Tesettür Prensesi'nin gizemi

Tesettür Prensesi'nin gizemi
Tesettür Prensesi'nin gizemi
Paris sokaklarındaki reklam panolarını sprey boyayla 'tesettürleyen', kimliği, kökeni, hatta cinsiyeti meçhul bir graffitici... Princess Hijab (Tesettür Prensesi), bir köktendinci mi, provokatif bir sanatçı mı? Feminist mi, sürrealist mi? Sadece Fransa değil, dünya bunu tartışıyor
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

 

Gerçekte Müslüman mı, değil mi? Kadın mı, erkek mi? Fransız mı, göçmen mi? Sanatçı mı, köktendinci mi? Sağcı mı, solcu mu? Feminist mi, sürrealist mi? Aktivist mi, graffitici mi? Yaptığı sabotaj mı, gerilla sanatı mı, sadece şık bir provokasyon mu? Şimdilik hiçbiri çok net değil. Ama şurası kesin ki yaptığı anlamlandırılamadıkça büyüyen bir fenomen kendisi.
İsmi Princess Hijab (Galiba en doğru çeviri Tesettür Prensesi olacak), imzası Paris sokaklarında, metro istasyonlarında her yerde… Tarzını, bileği oturmuş bir graffitici gibi, işini gördüğünüz yerde tanırsınız belki, ama bildik graffiticilerden ayrılan yanları da var.
Bir kere onun zemini duvarlar değil reklam panoları. Kimi zaman siyah boya, kimi zaman da gazlı kalemle bilboardları ‘tesettürlüyor’. Kadınlara, adamlara birkaç saniye içinde siyah boyayla peçe giydiriyor. Sonrası artık görevlilerin ne kadar sürede fark edeceğine bağlı.
Bazı işleri yarım saat, bazıları bir saat kadar kamuya açık kalabiliyor. Princess Hijab, şimdiye kadar her defasında yakalanmadan kaçmayı başardığı gibi, ‘eserini’ fotoğraflamayı da ihmal etmedi. Güvenlik kameralarına yakalanan görüntüleri, ‘tesettürlü’ olduğundan, elbette ki kimlik tespitine yetmiyor. Şimdi Oscar yolundaki graffitici Banksy kadar meşhur değilse de, kimliği onun kadar meçhul.
‘Tesettürlemek’, Princess Hijab’la yapılan az sayıdaki söyleşide de, manifestosunda da tercih ettiği fiil. İşleri tartışılırken de bu jargondan devam ediliyor zaten. Şu soruluyor: Princess Hijab kim ve neden reklam kadınlarını, bazen de erkeklerini, böyle ‘tesettürlüyor’? 

‘No Logo’ ilhamı
Princess Hijab’ın Avrupa’da en fazla Müslüman’ın yaşadığı ve kamusal alanlarda burka ve peçenin yaz aylarında yasaklandığı Fransa ’dan çıkması hiç de şaşırtıcı değil. Bir yanda 11 Eylül ’den sonra bir virüs gibi yayılan İslamofobi, ülkede genel olarak göçmenlerin hayatını gittikçe zorlaştıran Sarkozy icraatları… Akla ilk gelen Princess Hijab’ın bu yasağı protesto eden genç bir Müslüman kadın olduğu, fakat bu fazla hızlı bir tahmin olabilir.
Tesettür Prensesi, geçen hafta The Guardian gazetesi muhabiri Angelique Chrisafis’la kısa bir görüşme yapmayı kabul etti. Chrisafis, görüşmeye beklediği şekilde tesettürlü gelmediğini, ama siyah peruğu, siyah taytı, kapüşonlu ceketi ve de androjen ses tonu yüzünden kadın mı, erkek mi, onu bile anlayamadığını yazıyor. Böyle yazması, prensesin görüşmek için önşartı da olabilir. Gazetecinin tek emin olduğu, karşısındaki şahsın 20’lerinde olduğu.
Edinebildiği hikâye kırıntıları şöyle… Bu işe 17 yaşında başlamış. Peçeyi sevdiğini, kaykaylara ve muhtelif grafik mecrasına bir dönem hep peçeli kadınlar çizdiğini anlatıyor. Naomi Klein’in ‘No Logo’sunu okuduktan sonra dış dünyayla yüzleşmesi ve kamusal alanlarda reklam dünyasını hedef alan bir laf edebilmek için risk alması gerektiğini hissetmiş. Graffiti şeklinde ilk ‘tesettürlediği’ kişi Fransa rap dünyasının iyi bildiği bir isim olan Diam’s. Rapçinin daha sonra gerçekten İslamiyet’i seçip tesettüre girmesi, acayip bir tesadüf. 

