'Tuncel abi şuradan su getir dese yerinden sarsılıyorsun'

'Tuncel abi şuradan su getir dese yerinden sarsılıyorsun'
'Tuncel abi şuradan su getir dese yerinden sarsılıyorsun'

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Yakın zamanda yüzünü gösterdiği 'Acı Aşk'a ve 'Ezel'e bakıp artık daha iyi bir oyuncu olduğunu düşünenler çoğalıyor. Cansu Dere'yle film vesilesiyle aşktan girdik, dizinin efsane karakteri Ramiz Dayı'dan çıktık...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Modelliği neredeyse tamamen bırakalı epey oldu. ‘Sıla’nın ardından verdiği molayı ‘Ezel’le, ‘Son Osmanlı Yandım Ali’nin ardından beyazperdeye dönüşünüyse Onur Ünlü’nün kaleminden, Taner Elhan’ın gözünden çıkan ‘Acı Aşk’ ile yaptı. Cansu Dere’nin haberlerini, araya koyduğu zaman içinde daha çok özel yaşamı üzerinden, kendisinin pek de hazzetmediği biçimlerde aldık. Fairuz Derin Bulut’un enfes yorumları eşliğinde, vizyona arabesk bir tat bırakan ‘Acı Aşk’ için buluşunca aşk meşk mevzuları oturdu sohbetimizin de baş köşesine. Devamında rolü magazinel durumlar da aldı, ‘Ezel’in efsanesi Ramiz Dayı da, kendi deyişiyle ‘kazanın kaynadığı’ Edebiyat Fakültesi yılları da...

Bu aralar ‘Cansu Dere ondan beklenen oyunculuğun ötesine geçti’ gibi bir kanı var. ‘Ezel’in hayranları günbegün artıyor. Bir söyleşinizde, “Akıllı bir insanım, akıllı olduğum için de akıllı insanlarla çalışıyorum” diyorsunuz. Nedir akıllı olmanın işleri doğru seçmedeki karşılığı?
O ne biliyor musun? Şanslısınız deniliyordu, ben de “Akıllıyım da” dedim. İnsanın karşısına çok iyi fırsatlar çıkabilir ama kendini tanıyıp doğru şeyler seçebilmek akılla ilgilidir. Ukalalık için değildi o söz. 

‘Acı Aşk’ta Doğulu olma hali çok dillendiriliyor. Doğululuk-Batılılık dengesi nasıl vücut buluyor sizde?
Ailemden insanları dil, din, ırk diye ayırmamayı öğrendim. Doğu-Batı fark etmiyor ama modernleşme ve geleneksel yaklaşım arasında bir durum var. Modernleşme itici noktalara getirebiliyor insanları. Çok iyi anlaşıldığını düşünmüyorum. Modernleşme... Nedir ki? ‘Çok modernim, yalnızım, mutluyum’ değildir. İnsani ilişkilerde bazı değerleri kaybetmemek gerekiyor. 

Film, ilişkiler üzerinden bakıyor mevzuya. Biz Doğulu olduğumuz için mi bu kadar acılı ve ateşli yaşıyoruz bazı şeyleri?
Burada da ateşli yaşamayanlar vardır herhalde... İnsanın içsel duygusuyla ilgili bence. 

Sizin hayatınızda ne kadar ağırlığı vardır aşkın?
Hastalıklı kısma geçmemek gerekiyor. Ama aşk güzeldir, bir sürü duyguyu yaşatır. Dışarıdan biri sana fiziksel bir şey hissettiriyor. Kalp çarpıntısı oluyor, saçmalamaya başlıyorsun, duygu değişiklikleri yaratıyor. 

Arabesk sever misiniz?
Bağımlısı değilim ama özel bir durumda dinlediğim olmuştur. Orhan Gencebay’ı da dinlersin, Ali Tekintüre’nin bir sürü parçasından da bir sürü yere gidersin. Reddedemezsin ki. Hoşlanmıyorum öyle snobluktan.

