Timur'un tutkusu: Semerkant

Timur'un tutkusu: Semerkant
Timur'un tutkusu: Semerkant
Haber: VEDAT ATASOY / Arşivi

İpek Yolu’nun masal tadında şehirlerini anlatmaya devam ediyoruz. Sırada Timur’un efsane başkenti Semerkant var. Özbekistan’ın büyülü şehirlerinden biri olan Semerkant, birçok anıt binaya da ev sahipliği yapıyor. 14 ve 15. yüzyıllarda en görkemli zamanlarını yaşamış şehre, iki imparatorun büyük etkisi olmuş: Cengiz Han yerle bir ederken; Timur, çağının en görkemli şehrini yaratmış.
İpek Yolu’nun tam ortasında yer alan Semerkant, Timur için tam bir tutkuydu. Tüm şehri oldukça yüksek, nakış gibi işlenmiş, görkemli binalarla dolduran Timur, bunun sebebini soranlara, “Askeri gücüme inanmayanlar, şehirlerimdeki görkemi görsün ve ona göre davransın” derdi.
Timur, Özbekçe ‘demir’ anlamına geliyor. Semerkant’ın güneyinde bulunan Şehr–i Sebz’in yakınlarında bulunan ‘Keş’ köyünde doğdu. Barlas aşiretlerine bağlı olan Timur, savaşçı ve sert kişiliğiyle hızla yükseldi ve aşiretin lideri oldu.
Gençken girdiği bir savaşta aldığı ok darbesiyle, ayağı aksak olmuştu. O günden sonra özellikle düşmanları (aşağılamak için) Timur’a ‘Lenk’ lakabını (Aksak Timur) taktı. Ancak siz siz olun, Özbekistan’da milli kahramanlarına Timurlenk demeyin! Çünkü o, Özbeklerin Amir Timur’u. Soylu aileden gelmediği için Han olamayan Timur’a Amir (Komutan) denmiş. Gerçekten büyük ama aynı zamanda acımasız bir komutandı. Hayatı boyunca, milyonlarca kişinin ölümüne sebep oldu. Ele geçirdiği şehirleri yerle bir etti ve halkını da kılıçtan geçirdi. 1402’deki Ankara Savaşı’nda Yıldırım Beyazıd’ı yenince de çağının en büyüğü olduğu tescillendi.
Ancak bu gaddar komutanın en büyük özelliği, fethettiği şehirlerde ne kadar bilim adamı ve sanatçı varsa başkentine getirmekti. Talanlarla ele geçirdiği büyük servetle de Semerkant’ı zamanın en görkemli şehri ve bir bilim yuvası yaptı. Çin’i fethe çıkarken Kazakistan’da öldü. Aslında kendisine bir mezar yaptırmak istemeyen Timur, çok sevdiği torunu Muhammed Şah için yaptırdığı Gur Amir’e gömüldü.

Gur Amir: Amir’in Türbesi
14. yy. Timur döneminin tipik mimari özelliklerini taşıyan türbe, karşılıklı simetrik olarak yapılmış iki minare ve ortalarında bulunan kubbeden oluşuyor. ‘Dilimli Kubbe’ olarak adlandırılan bu tarz yapıya, sanat tarihinde ‘Volütlü kubbe’ adı veriliyor. Majolika çinileriyle süslü minarelerin üzerinde ise; kufi yazıyla yazılmış, ‘Allah’ ve ‘Hu Allah’ (Allah tektir) yazıları var. Bu gösterişli türbenin girişinde ise kör bir Taç Kapı var. Mavinin ve yeşilin binbir tonuyla işlenmiş bu kapı, türbenin en süslü kısmı.
Türbenin içi de dışı gibi gösterişli. Altın varaklarla bezeli türbenin en önemli özelliği Timur’un burada hocaları, danışmanları, oğulları ve torunlarıyla gömülü olması. Hocalarıyla birlikte gömülmesi bilime verdiği önemin en önemli göstergesi.

Görkemli meydan: Registan
Semerkant, aynı Buhara ve Hiva gibi medreseler şehri. “Ortaçağda bilimin kalbi burada atıyordu” demek çok da yanlış olmaz. Ancak Semerkant’ta öyle bir yer var ki güzelliğini anlatmaya kelimeler yetmez! Şehrin kalbi ve ana meydanı...
Kum esintisi demek olan Registan, Timur döneminde çarşılar ile dolu bir yer imiş ancak Timur’un torunu büyük bilim adamı Uluğ Bey imparator olunca, bu çarşıları yıktırmış, yerine kendi adını taşıyan dünyanın en büyük medresesini yaptırmış. Ardından da 200 yıl sonra karşısına aynı büyüklükte ve görkemde Şir-Dor, halk arasındaki adıyla Aslanlı Medrese ve yanına da Tellakari Medresesi yapılmış. Böylece üç büyük medresenin oluşturduğu muhteşem bir bilim meydanı ortaya çıkmış.
Medreseler, sıradışı dış duvar süslemelerine sahip. Aslanlı Medrese’de, aslanların ceylan avı resmedilmiş. Üzerlerinde duran güneş ise Zerdüştlüğün etkisinin göstergesi. 32 metrelik yüksek minareye sahip medresenin duvarları yine Kufi yazılarla süslenmiş.
Meydanın solunda bulunan Uluğ Bey Medresesi, Uluğ Bey’in astonomiye olan tutkusuna ithafen yıldızlarla bezeli. Ayrıca geometrik desenler de bulunuyor. Bu kapıyı bizzat kendisinin tasarladığı rivayet ediliyor.
Sovyet döneminde de meydan önemli bir buluşma yeri olarak kullanıldı. Kızıl Ordu Semerkant’ı ele geçirirken, bombardımandan Registan da etkilendi. Ancak Sovyetler Semerkant’taki tarihi binaları hemen restore etti. Özellikle Registan’a çok önem verdiler. Bu meydanı gösterilerde bazı eylemlerde kullandılar. Örneğin; tesettürü yasaklayan Sovyetler, tüm tesettürleri toplayarak bu meydanda yaktı. Halk mahkemesi, burada yargılama yaptı...

