Tükürmek mi dediniz...

Tükürmek mi dediniz...
Tükürmek mi dediniz...
Eski Doğu Bloku ülkelerinden Bulgaristan'ı mesken tutarak Soğuk Savaş'ı sürdüren 'Mezarına Tüküreceğim 2', çok kötü bir film. Akıl mantık hak getire ama görselliğinde, atmosferinde ya da oyunculuk performanslarında da bir numarası yok... Uğur Vardan'ın Hürriyet Cumartesi'de yayımlanan eleştirisini sunuyoruz...
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Mezarına Tüküreceğim 2 (Not: 1/5)
Orijinal adı: I Spit On Your Grave 2/ Yönetmen: Steven R. Monroe/ Oyuncular: Jemma Dallender, Joe Absolom, Yavor Baharoff, Aleksandar Aleksiev

Amerikan sineması için ‘Soğuk Savaş’ bir türlü bitmiyor; geçmişteki düşman genel olarak komünistlerdi şimdi ise rejimi değiştirseler de genlerindeki kötülüklerden arınmayan eski Doğu Bloku ülkelerindeki birtakım bireyler… Bir fark var; zamanımızın kötüleri ‘ Resmi ’ üniforma giymiyor, sivil hayatın içinde yapıyorlar ne yapıyorlarsa…
Aslında eski komünistler de halihazırda kötülük merkezleri, lakin onlar daha çok aksiyon sinemasının ilgi alanı dahilindeler. Sivil kötüler ise ‘Şiddet pornosu’ deyimiyle de matuf bir türün içinden çıkıp geliyorlar. Ünlü ‘Hostel’ serisini hatırlayalım, olay mahalli Slovakya’ydı. Bu haftanın mönüsü içinde yer alan ‘Mezarına Tüküreceğim 2’nin (‘I Spit On Your Grave 2’) ana mekânı ise kapı komşumuz Bulgaristan’ın başkenti Sofya…

Öykünün kahramanı Katie, New York cangılında geçimini garsonluk yaparak sağlarken bir yandan da modellik yapmak için fırsat kollamaktadır. Bunun için ajanslara portfolyosunu göndermesi gerekmektedir. Çalıştığı yerdeki panoda gördüğü bir telefona başvurur ve verilen adrese giderek fotoğraflarını çektirir. Ama bu adım onun için sonun başlangıcı olacaktır; mekândaki tipler pek de tekin değildir. Akabinde Katie tecavüze uğrar, sürekli şiddet görür. Bir fırsatını bulup kaçtığında ise Bulgaristan’da olduğunu anlayacaktır.
Orijinal film 1978 tarihliydi ve ‘Teksas Katliamı’ ya da ‘Tepenin Gözleri’ gibi dönemin ruhuna uygun bir yapıya sahipti. Steven R. Monroe 2010’da yeniden çevrime soyundu ama bu yetmemiş, 2014’te de konusunu özetlediğimiz bu yapımla karşımızda. Yukarıda ismini zikrettiğimiz yapımlara bakılırsa (ki bu ekibe ‘Deliverance’ı bile katabiliriz), şiddetin, vahşetin elbette bir adresi yok ama şimdiki zamanın öykülerinde olay mahallini ‘Eski komünistler’in topraklarında göstermek gibi bir eğilim var ve ‘Mezarına Tüküreceğim 2’ de bu furyaya sırtını dayamış.
Doğrusunu söylemek gerekirse film çok çok kötü… Akıl mantık hak getire (gerçi onları arayan kim) ama görselliğinde, atmosferinde ya da oyunculuk performanslarında da bi numarası yok… Bizim görevimiz, gidip izliyoruz, naçizane size önerim bu güzel havalarda vaktinizi en azından bu filmde harcamayın; hele hele şiddetin hayatın içindeki seyrine hiçbir zaman ara vermediği, zaman zaman devletin çocuklara bile kıydığı bir coğrafyada bizim bu türden filmlere zaten ihtiyacımız yok diye düşünüyorum… Zaten bu toprağın vahşilerinin de öldürme estetiğine ilişkin bir kaygıları olduğunu kanısında değilim.

Dikkat edin çok sallıyor!