“Daha çok kültür sanat haberleriyle anılmak istiyorum” diyorsunuz bir yerde...
Öyle bir cümlem yok! Kültür sanat, ne münasebet... Sergim mi var, kitap mı yazmışım... Hiç haberlerde yer almasam da bana uyar. 

Ne kadar tahammül edilir bir şey sizin için magazin figürü olmak?
Gazetede çıkmaktan nefret ediyorum. Bulunduğum yerde varsa bakıyorum. Onun dışında köşe yazarlarına ya da önemli toplumsal olayların nasıl değerlendirildiğine bakıyorum, internetten. 

Magazin ekleri?..
Bulunduğum yerde varsa bakıyorum, niye bakmayayım. Ama evime sabahın köründe bütün gazeteler gelmiyor. 

Umursamamak mı rahatlama yolunuz?
Yaptığım işin bir getirisi var ama ekstrasını ben talep etmiyorum. Çok derin problemler bunlar. Bu röportajı yapıyorsun, alıp cümleyi değiştiriyor, şimdi ben ne yapayım? O kazandığı paradan memnunsa, gece yattığında huzurluysa... Yapacak bir şey yok. Biz dedikodu seviyoruz, magazin ekleriyle ilgili bir şey değil. Suçu onlara da yüklememek lazım. Umursamamak da başka, bu sefer kişiliğinle çatışmaya başlıyorsun. Ne kadar, neyle, kimle savaşacaksın? Değer mi, hayır değmez. Bu ülkede neler unutuldu ya... 

Bilinen bir ilişkiniz varken dizideki rol arkadaşınızla da yakıştırılıyorsunuz...
Bunu elli defa yaptılar. Yıllardır arkadaşım, üçüncü işimiz, kız arkadaşıyla tanışıyorum. Ayrıca siz kimsiniz ki yalan söyleyeyim? Ben de avukattan yazı çıkarttırıyorum. Çünkü ayıp. Çünkü bu gazeteleri insanın annesi-babası okuyor, karşı taraf okuyor, onun kız arkadaşı okuyor. Onur kırıcı olmamak lazım. Nuri Bilge Ceylan gibi insanlar var, Cannes’da alkışlıyoruz, sonra ‘Öpüşme sahnesinde zorlandınız mı? Karın ne dedi, kocan ne dedi?’ sorusu geliyor. Ne sineması, ne Hollywood’u, ne Oscar’ı... Ayıptır yani...

‘Ezel’le birlikte bir sürü insan Ramiz Dayı’nın ağzına bakıyor. Siz de kapıldınız mı bu rüzgâra?
Tuncel abiyle (Kurtiz) ‘Alacakaranlık’ta da çalışmıştım. ‘Şuradan su getir’ dese zaten yerinden sarsılıyorsun. Yüzündeki her çizgi başka bir hikâye. Onun bir şey söylemesiyle bizimki bir değil. Keşke o yaşa gelince bir şey söylediğimde bu kadar anlamlı kılabilsem. Onunla sohbet ettiğinde, aslında daha yolun o kadar başındasın ki, insana susup düşünmek düşüyor. Ramiz Dayı her bölümde aşkla, sadakatle, özgürlükle ilgili o kadar anlamlı şeyler söylüyor ki insanlar durup bir düşünüyor. ‘Ezel’i okuduktan sonra o kadar etkilendim ki, geçiştirmeye yönelik hiçbir şey yok. Eyşan’dan da çok etkilendim. Dizinin güzel kızı olmanın dışında, hayata bürünmüştü. İyiliği, kötülüğü, gitgelleriyle enteresan bir karakterdi. Diğer karakterler de aynı şekilde. Salt kötü ve salt iyi yok. 

