Teşhir etmek ya da etmemek

Teşhir etmek ya da etmemek
Teşhir etmek ya da etmemek
Son operasyon aynı filmi tekrar vizyona soktu: Popüler simalar polis-medya işbirliğiyle 'Uyuşturucu kullanıcısı' etiketiyle teşhir edildi. Yeniden tartışmaya açıyoruz: Ünlülerin afişe edilmesi etik mi?

İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından önceki gün düzenlenen operasyon bir kez daha özel hayatın teşhiri bakımından bir tartışma başlattı. Emniyetin pek çoğu tanınmış isimlerden oluşan 48 kişinin isimlerini ve görüntülerini basınla paylaşması eleştiriliyor. Kimileri tatil yaptıkları yerlerden İstanbul’a getirilen 26 oyuncu arasında çok ünlü isimler de var. Bu isimlerin gerek gözaltına alınma gerek emniyete ifadeye gelirken ve giderken basının karşısına çıkartılması, suçları sabit olmamasına rağmen uyuşturucu kullanıcısı olarak yaftalanmalarına neden oluyor. Bir görüşe göre bu uygulama narkotik suçlar konusunda caydırıcı olması için yapılıyor. Ama bunun tam tersi gençleri özendirebileceğini söyleyenler de var. Mesela Yeşilay Başkanı İhsan Kahraman. Dün Habertürk ekranında Kahraman, ‘Sanatçıların alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarıyla gündeme getirilmemeleri gerektiğini’ söyledi. Benzer görüşü dün köşesinde dile getiren Cengiz Semercioğlu bir yandan da insanların afişe edildiğini söylüyor. 

Eyüp Can yazdı. "Şöhretin bedelini ünsüzler öder!"

Olağan şüpheli olarak popüler kültür
Hakikaten pek çok hukukçu özel hayatların böyle afişe edilmesinin sakıncasına değiniyor. Şebnen Korur Fincancı, insanların damgalandığına işaret ederken Münip Ermiş masumiyet karinesinin ihlal edildiğinin altını çiziyor. Üstelik suçlama, bir toplumsal lince dönüşebiliyor. En azından herkesin özel hayatını merak ettiği kişiler toplumsal hafızaya uyuşturucu gibi olumsuz bir imajla kaydediliyor. Bunun en çok uyuşturucu operasyonlarında ortaya çıkması da tesadüfi değil.
Emniyetin narkotik birimi, ünlü isimlere düzenlenen operasyonların ilgi çektiğinin farkında. Böylece uyuşturucu kullanan ve ticaretini yapanları caydırmayı umuyorlar, kimi iddialara göre narkotik bu tür operasyonlarla adını duyurmayı ve ‘başarısını’ göstermeyi seviyor. Tabii haberin patlamasıyla sosyal medyada, operasyonu Gezi Eylemleri’ne bir tepki olarak niteleyenler de çok oldu. Ama bunu bir ‘tesadüf’ olarak ele almak da mümkün...
Hukukçulardan iletişimcilere konuyla ilgili uzmanlardan görüşler topladık. Bu tür operasyonların ve afişe etmelerin sakıncalarını tartıştırdık.

Kimlikler hiçbir şekilde açıklanmamalı

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı: Yaygın bir uygulama bu. Birçok olayda herhangi bir şekilde, kovuşturmaya bile geçmeden bu tür bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması çok ciddi bir hak ihlaline yol açıyor. Bu insanlar damgalanmış oluyorlar. Sonra kayıtları değiştirebilmeleri de olanaklı olmuyor. O yüzden bu tür durumlarda, mutlaka bu kişilerin bilgilerinin gizliliğinin sağlanması gerekiyor. Kimliklerinin hiçbir şekilde açıklanmaması gerekiyor. Bu bilgiler kesinleştikten sonra açıklanması gerekiyor. Ayrıca insanların bir madde kullanıyor olmalarının ortaya çıkarılması ve toplumla paylaşılması, herhangi bir suç işlemedikleri koşullarda tıbbi açıdan da hasta bilgilerinin gizliliğini ihlal anlamına gelir. Bu raporların ortalığa dökülmesinde bir de etik ihmal var. Bu raporların da sızdırılmaması gerekir. Tıbbi uygulama hatasıyla başlatılan soruşturmalarda da benzer bir durum var. “Katil doktor, açgözlü doktor” gibi haberler çıkıyor. Soruşturma aşamasında doktor aklanıyor ama insanların zihninde hep ‘Katil doktor’ olmayı sürdürüyor. Böyle birçok meslektaşımız mesleği bıraktı. Cinsel saldırı olgularında, otopsi raporlarında da benzer durumlar söz konusu. Bunların hepsi bu insanların hak ihlaline uğramasına neden oluyor. Bu raporların paylaşılması ancak kişilerin kendi isteğiyle olabilir. Özellikle tıbbi raporların kesinlikle sızdırılmaması gerekiyor. 