Apolitizm vurgusu
“Ben örtünmüş kadın imgesini bir meydan okuma olarak kullanıyorum” diyen Prenses, yaptığının çeşitli okumalara meydan vermesinden mutlu, hatta arzuladığının bu olduğunu söylüyor. “Örtülü kadınlar isterlerse kendi meramlarını dile getirir. Feministlerin diyeceği bir şey varsa, zaten kendileri söyler” diyor. Hem örtülü, hem feminist kadınlara destek verse de, aralarında organik bir bağ kurulmasından kaçınıyor. “Niyetim sadece burka yasağı olsaydı, yaptıklarım bu kadar büyük yankı uyandırmazdı” diyor, hedefinin genişliğini işaret ediyor.
Kadınları bu şekilde ‘tesettürlemenin’ bir protestodan çok şeriatın yaptığının aynısını yineleyen, gayet sağcı bir hareket olduğunu düşünen de var; yeni sol adına ilham verici bulan da… Düşününce, evet Zapatist tarzda bir anonimliği tercih ediyor. Evet, tüketim manyaklığından, kapitalizm eleştirisinden söz ediyor. Ama bir yandan 2005’te Birleşik Krallık’ta Reklama Karşı Müslümanlar’ın (Muslims Against Advertising- MAAD) aynısı yapıyor. Onlar da kadın bedeninin göründüğü reklamları çamurla sıvıyorlardı. Bütün bunların ortasında Tesettür Prensesi hiçbir politik cenahla birlikte anılmak istemediğini tekrarlıyor. Hatta o kadar fazla apolitik görünmeye çalışıyor ki, bu gayretten yola çıkarak gerçekten 20’lerini sürdüğünden emin olabiliriz.
Dini inancı olup olmadığı sorulduğunda, ‘Müslümanım’ demiyor, ama başka bir dinin adını da anmıyor. Dinden çok ruhani âlemle alâkadar olduğunu söylüyor. “Fakat din de, Müslümanlık da, bunların etkileri de ilgimi çekiyor; hem öğrenilmiş kodlar olarak, hem estetik, hem de giyim kuşam olarak…”
Bu moda işlerini gerçekten takip ediyor. The Guardian’da yakındaki ilk hedefinin H&M markası olduğunu açıklamış. Tartışmak istediği ‘demokratik moda’ fikri, örtülü kadınların çok tercih ettiği bir marka olması ve ilanların şehrin birçok yerinde bulunması onun için yeter sebepmiş. 

Azınlıkların graffiticisi
Kendisini ‘azınlıkların graffiticisi’ olarak tarif etmesi, Fransa’da yaşayan bir göçmen olduğu hissini doğurmuş birçok kişide. Çeşitli bloglarda kimliğine dair yapılan fal okumalarında da rastlıyorsunuz bu teze. Ama zaten graffiticilerin ne kadarının ‘çoğunluktan’ geldiği düşünülürse, bu daha çok graffitici prensesi sahiplenmek isteyen kitlelerin çeşitliliğine bir gösterge sayılabilir. Paris varoşlarının öfkeli graffiticileri de, zaten göçmen olarak ikinci mevki bir hayat süren, bunun üzerine bir de sokakta var olmayı tercih ettiği gibi dolanamayan örtülü kadınlar da… Kapitalizm eleştirisinde böyle şehirli anarşist hareketleri seven Paris entelijansiyası da, ataerkil görsel dilden ve kadın bedeninin insansızlaştırılmasından yakınan feminist kitle de bir bağ kuruyor bu meçhul kimlikle.
Zaten Tesettür Prensesi de sanki bunların hepsini istiyor, o yüzden imkân olduğunda da fazla yuvarlak konuşuyor. Kimi zaman ‘sanatsal cihad’ gibi fazla şık tamlamalar kullanıyor. Hatta galiba konuşmasa daha iyi sanki…
Doğrudan mağduriyet yaşamayanın, mağdur olan için giriştiği hak mücadelelerinde insana umut veren bir yan oluyor. Çok isterim Princess Hijab, 40’larında, 50’lerinde, Sarkozy’nin el süremeyeceği kadar Fransız, hatta dinsiz bir erkek çıksın. Ama derdi gerçekten de örtünme yasağı, ezilen göçmenler, kadın hakları ve kapitalizmin kendisi olsun.


    ETİKETLER:

    Fransa

    ,

    11 Eylül

    ,

    Guardian

    ,

    hayat