Terzi ve yamağının öyküsü

Yeni 'Aquaria' defilesi için Yıldırım Mayruk Modaevi yoğun günler geçiriyor. Mesela bugün gelin seçimleri var.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Yeni 'Aquaria' defilesi için Yıldırım Mayruk Modaevi yoğun günler geçiriyor. Mesela bugün gelin seçimleri var. 850 başvurandan 75 kişi yarı finale çıktı ve onların arasından ilk 20 seçilecek. Daha sonra da bir, belki de üç gelin artık gelenekselleşen Mayruk defilesi için podyuma çıkacak. Adaylar arasında ilginç simalar var: İlk başvuruda amatör olma şartına takılıp elenen Asena'nın dışında, Yaşar Okuyan'ın kızı da yarışıyor.
Bu arada nisandaki defilenin inanılmaz bir yankı bulacağına şüphe yok. Davetli birtakım devlet başkanlarının yanı sıra balo salonuna tonlarca su getirilecek; yapay şelaleler, göletler oluşturulacak. Ve kuşlar söyledi: Çıplak, çırılçıplak ve çok provokatif bir Mayruk defilesi geliyor...
Kıyafetler Yıldırım Mayruk'un makasından çıksa da, işin arkasında Barbaros Şansal diye bir dahi var. Kendisini "Cinsel devrimini tamamlamış, marjinal, burjuva bir ailenin soysuz çocuğu" olarak tamamlıyor. 80 öncesi çok baskı görmüş, yurtdışına kaçmış. Londra'da Royal College of Art'da okumuş. Türkiye'ye yedi sene sonra dönmüş. Şemdi, Mayruk'un hem iş hem de hayat ortağı. Bir yandan da mankenlerin korkulu rüyası: Kış defilesine almadığı Güzide Duran'ı bir anda ikinci sınıfa düşürdü mesela. Şimdi de Sema Şimşek ve Buket Saygı dışında hiçbir Türk'le çalışmıyor.
Yıldırım Mayruk son kış defilesinin ardından,
tam 12 yıldır birlikte olduğu Şansal'a saldırılar gelince çok üzülmüş. Ama hınzır gülüşüyle "Bana saldırsalar hiç ses çıkmayacak, onu kolay sandılar, halbuki o çetin ceviz," diyor. Dış sesler gürültü bile yaratamamış ama. Şimdi ikisi Teşvikiye'deki ofiste de, Sarıyer'deki o muazzam evde de mutlu, huzurlu ve özel bir hayat yaşıyorlar.



Sizin görev tanımınız nedir bu maison'da?
Şansal: Terzi yamağı. (Gülüyor) Ustam kendisine terzi dediği için ben ancak terzi yamağı diyebilirim... Her şeyi yapabilmeye çalışıyorum. Badana da yapıyorum, çim de biçebiliyorum. Dört tane St. Bernard'ımız var, onlara yemek yetiştiriyorum. Duvarda bir çizik varsa yaprak yapıştırıp tamir edebiliyorum. Belki marjinal bir burjuva ailenin çocuğu olduğum, çok bağımsız yetiştiğim, aklıma geldiği gibi dangıl dungul konuştuğum, kimseyi pek takmadığım için böyle bir kavşak noktasında trafik polisi gibi kaldım.
Mayruk: Ben de terziyim. Zaten şu an bana terzi diyorlar. Ama bir şeyi bilmiyorlar, dışarıda 'couturier' diyorlar. Yani bilen, kesen, diken, çizen insan... Bizde küçümseyerek "O bir terzi," diyorlar.
Peki siz Yıldırım Mayruk'u parmağınızda mı oynatıyorsunuz?
Şansal: Hayır, böyle bir şeyi hayal bile etmem. Bana neden marka yaratmadığımı da soruyorlar. Deli miyim ben, rakip yaratacağım! Zaten Yıldırım Mayruk markasının sahibiyim. Yıldırım Mayruk'la benim aramdaki özel frekanstan dolayı, onun isminin ve çalışmalarının bir 30 yıl daha süreceği kesinleşti. Herkes bundan rahatsız.
Kış defilesindeki çizgilerin Mayruk'un olmadığı söyleniyordu...
Şansal: Biraz da yargısız infaz yapılıyor. Yıldırım Bey dünya çapında drapeleriyle tanınıyor, ben ise brodelerimle... Bu maison'da bütün işleme, ithalat-ihracat, basın ve halkla ilişkiler, prodüksiyon, şirket yönetimi benim tekelimde.
Yıldırım Bey'in daha çok kreatif yönü önde. Dolayısıyla çizgiler onun.
Mayruk: Bir şeyde yanılıyorlar. Elbise çizgisinde ben hürüm. 60 tane model çıkıyorsa, beş tane Barbaros vardır.
İşlemede de o hürdür. Elbise modelinde ben. Hatta defile esnasında çok kavgamız olur. Ben herkese sorar, yine kendi bildiğimi yaparım. Ona da sorarım ama hiçbir şekilde gelip bakmaz. (Gülüyor) Ben bir tek şey biliyorum: Güzel dikiş dikmek ve kendi modellerimi çizmek. Bunun dışında hiçbir işe yaramam.
