Teslim alınamayanlar

Teslim alınamayanlar
Teslim alınamayanlar
Seks işçiliği yapan kadınların hayat mücadelesini konu alan 'Teslimiyet'te transseksüel oyuncular başrolde
Haber: Elis EKİNCİ / Arşivi

Bu yıl, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, tek seansla izleyiciyle buluşan ‘Teslimiyet’ vizyonda. Görkem Kanbolat Arslan, Didem Soyku, Ayta Sözeri, Seyhan Arman ve Buse Kılıçkaya’nın başrollerinde oynadığı film, aynı evde yaşayan dört transseksüelin hayatını, önyargısız, gerçekçi ve olabildiğince ‘içeriden’ anlatıyor. Ana kadrosu transseksüel oyunculardan oluşan ilk filmi ‘Teslimiyet’i, yönetmeni Emre Yalgın’la konuştuk.

Sizi böyle bir konu seçmeye iten sebepler neydi?
Film çok temel anlamda trans bireylerin var olma çabasını anlatıyor. Elimizde çok iyi olduğunu düşündüğümüz ve gerek sinema açısından gerek insan haklarına verdiği önem bakımından inandığımız bir senaryomuz vardı ve bunu hayata geçirmek, perdeye aktarmak istedik.

Bunun için de oldukça zorlu bir mücadele verdiniz büyük ihtimalle.
Süreçte şu soru sıklıkla karşımıza çıktı aslında “Neden trans filmi?” Ben bu sorunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum çünkü böyle bir soru sorduğumuz anda aslında sınıflandırmaya, insanları ayrıştırmaya ve onları değer biçerek kategorize etmeye başlıyoruz ki bu ne insan hakları ne de özgürlükler anlamında doğru bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. Evet, birçok insan hakları sorunu yaşanıyor ve trans bireylerin de yaşadığı bir sorun var ortada, birileri bunu da görebilmeli diye düşündüm ben.

Filmde dört trans birey başrolde. Çok fazla rastlanan bir şey değil. Trans roller için genelde erkekler tercih ediliyor. Bu bir tercih meselesi. Biz tercihimizi trans bireyleri oynatmak yolunda kullandık ki bizce hem film açısından hem de politik yaklaşım olarak doğru olan, olması gereken buydu.

Senaryo yazma sürecinde yardım aldınız mı yoksa zaten bildiğiniz, bir hayat mıydı trans bireylerin hayatı? Senaryo süreci uzun bir süreye yayıldı. Benim elimde bir treatman vardı ve karakterleri doğru yazabilmek, onları doğru anlayabilmek için yardıma ihtiyacım vardı çünkü bugüne kadar Türk sinemasında gördüğümüz birçok trans karakter karikatürize tiplemeler olmaktan ileri gidememiş görünüyordu. Bu yüzden, Ankara Pembe Hayat LGBTT derneğinden yardım istedim. Orada Zeynep Özcan’la tanıştık, kendisi de trans bireyleri konu alan bir tiyatro oyunu yazmış ve yönetiyordu. Birlikte çalışmaya, treatmanı senaryoya dönüştürmeye başladık. Bu süreçte, ‘Pembe Gri’ isimli bir belgesel çalışmamız da oldu hatta. Ardından senaryomuz Selanik Film Festivali’nde Balkan Fonu tarafından desteklenmeye layık görüldü ve süreç bu şekilde gelişti. Filmin hikayesi de, tamamen yaşanmış spesifik bir trans bireyin hayat öyküsünü anlatmıyor, aksine kendine ait bir hikayesi olan, kurmaca bir film. Ancak yazarken birçok yaşanmış olaydan esinlendik tabii.

Çekimler Tarlabaşı’nda yapıldı sanırım. Nasıl geçti set süreci? Çekimler Tarlabaşı’nda yapıldı evet. Biz de yaklaşık üç ay boyunca bir ev kiralayıp orada yaşadık. Çok olağandışı herhangi bir zorluk ya da problem yaşamadık. Zaten film çekimleri nerede olursa olsun her zaman yerel halk için, bir süre sonra ister istemez sancılı bir sürece dönüşür. Kim kapısının önünden geçerken ‘beş dakika bekleyin, kayıttayız’ diye durdurulmak ister ki?

Ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Türkiye ’den destek alabildiniz mi? Türkiye’den destek almadık tamamen kendi imkanlarımızla filmi gerçekleştirdik, sponsorumuz filan da hiç olmadı. Zaten transseksüel hikayesi denince herkes üç adım geri kaçıyor, maddi destek beklemek biraz hayalperestlik olurdu. Yabancılar da kendi ülkesinden destek almamış bir filme yatırım yapmak istemiyorlar. Bu durumda geriye kendi inancınız ve beraber çalıştığınız insanların ortaya gönüllerini koymasından başka bir şey kalmıyor ki biz de bu şekilde filmi var edebildik zaten.