Thatcher öldü, punk yaşıyor!

Thatcher öldü, punk yaşıyor!
Thatcher öldü, punk yaşıyor!

Iron Maiden'ın Sanctuary single'ının kapağında Thatcher, grubun simgesi Eddie tarafından boğazı bıçakla kesilmiş halde resmedilmişti.

Önceki gün hayatını kaybeden Margaret Thatcher, icraatlarıyla müziği de etkilemiş bir siyasetçiydi. İngiliz rock ve punk gruplarının yaptığı öfkeli şarkılar uzun bir liste oluşturur.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

“… Çünkü senin gibiler, beni çok yorgun hissettiriyor. Ne zaman öleceksin? Ne zaman öleceksin? Lütfen öl! İyi insanlar bu rüyayı gizlemiyor, hadi bunu gerçekleştir. Hadi bu rüyayı gerçekleştir!...”

Ve sonunda Morissey’nin rüyası gerçek oldu, sanatçının ‘Viva Hate’ (Yaşasın Nefret) albümünün veda şarkısı ‘Margaret on the Guillotine’de (Margaret Giyotinde) ölümünü canı gönülden dilediği, İngiltere’nin ‘Demir Lady’ lakaplı eski başbakanı Margaret Thatcher önceki gün hayatını kaybetti.

İngiltere’nin sosyal yapısını altüst eden sert neo-liberal politikalarını, sanayileşmenin önündeki en büyük engel gördüğü sendikalara açtığı savaşla işçi sınıfına çektirdiklerini, dünyanın bir ucundaki Falkland Adaları’na asker çıkaracak kadar ayyuka çıkmış post-kolonyal fikirlerini bir kenara bırakırsak eğer; rock müziğin evrimleşmesine, yaygınlaşmasına ve politikleşmesine en büyük nedenlerden biri olmayı başarabildi Margaret Thatcher.

İngiltere’de rock yıldızlarının en üretken olduğu dönemde, Downing Street’te oturan ismin Thatcher olmasına şaşmamak gerek. Thatcher’ın 11 yıllık iktidarı boyunca ürettiği politikalar topluma; yüksek işsizlik oranı ve enflasyon, gelir dağılımındaki adaletsizlik, uçurumu giderek derinleşen sınıf farklılıkları, ırkçılık, grev, protesto, yani kısaca huzursuzluk olarak yansımıştı. Ve toplumun genelinde yaygınlaşan bu duygu kimileri için de bulunmaz bir cevherdi.

Bu kaynaktan da tabii ki Woodstock’tan bu yana politikleşme evrimini başka bir boyuta taşıyan rock beslenecekti. Iron Maiden, 1980’de çıkardığı ‘Sanctuary’ single'ının kapağına koymuştu Demir Lady’yi. Grubun simgesi Eddie tarafından boğazı bıçakla kesilmiş Thatcher illüstrasyonu, gazetelerin manşetlerini tepkiyle süslerken, Pink Floyd’un aynı dönemdeki ‘The Final Cut’ albümü hedef tahtasına Thatcher’ı koymuştu. Ve tabii daha nicesi vardı.

Derya Bengi’nin 16 Ocak 2012’de Radikal Hayat sayfalarında yayımlanan yazısı ‘Thatcher’ın bir kulağından girip öbür kulağından çıkan şarkılar’ başlıklı yazısında da belirttiği gibi, “The Beat gibi ska’cılar, The Exploited, Crass gibi punk’çılar, Human League, Blow Monkeys gibi new-wave’ciler, Simply Red gibi soul’cular, Ewan MacColl gibi folkçuların yazdıklarını da eklersek, arkalı önlü iki 90’lık kaset dolduracak kadar Thatcher’lı şarkı piyasaya çıktı 80’lerde…”

Anarcho-Punk’ın  mihenktaşı 

Müziğin insanları bir araya toplama güdüsü, Thatcher sayesinde başka olumlu gelişmelere de vesileydi tabii. İngiltere’nin apolitik kuşağı, otorite düşmanlığı, antikapitalizm, milliyetçilik ve savaş karşıtlığı fikirlerine doğru yeni yeni kulaç atmaya başlarken, temelinde bu düşünceler yatan anarcho-punk’ın doğumu da müjdelenmiş oldu. 70’lerin son demlerinde Sex Pistols’ün ‘Anarchy in the UK’ albümüyle ortaya çıkan bu akımın palazlanması ve yayılması Thatcher iktidarı dönemine nasip olacaktı.

O dönemde kitlesel destek bulan anarcho-punk gruplarının şarkı sözleri arasına yerleştirdikleri politik mesajlar, gençleri ‘kurtuluş’ için mücadeleye çağırırken, herkesi ‘daha iyi bir dünya’ ülküsü için hareket etmeye davet ediyordu. Ortak düşman belliydi: İngiltere’nin başına musallat olmuş ve bir an önce def edilmesi gereken Margaret Thatcher! Acaba Sovyetler’den tutun da Avrupa Birliği’ne kadar dış politikada herkese kafa tutan Thatcher, bir gün ‘anarcho-punk’ın mihenk taşı, ‘Britanya’nın tezenesi’ olarak anılabileceğini düşünmüş müydü?

Etkisi hâlâ tartışılıyor 

Peki, bugüne kadar çeşitli şarkılarda cadı kisvesine bürünen Margaret Thatcher, gerçekten de tüm kötülüklerin anası mıydı? İşte orası hâlâ tartışmalı... Zira kimisi, onun İngiltere’nin sosyal yapısını olumlu ama bilinmez bir akıbete taşıdığını savunur. Ne var ki Thatcher, müziği de sektörel açıdan tartışmaya açık, ‘iyi mi, kötü mü hâlâ meçhul’ bir sonuca doğru sürüklemiştir: Endüstrileşme!

En basitinden Thatcher döneminin yasal düzenlemeleriyle pek çok bürokratik engel kalkar. Plak şirketlerinin tekelinden kurtulan amatör gruplar seslerini daha geniş bir kitleye duyuracak bir ortama sahip olur. O dönemde açılan özel radyo istasyonları, farklı müzik türlerine kapı açan yeni mecralar demektir. İngiltere’ye hâkim olan ‘can do’ atmosferi, rock/punk gruplarının daha deneysel çalışmalarına da ortam hazırlamıştır.

“Thatcher’ın öldüğü gün kahkahalar atacağız, hiç de doğru olmasa bile bütün gece şarkı söyleyip dans edeceğiz” diyordu Hefner, ‘We Love The City’ albümünde... Sonunda Morissey’nin rüyası, Hefner’ın dileği gerçek oldu ve Thatcher öldü. Ancak bıraktığı muhafazakârlıkla süslü neo-liberal miras hâlâ ayakta. Ve ortaya çıkmasına vesile olduğu günden beri 30 yıldır hiç bıkmadan dinlenen enfes şarkılar da... Çünkü punk ölmedi.

Thatcher karşıtı 10 şarkı

1- The English Beat, ‘Stand Down Margaret’
2- Pink Floyd, ‘The Fletcher Memorial Home’
3- The Larks, ‘Maggie Maggie Maggie (Out Out Out)’
4- Crass, ‘How  Does It Feel?’
5- The Specials, ‘Ghost Town’
6- Newtown Neurotics, ‘Kick Out The Tories’
7- Thatcher on Acid, ‘Guess Who’s Running the Show’
8- Billy Bragg, ‘Thatcherites’
9- Morrissey, ‘Margaret on the Guillotine’
10- Frank Turner, ‘Thatcher Fucked the Kids’