İkiniz çok farklısınız. Yıldırım Bey size nasıl güvendi?
Şansal: Zıt kutuplar birbirini çeker. Aynı kutuplar birbirini iter. Düşünsene, hayatında bir insan var, aynı saatte tuvalete
girip aynı gazeteyi okuyor. Ne kadar monoton!
Bizim birbirimize saygımız var. Mesela ben yatak odama aylardır girmiyorum, çatı katında
yerde yatıyorum. Bana hayretler içinde bakıyor Yıldırım. "Sen ne kadar süflisin," diyor.
Nasıl tanıştınız?
Şansal: Tesadüfen bir akşam tanıştık. Sohbet ettik... Bana "Niye çalışmıyorsun?" dedi, "Sen bir atölyeye gelsene." Hiç unutmam, varak aynalar, avizeler vardı... Çağ dışı bir yer gibi gelmişti birden. Çalışmaya başladık.
Mayruk: O beni değil, ben onu ikna ettim. O hamburger satmaya kararlıydı. Sonunda 'terzici' olmaya karar verdi, modacı gibi. (Gülüyor) Yeteneği fark edilmeyecek gibi değildi. O bu iş için yaratılmış da farkında değil.
Yıldırım Mayruk'a çok hayransınız. Artık aşktan da öte sanki... İlk ne zaman çarptı sizi?
Şansal: Kim ona hayran değil ki? İlk gördüğümde çarptı. (Gülüyor) Onun davranışlarını, hareketlerini, insan ilişkilerini gördüğümde ne kadar farklı biri olduğunu anladım. O bende kendi gençliğini görürmüş. Gençliğinde aynen benim gibi olduğunu söylüyor. Ben de olgunluğumu onda gördüm. "Aynı davranışlar," diyor. Aynı düşünceler, aynı laflar...
Mayruk: Onun gibi çılgın değildim, mesela ben onun gibi renkli giyinmem. O kadar
atak değildim... Şimdi kızmam gereken şeyde kendimi tutuyorum, çünkü ben de eskiden öyle düşündüm.
Aynı evde yaşamak, birlikte bir hayat kurmak nasıl oldu?
Şansal: Şartlar öyle oldu. Benim evim Mersin'deydi, çalışmaya başlayınca Yıldırım Bey'le kalmak durumundaydım. O zaman Şişli'de
oturuyorduk. Sonra Sarıyer'deki ev alındı, inşaat da benim başıma kaldı. İki buçuk sene inşaatla da uğraştım ve ev, iki kişinin ayrı ayrı hayatını sürdüreceği şekilde tamamlandı.
Aynı evde 10 senedir yaşıyoruz.
Mayruk: Eğer geçinmeye karar verdiyseniz bazı şeylerden feragat ediyorsunuz. Ben çok huyumdan vazgeçtim. Dağınıklığa tahammülüm yoktur ama dağılacağını kabullendim. Köpek istemezdim, o köpek istedi. Şimdi çok sevdiğim dört tane köpeğim var... Geceleri çok beraber değiliz. O televizyon izliyor, hayvanlar alemiyle alakalı. Ben de nefret ediyorum artık timsah görmekten. (Gülüyor) Beraber de oturuyoruz tabii ama gündüz o kadar şey konuşuyoruz, o kadar çok yoruluyoruz ki geceye bir şey kalmıyor. Evde çok gürültülü müziğe çok kızıyorum, hep itiraz ediyorum; "Biraz kapar mısın?" diye.
Birlikte geziyor musunuz?
Şansal: Bütün dünyayı. İstanbul'da da çıkıyoruz ama çok ender. Ben artık yangın çıkışını görmediğim ve bulaşık makinesi kullanılamayan yerlere gitmek istemiyorum. Kıyı-köşe meyhaneler, underground kulüplerde yokum. 11 yıl güneş doğmadan evime girmedim. Ama artık 45 yaşındayım ve belli lüksleri istiyorum.
Mayruk: 35 yıldır seyahat ediyorum, üç kez iş dışında gittim. Bir İspanya yaptım, bir İtalya yaptım. İtalya'nın içinde gene iş vardı. Gittik ama kumaşlar çıkmamıştı. Bir de eylül ayında San Torini'ye
tatile gittik.


Barbaros Şansal anlatıyor
Defilelerde ille de bir meme fırlatmak zorunda mısınız?
Fırlatmıyoruz ki! Son defilede Buket Saygı podyumda dönerken, bir anda 30 saniye için açıldı. Kız onu kapattı. Bir şeyi anlamıyorum; insanlar bir yaşına gelene kadar annelerinin memelerini öpüyorlar, 50 yaşından sonra hala bu meme başıyla kafayı bozmuş vaziyetteler.
Sizce meme estetik mi?
Estetikten ziyade kadının sembolüdür. Doğurganlıktır, besleyiciliktir, verimliliktir. Artemis tanrısının da 30 tane memesi var. Ama biz Selçuk'taki o küçük Bereket Tanrısı heykelini tartışmıyoruz. Çok meraklılarsa onu tartışsınlar.
