizen bir animatördüm sadece ama fırsatlar çıktı, ünlü oldum, çok olmasa da para kazandım. Bir kuruş borcum yok çok şükür ama yeni bir film yapmak istediğimde ortada kalıyorum. Bu çok fena bir şey. Yine de Londra’ya yerleşmek hayatımı kurtardı. Yeni insanlarla karşılaşmak, tanışmak, aynı kafa yapısında birilerini bulmak için çırpınıyordum.

Ben de sizinle karşılaşmak, dünya yüzüyle tanışmak için öğrenciyken Soho civarlarında beş parasız turlamışımdır.
Sahi mi, keşke ofise gelseydin, sana bakardık. (kahkahalar) Bizim kapımız açıktır. Bana İstanbul ’da çok iyi baktılar. Şahane vakit geçirdim. Keşke fırsat olsa bir daha gidebilsem. Sonuçta bazı şeyler şans, bana hayat iyi davrandı ama hâlâ yapmak istediğim o kadar çok şey var ki! İnsan başarılı oldukça daha fazlasını yapmak istiyor. İşsiz oturunca kendimden vazgeçiyorum, panik oluyorum.

Bu arada uzatmalı ‘Don Kişot’ projesi yeniden gündemde mi sahiden?
Her şeye rağmen evet! Yıllardır benim lanetim gibi oldu. Tümör gibi, başka şey yapmak istiyorum, hep aklımda bu var. Çekeyim kurtulayım!

Ama çekimlerde yaşadığınız felaketlerin ve filmi çekememenizin belgeseli olan ‘Lost in La Mancha’ harikaydı!
Evet, star bir yönetmenin devasa hezimeti! (Kahkahalar) Bakalım çekebilecek miyim çünkü para bulmak zor. Bu nedenle popüler bir oyuncu bulmam gerek. Artık Johnny Depp olmaz, onun genç versiyonu gerek. Bir de o kadar uzun süredir lafı geçiyor ki, çekilmeden efsane oldu. Herkesi hayal kırıklığına uğratmaktan da korkuyorum. Sosyal medyada hemen paralarlar beni.

Peki, sizin sosyal medyayla aranız nasıl?
Hiç aram yok! Teknoloji hayatımızı iyileştirdiği kadar kötüleştiriyor da. Ama bence en büyük yanılgı bizi yakınlaştırdığı meselesi. Aksine kimse umurumuzda değil, herkes kendini ön plana çıkarmak istiyor, ‘ben, ben’ diyor. Çoğunluğun Twetter’ı kullanış biçimi korkunç! Bakınız, bir konsere gidiyor, ‘ben oradayken’ diye mesaj atıyor. Önemli olan konser değil de o! ‘Her şey arka planda olup bitiyor çünkü ben öndeyim’ mantığı. Özetle kuru gürültü, iletişim değil ki! ‘Family Guy’ dizisi dışında ben televizyon da izlemem. Ama geçenlerde Netflix’e üye oldum ve Breaking Bad dizisini keşfettim. Üç gün evden çıkmadan izledim, muhteşemdi. Demek ki TV’de de şahane işler yapılıyormuş.

Bu arada ‘12 Maymun’ (1995) adlı filminiz TV dizisi olacakmış. Sizin de katkınız olacak mı?
Hayır, benimle hiç alakası yok. Bence bundan hiç iyi bir şey çıkmaz. Zamanında iyi bir film yaptık. ‘La jetee’ (1962) filminden esinlendiğimiz Chris Marker da çok memnun kalmıştı. Yapımcılar milyon dolarlara senarist tutmuşlardı. Şimdi bunun suyunu çıkarmak yanlış. Monty Python’ları geçenlerde yıllar sonra yeniden sahneledik, şahaneydi. Eski esprilerin hâlâ geçerliliği var ama şimdi oturup yeni bir filmini yapmak bana göre değil.

‘Sıfır Teorisi’ neredeyse 30 yıllık başyapıtınız Brazil’in distopyasıyla benzer, hatta buna ‘12 Maymun’u da ekleyebilir miyim?
Distopya açısından haklısınız. Aslında tüm filmlerimden parçalar var. Zaten yaşadığımız dönemde ne açmaz varsa onunla uğraşıyorum. Ama filmlerimin birbirine benzemesini de istemem. ‘Sıfır Teorisi’nin ‘Brazil’e benzetilmesinden korktum mesela. Bu nedenle bu filmi gayet renkli yapmaya karar verdim. Günümüzdeki iletişim ortamı zaten lunapark gibi. Yoksa ilk senaryoda atmosfer gri ve karanlıktı, değiştirdim.
‘Sıfır Teorisi’ 5 Nisan 19.00 Atlas, 6 Nisan 16.00 Rexx, 7 Nisan 13.30 Feriye, ve 10 Nisan 16.00 Atlas 3 seanslarında görülebilir.