Prosedür herkes için aynı 

Narkotik Şube’den bir yetkili: Ünlülere ayrı vatandaşa ayrı bir prosedür yok. Yaptığı işin, eylemin sonucuna göre değerlendirilir. Emniyet Müdürlüğü’nün içinde gazetecilerin basın odası var, her gazetenin temsilcisi var. Gazeteye haber veya basın açıklama yapma yetkisi valinin izniyle oluyor. Basın açıklamaları, basın metinlerinde olandan fazla bir bilgi yer almaz, yapılmış işin görüntüsü görüntü varsa bir kişiyi suçlamadan, yapılan iş anlatılarak basın açıklaması yapılır. Buradaki arkadaşlar da bize gelen her şeyi çekerler. Hatta bazen karışıklık da yaparlar, ziyarete gelenleri de çekerler. Onların görevi haber toplamaktır. Gözaltına alınan insanların savcı talimatıyla başvurdukları bir prosedür var. Nezarete alınırken, yapılacak işlemler. Bunun şekli şemali bellidir. Narkotik şubeye giriyorsa, gazeteciler de bunu anlayarak haber yapar. 
Ünlüler adliyede

Görüntülerin yayımlanması suç

Münip Ermiş, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı: İki günden beri basın ve yayın organlarında sanatçılara yönelik gözaltı görüntülerinin ve soruşturma belgelerinin yayımlanması suçtur. Çünkü Türk Ceza Kanunu’nun 285/1 maddesi soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişinin 1 yıldan 3 yıla kadara hapis cezası ile cezalandırılacağını söylemektedir. Belgelerin yayınlanması bu suçu oluşturacaktır. Yine TCK 285/4 maddesi ise gözaltında olan kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayımlanmasını en az altı ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. Çünkü bu yaptırımlar özel yaşamı koruma amaçlı değildir. Burada ceza hukukunun en temel ilkesi olan masumiyet ilkesi korunmaktadır. Bu nedenle bir sanatçının plajda çekilmiş fotoğraflarının yayımlanması ile gözaltı görüntülerinin ve isminin yayınlanması aynı şey değildir. Birincisinde özel yaşam tartışması söz konusudur. Hukukun genel yaklaşımı, kamuoyu tarafından yakından tanınan kişilerin özel yaşamının haberleştirilmesini basın özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirmektedir. Bu konuda hukuk daha esnek davranmaktadır. Masumiyet ilkesinin korunması ise tanınmış olsun veya olmasın herkesin hakkıdır. Bunun istisnası yoktur. Sanatçı veya tanınmış kişi diye masumiyet ilkesi zedelenemez.

Uyuşturucunun zararları gösterilmeli
 
Prof. Dr. M. İhsan Karaman, Yeşilay Genel Başkanı: Bu tür haberlerde hep medyatik isimler öne çıkarılıyor. Yeni yetişen kuşaklar için bu görüntüler travmatiktir. Örnek aldığı kişileri ekranda, yasadışı bir madde kullanımı haberinde izliyorlar. Bağımlılıklar hakkında aileleri, eğitimciler, STK’lar o çocuğa ne öğretmişse hepsi tepetaklak oluyor. Medya, uyuşturucunun kişileri ne hale getirdiğini daha çok ekrana taşımalıdır. Farkındalık yaratmalı ve bilinçlendirmelidir. Ben bunu bir halk sağlığı uzmanı olarak rica ediyorum. Bu ülkede alkol, sigara ve uyuşturucudan hassasiyetle uzak duran sanatçılarımız var. Bunların ekranda yüceltilmesi, gelecek nesillerimiz için bir yatırım olacaktır. 

Dünyada böyle kapsamlı teşhir yok

Tayfun Atay, Radikal yazarı: Uyuşturucuya yönelik operasyona hiçbir şey söylenemez. Emniyet gereğini yapmıştır. Ama gereğini ‘gerektiği gibi’ mi yapmıştır, o tartışılır. Çünkü bu, aynı zamanda sistematik bir ‘teşhir operasyonu’ izlenimi bırakacak şekilde gerçekleştirildi. O yüzden dizi oyuncularına gözaltı, hem onlara yönelik bir gözden düşürme hem de popüler kültüre ‘gözdağı’dır diye düşünenler elbette çıkacaktır. Çünkü hep belirttik, diziler ve daha genel anlamda popüler kültür, iktidarın fethedemediği bir ‘kale’. Çok sert sansür ve ceza mekanizmalarıyla, reyting sisteminde yeni bir takım düzenlemelerle bu kale çok sarsıldı, ama düşmedi. Bazı oyuncuların Gezi eylemlerine aktif ya da pasif katkı vermiş olması tuz-biber ekmiş midir böyle bir uygulamaya, bilmiyoruz. Ama bilinen, dünyanın her yerinde uyuşturucudan yakalanan starlar ‘bireysel’ mahiyette haber olsa da böylesine topluca, kapsamlı, hacimli bir teşhirin pek görüldük-bilindik olmaması.

Polis bu yöntemi caydırıcı olarak görüyor ama... 