Belki erkek defilesi yaparsanız...
Bütün dünyada artık cinsel meta erkek. Avrupa, Yves Saint Laurent transparan yaptığında, 20 sene önce memeyi tartışıyordu.
Şimdi 'look', androjenlik mi?
Tabii androjenlik. Batı kültürü artık cinsel devrimini tamamladı. Artık insanlar birbirlerini cinsel kimlikleriyle sorgulamıyor. İnsanlar birbirlerini ya kredi kartları ve finans durumlarıyla, ya fiziki ve seksi görünümleriyle ya da mental yapılarıyla sorguluyorlar.
Kadını olduğundan farklı bir kimliğe mi büründürüyorsunuz yoksa olduğu gibi göstermeye mi çalışıyorsunuz?
Önce bu giysiyi nerede kullanacağını öğrenmekle işe başlıyorum. Çırağan Sarayı'nda
saks mavi bir elbise giyilmez. Halı o renk. Biri üstünüze basabilir! Gözükmezsin bile, o kadar parana yazık. Ya da yazın açıkta, ormanda yapılan bir kır düğününde şifon bir elbise giyemezsin. Rutubette 10 santim kısalır, çeker. Bu atölyenin müşterisi sürekli olduğu için artık bunları biliyorsunuz.
"Eşcinsel modacılar kadını çirkin göstermeye çalışıyor" iddiası?
Moda bir trend. Kimse kimseyi güzel veya çirkin yapmaya çalışmaz. Temelinde yeni bir şey yaratmak yatar. Kimilerine göre Grace Jones çok güzel bir kadın, bana göre de vahşi, feci bir şey. Kafası büyük, vücudu küçük... Ya da Ivana Trump; ben olsam onu Dolmabahçe önüne koyar gemi bağlarım. Hiçbir güzel tarafı yok... 700 miligram silikonlar göğüslerinde... Güzellik göreceli bir kavramdır.
Peki kadınlığı yok ediyor musunuz?
Hayır, asla. Biz her zaman romantik, dişi ve güzel kadını seviyoruz. Maskülen bir kadın değil. Smokinli, pantolonlu bir kadını da seviyorum. Üstelik o pantolonlu kadının eline baston da vermeyi seviyorum. Purosunu da... Ama saçıyla, makyajıyla, göğüs dekoltesiyle kadın gibi kadın seviyoruz. Erkek de erkek gibi olmalı.
Ailenizin nesi marjinaldi?
Annem de babam da çok evlilik yaşadı. Derinlerde boktan boktan, kenardan kıyıdan asalet de bulaşmış. Ama her soylu ailede soysuz bir çocuk vardır. Ben hep bağımsız yaşadım. Benim hayatımın içine çok girmediler, kendi hayatlarıyla çok meşguldüler. Çok ufak yaşlardan beri aile problemleri yaşadım. Şimdi zaman zaman telefonlaşıyoruz ama bir araya gelemiyoruz.
Bunun travması oldu mu hiç?
Hiçbir zaman aile travması yaşamadım. Ama aile kavramı hiçbir zaman benim için çok sıcak ve hatırlanır bir şey değil. Psikoloğumun sorguladığı ilk şey aileydi hep. Kerem hocaya "Bunu sorgulaman için önce tırnaklarını kesmen lazım," dedim. Gitar çaldığı için kadın gibi uzun tırnakları vardı, çok sinirlendiriyordu beni. Hatta bir davette "Jinekoloğum," diye tanıştırdım, bana çok kızdı. Karısı da yanındaydı...


"Günde altı Prozac aldım"
Barbaros, hayatınızda hiç bunalmadınız mı? Mesela kadınlarla çalışmaktan?
Olmaz olur mu? Çok ciddi depresyon geçirdim. Kerem Doksat hocayla uzun süre tedavi gördüm ve günde altı Prozac aldım. Ama sebebi işim, evim veya hayatım değildi. O tarihte birtakım
tehditler alıyordum; Güneydoğu Anadolu kökenli. Birtakım rahatsızlıklar, baskılar vardı. Belki bir hatta girmiş olmam insanların dikkatini çekti, bilmiyorum. Her şeyin baskısı beni bir karambole itti.
Avrupa'da istediğiniz hayatı yaşıyor muydunuz?
Aslında Türkiye'de de yaşıyorum. Ben marjinalim çünkü sürüden biri değilim. Bu bile yeterli bir sebep. Ben 18 yaşındayken iki çift pabuç alıp birini kırmızı, birini yeşil giyiyordum. Çorabı bile iki renk alır, değiştirirdim. Şimdi de işimde marjinallikler
yaparak tatmin oluyorum. Evimi döşeme şeklim de marjinal... Koyu yeşil duvarım ve lacivert tavanım var. Duvarlarda Afrika maskları asılı. Tabii Yıldırım Bey onlardan nefret ediyor. Çok korkunç buluyor. Hatta elinde olsa çatı katına hiç gelmiyor, çünkü şeytan gördüğünü zannediyormuş. (Gülüyor)