Ömer’in Ezel’e dönüşme öyküsünün göbeğinde Hayata Dönüş operasyonu var. Hayata Dönüş deyince ne canlanıyor?
Güzel şeyler hatırlamıyorum tabii ki. Senin güvendiğin kaynaklar var mı? Benim güvendiklerim çok azaldı. Kime inanırsın; hangi gazeteye, hangi köşe yazarına, hangi politikacıya? Herkes farklı bir şey söyleyecek. Şu anda yaşadığımız şey için de aynısı geçerli. Bir kanal Diyarbakır’da olan şeyin başka yönünü anlatıyor, diğeri başka... Filtreden geçirmek gerekiyor. O kanalın başında kim var, nereye yakın...

‘Şükür eksikliği çok ayıp, insan onu fark ediyor’
Filmde Oya’nın sergisinde, sizin çektiğiniz fotoğraflar var. Nasıl bir fotoğraf gözünüz vardır?
Hikâye ararım. Bir tanesinde, boş bir caddede bir dedenin yürüyüşü vardı, sırtında bir sürü dal taşıyor.
O adamın ne düşündüğüyle ilgileniyorum, nasıl bir hayatı olduğuyla. Bazen bir çocukla konuştuğumda ‘Bu büyümüş de küçülmüş’ diyorsun. ‘Sıla’ döneminde Mardin’deki çocuklarda onu gördüm, kadınlarda da. Aynı yaşta olduğuma kimse inandıramazdı beni. Şükür eksikliği çok ayıp, insan onu fark ediyor. 

Fotoğraf, farklı görme biçimleri kazandırdı mı? 
Gözlerden etkilenirim. En çok orasının yansıttığını düşünüyorum, insanın içini. Daha kolay insan ayırt edebiliyorum belki de... 

‘Bazen aynaya bakıyorum, ne komik görünüyorsun kızım diyorum’ 
Modelliğin en çok hangi kısmını özlüyorsunuz?
Yurtdışı defilelerinde kızlarla çok güzel vakit geçirirdik. O olabilir ama özlediğim bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Dergi çekimlerini severdim en çok, orada bir şeye bürünüyorsun, bir hikâyen oluyor. Ümit Ünal’ın defilelerinde o çok vardır. 

Bir sürü erkek arkadaşım, ‘Cansu Dere Türkiye’nin en güzel kadını’ der. Siz aynaya bakınca ne görüyorsunuz?
Aynaya bakıyorum, bazen ‘Allah’a şükür’ diyorum. Bazen, ‘Ne komik görünüyorsun kızım, böyle surat, böyle göz mü olur’ diyorum. 

Kim sizce Türkiye’nin en güzel kadını?
Valla Nurgül Yeşilçay’ı beğeniyorum. Güzel kadın. Kadın kadın yani... 

98’de İstanbul Üniversitesi’nde arkeoloji okumaya başlıyorsunuz. Nasıldı Edebiyat Fakültesi yılları?
Türban olayları vardı. Kazan kaynıyordu. Amfilerin basılması, polis... Her tarafa dengeli durmak lazım. Girmemek lazım öyle şeylere, yakın olduğum bir görüş vardır ama... Bunu böyle çok da ateşlememek lazım çünkü onu isteyenler var. Sadece kullanıldıklarını düşünüyorum, bu her türlü şey için geçerli. Sağ, sol, terör, asker... Herkes farklı bir şey sunduğu için inanmalarını ve ortalığın karışmasını istiyorlar. Bunlar çok büyük başlar. Hiçbir zaman iyiye gitmeyecek dünya... 

Okulda çatışmaya denk geldiniz mi, ne yapmıştınız?
Sandalyelerin uçuştuğunu falan gördük. Türban, peruk, okula girerken bile bu kadar kontrolün olması ne acayip. Sürekli baskıcı bir durum var. Çok da bir şey yapamıyorsun. Kimi yargılayacaksın ki? İnsanları hiçbir zaman yargılamam, ne yaşadığını bilmiyorsun...