Cengiz Semercioğlu, Gazeteci: Ünlülerin uyuşturucu operasyonunda deşifre edilmesine başından beri itiraz ediyorum. Çünkü bu insanların ne kadar uyuşturucu kullandığı, ne kadar bulundurduğu ya da sadece telefon konuşmasında adı geçtiği için mi gözaltına alındığı, hiçbiri belli değil. Şimdi bütün kamuoyunun kafasına bu 25 isim uyuşturucu kullanan kişiler olarak lanse ediliyor. Örneğin İlker Aksum, polis onu iki saatliğine aldı, sonra geri bıraktı. Ancak gazetelerde İlker Aksum’un uyuşturucu kullanan biri olarak fotoğraflarını görüyoruz. Bence polis bu yöntemi caydırıcı olarak görüyor. Bence bu çok yanlış bir yöntem. Çünkü bu yöntemle suçlu olmayan insanları suçluymuş gibi kamuoyuna yansıtıyorlar. Bu durumun bir başka yanı da bu kadar ünlünün uyuşturucu kullanıyor olarak lanse edilmesinin özendirici yanı. O ünlüleri rol model olarak alan insanlar “Bu kadar ünlü adam bunu kullanıyorsa kötü bir şey değildir” diye düşünebilir, onlara özenebilir. 

Meslek ilkelerine sığmıyor

Doğan Tılıç, Gazeteci: Burada konunun illa uyuşturucu operasyonu olması şart değil, her türlü olayda henüz yasal süreci tamamlanmamış, suçu kesinleşmemiş kişilerin deşifre edilmesi gazetecilik ilkeleri açısından kabul edilemez. Bizler sanki ünlü insanların, politikacıların özel hayatları yokmuş sanki onlar bizim dünyamızda yaşamıyormuş gibi bir algıya sahibiz. Bu düşünceyle bu genel ilkeye uymamayı meşrulaştırmaya çalışıyoruz. Herkesin bir özel hayatı var. Yasal sürecin tamamlanmadığı bir durumda o insanların deşifre edilmesi çok yanlış. Polis bunları bilerek servis ediyor. Eskiden bu durum çok yaygındı, polis bulduğu silahlarla yakaladığı şüphelileri dizer basına gösterirdi. Biz gazeteciler kendi meslek ilkemiz ile hareket etmek zorundayız. Bize servis edilen her şeyin üzerine atlamak gazetecilik ahlakına sığmıyor. 

İnsanların akıllarında ilk haber kalıyor

Ragıp Duran, iletişim bilimci: Şüpheli, zanlı, tutuklu, tanık gibi birbirinden çok farklı kavramlar ayırt edilmeksizin lanse ediliyor. Ortada fol yok yumurta yok belki delil bile yok insanlar itham altında kalıyorlar. Bu durum ünlü ünsüz ya da sadece uyuşturucu operasyonu için gerçekleşmiyor. Adli ve siyasi davalarda da aynı durum yaşanıyor. Bazen savcılık o kişileri mahkemeye dahi çıkartmıyor ancak akıllarımızda o kişiler suçlu olarak yer ediyor, amiyane tabirle bu insanlara ‘çamur atılmış’ oluyor. Medyada bu tarz haberler ilk gün çok büyük bir yer kaplarken bu gözaltının sonucu ve takip haberleri o kadar büyük yer kaplamıyor. Bu yüzden toplumun hafızasında ilk günkü haber kalıyor.

‘Boğaza nazır “esrar serası”


Sinema ve dizi dünyasının ünlü oyuncularına yönelik yapılan narkotik operasyonunda, aralarında Kenan İmirzalıoğlu, Sarp Apak, Nehir Erdoğan, Engin Altan Düzyatan’ın da bulunduğu 29 ünlü isim ile 19 torbacının sorgusu devam ediyor. İddiaya göre ünlü isimler, kendi aralarında ve uyuşturucu torbacılarıyla yaptığı bazı telefon görüşmelerinde, şifreli kelimeler kullanıyormuş. Uyuşturucu sağlamakla suçlanan oyuncu Eray Özbal’ın Cihangir’de kenevir yetiştirdiği teras katın görüntüleri de basına verildi. Özbal’ın Boğaz manzaralı seradaki esrarlarla ilgilendiği için beş aydır evinden dışarıya adımını atmadığı da polisin verdiği bilgiler arasında. Narkotik polisi, birbirleriyle ilişkili olan 4 ayrı torbacı grubu ile 4 ayrı ünlü grubunu 11 ay süresinde ayrı ayrı yakın takibe almış. Yapılan takipler sırasında ünlülerin, torbacı gruplarından temin ettikleri uyuşturucuları, kendi gurup arkadaşlarına da ikram ederek, ya da aracı olarak ‘Mal ve Mekân Temin Etmek’ suçuna karıştıklarının belirlendiği söyleniyor.
Polis takibinde olan ünlü oyuncuların, kullandığı iddia edilen şifreler ise şöyle: Yerli: Esrar, Yabancı: Bonzai, Kitap Bitti: Uyuşturucu Bitti, Kitap Okuyorum: Uyuşturucu Kullanıyorum, CD Getir: Uyuşturucu Siparişi, Film İzlemeye Gidelim: Birlikte Uyuşturucu İçelim.