Uluğ Bey Rasathanesi
Semerkant’ın bilimde ulaştığı en yüksek noktayı, Uluğ Bey tarafından 1421’de yaptırılan ve eşsiz büyüklükteki rasathane temsil ediyor... Artık sadece kalıntıları bulunan bu rasathane Semerkant’tan 3 km uzaklıkta bir tepeye kurulmuştu ve tahminen 3-4 katlıydı ve yüksekliği yaklaşık 35-40 metreydi.
Rasathanenin ‘yok olma’ öyküsü ise çok acıklı. Babasının bilimle çok ilgilendiği ve devleti zayıf bıraktığını düşünen, Uluğ Bey’in oğlu Abdul Aziz, tahtı bırakmasını ve hacca gitmesini ister. Ve Semerkant’ın çıkışında oğlu tarafından öldürülür. Uluğ Bey’in öldüğünü duyan yobazlar, duvarları yıldız haritaları ve resimlerle süslü olduğundan uzun zamandır gözlerine kestirdikleri rasathaneyi, ‘40 Şeytanın yeri’ diyerek yıkar ve içindeki tüm kitapları yakarlar. Ali Kuşçu’nun da aralarında olduğu bazı bilginler kaçarak canını kurtarır. Önce Tebriz’e gelen, sonra da Fatih Sultan Mehmed’in yanına sığınan Ali Kuşçu 1474’te İstanbul ’da ölür. Rasathaneden kaçırabildiği ve Uluğ Bey ile birlikte yazdıkları kitapları ise yüzlerce yıl kaynak eser olarak tüm dünyada okutulur. Bu rasathane Sovyet arkeolog Viatkin tarafından, 1930’da tesadüfen bulunmuştur.

Bibi Hanım Camii
Semerkant’ın bir diğer anıt binası ise Timur’un aslen Çinli bir prenses olan, eşi Bibi Hanım adına yaptırdığı cami...
Timur’un, ünlü Hindistan seferine çıkmadan önce başlattığı caminin yapımı sefer dönüşü (1398) tamamlanmış. 100 fil, 13 bin işçi, 200 sanatkâr çalışmış. Şu anda 30 metre yüksekliğinde olan cami aslında 60m. yüksekliğinde dev bir kubbeye sahipmiş. Ancak mimari bir hata yüzünden, 17. yüzyılda bir cuma namazı sırasında kubbe çökmüş ve yüzlerce kişi ölmüş. Aslında halen bu yıkımın izini görmek mümkün. Hatta caminin kapalı bölümü sanki her an yine çökecekmiş gibi. Her yeri çatlaklarla dolu. Özbeklerin burayı turizme açmış olmalarını doğru bulmuyorum. Oldukça tehlikeli. Buraya ziyarete gelenler dikkat etsin!
İçerinin virane ve tehlikeli haline rağmen özellikle 3 kemerli anıtsal kapı muhteşem... Yine Majolika çinileriyle süslü ve 
Kufi yazılarla dolu....
Caminin avlusunda ise çok önemli bir mermer rahle bulunuyor. Hz. Osman’ın ceylan derisine yazdırdığı, dünyanın en eski iki Kuran-ı Kerim’inden biri (diğeri İstanbul’da) için yapılmış bir rahle... Timur’un İran seferinden getirdiği ve önemli günlerde bu rahleye konularak okunan Kur’an başkent Taşkent’te sergileniyor.
Bibi Hanım Camii’nin hemen karşısında ise Şah Zinde Mezarlığı ve Hz. Hızır Camii bulunuyor. Bir nevi VIP mezarlık diyebileceğimiz bu mezarda Timur’un kızları, eşleri, hocaları, generalleri ve önemli şeyhlerinin mezarları bulunuyor. Başka hiçbir yerde örneğine rastlamadığım bu toplu görkemli mezarlık, Semerkant’ın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.
Bu kadar gösterişli yapıya sahip olan Semerkant’ın diğer özelliği ise tam bir ticaret şehri olması. İpek Yolu’nun en büyük pazarlarından olan Siyop Pazarı 800 yıldır aynı yerde açık olan, Orta Asya’nın en eski pazarı. Son zamanlarda yapılan çalışmalarla modern bir görünüme sahip olan pazar her gün kuruluyor. Giyimden, yiyeceğe her türlü ürünün bulunduğu pazar gerçekten gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Timur’un en büyük tutkusu olan Semerkant’a, torunu Uluğ Bey ise ilim ve irfan kattı. Böylece sadece İpek Yolu’nun değil tüm dünyanın en görkemli şehrini yarattılar. Timur’un ve Uluğ Bey’in bu muhteşem başkentine ve özellikle Registan’a hayran kaldım. Mutlaka bir gün gidin!