Türk milletinin "15 dakika"sı başladı

Artık kimsenin kaybedecek zamanı yok. Kameraya çıkan kişinin arkasında "el sallayan adam" dekoru olmak ya da anneye, babaya, eşe, dosta öpücükler yollamak çok eskilerde kaldı.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Artık kimsenin kaybedecek zamanı yok. Kameraya çıkan kişinin arkasında "el sallayan adam" dekoru olmak ya da anneye, babaya, eşe, dosta öpücükler yollamak çok eskilerde kaldı. Herkes milyonlara ulaşmak ve kameranın önündeki tek adam olmak istiyor. Pop Art'ın önemli ismi Andy Warhol yıllar önce boşu boşuna "Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak," dememişti. Türk milleti için o gün geldi.
Yıllar önce Number 1 TV'de yayınlanan ve dört gencin ev, iş, özel yaşamını 24 saat kayda alan Real World (Gerçek Dünya) bugünküyle kıyaslandığında oldukça seviyeli ve masum bir BBG'ydi. Belki de "hayatlarımızı uluorta yaşayabilirmişiz aslında" akımının farkında olmadan öncüsü olmuştu o program. Yıllar sonra hayatımıza girecek BBG'lerin "Türk örf, adet ve aile yapısı, vs." üzerinde ne gibi etkiler yaratacağını kimse tahmin etmemişti. Kameranın gerçek hayatları gösterdiği programlar sayesinde toplum kamerayla yeniden tanışacak, ona ısınacak, sevecek, sonra da aşık olacaktı. Artık kamera hayatlarımızın tuzu, biberi, ekmeği, ince belli bardaktaki çayıydı. Bu tanıdık simanın çok değerli bir de katkısı olacaktı: Üne açılan sihirli kapı. Türk milleti kamerayı bir sevdi, pir sevdi. Hep yapar ya hani, fazla sorgulamadan bağrına basıverdi.
Programlar aldı başını gitti. Katılanlar anladı ki, önemli olan yarışmak değil, ünlü olmak. Bu formül keşfedildiğinde de "Benim neyim eksik," diyenler ayna karşısında fırçayı mikrofon yapmalar eşliğinde büyüttükleri ünlü olma arzularını sokaklara salmaya başladılar. Tam da o sırada talebi karşılayacak bir program daha girdi devreye: Sıra Bende. Sıra gerçekten de milletteydi. Üstelik BBG elemelerindeki gibi günlerce kıvırtma/çığırtma potansiyellerini jüri karşısında ispatlama şartı olmaksızın çıkabileceklerdi kameralar karşısına. Her vatandaşın adım atabileceği bir meydana (Taksim) gitmeleri yeterli olacaktı. Ekranın başına geçip düğmeye basacaklar ve ne istiyorlarsa söyleyeceklerdi. Londra Hyde Park'ta Pazar günleri kurulan ve insanların özgürce konuşabildiği Speakers' Corner gibi bir yer olmuştu burası. Üstelik televizyona çıkma şansı da cabası. Warhol'u haklı çıkartıyordu Türk milleti. Herkes 15 dakikalığına ünlü olacaktı.



Meşhur olmak ruhumuzda var
Taksim meydanı. Bostancı dolmuşlarının karşısı. Bir tente altında biriken insanlar. Çoğunluk hatta tamamı erkek. Gece-gündüz, yağmur-güneş farketmiyor. Topluluk, Sıra Bende kamerasının karşısında; beş dakikada ünlü olabilmek için hummalı bir çalışma içinde.

20 yaşındaki Erkan mesela. Beş gün sonra askere gidiyor. Ve gitmeden önce "Bir de yeteneğimi ben sergileyeyim," diyor. Uzun zamandan beri televizyona çıkmak istiyor. Niye? "Meşhur olmak benim ruhumda var." Erkan, meşhur olma ihtimalinin salgıladığı adrenalinden midir bilinmez hiper halde. İster kameraya, ister teybe konuşsun şov yapıyor. Bir yandan da pişmanlıklarını dile getiriyor: "Okuyamadık zaten. Hedefim İletişim Fakültesi'nde okumak, muhabir olmaktı." Sağanak yağmur ne Erkan'ın ne de diğerlerinin umurunda. Kamera, olmadı teyp, onların kurtarıcı şemsiyesi. Erkan sekizinci kez filan basıyor düğmeye, kayıt için. İşini sağlama alıyor ya da hızını alamıyor. "Çok güzel Tarkan taklidi yaparım. Tarkan kapışabilir benle. Aslında müzik olsaydı çok güzel olurdu. Siz Kuzu Kuzu'yu söyleyin, ben yapayım," diyerek Tarkan'la kapışacak şekilde kıvırmaya başlıyor.
İlhan '83 Kars doğumlu. As Otel'de barmen. Takım elbisesi, geriye taranmış jöleli saçlarıyla televizyonluklarını giymiş. Amacı sesini duyurmak. Sesi, Müslüm Gürses'e benzetiliyor. "Bir-iki tane patlattım," diyor.
Kamera karşısındaki kişi, müstakbel seyircilerini büyülemek için uğraş
verirken arkadakiler de büyülenmişçesine kıpırdamadan olan biteni izliyorlar. Muhtemelen akıllarından "Oğlum şunun kadar yırtık olsaydım, iki tane Müslüm de ben patlatırdım," geçiyor ama bunu yapabilmeleri için denize iten densizler misali birilerine ihtiyaçları var. Onlar -ki aralarında boyacılar, tinerciler, evsizler de var- ekrana bakıyorlar. El sallayan filan yok.
Bir sürü çocuk var aralarında. "Biz burada kendimizi Türkiye'ye duyurmak istedik," diyen 12 yaşındaki Umut da onlardan biri. İzmir'e halasına gidemediği için ona görünmek istemiş kameradan. Sesini duyurmak o demek yani. "Neden gidemediniz?" diye sorunca ancak bir çocukta olabilecek samimiyetle "Paramız yok," diyor. Şarkı söylemiş; Ellerimde Çiçekler'i. Altı saattir orada. Ayrılırken soruyor: "Ne zaman çıkıyor bu haber abla? Ben de çıkıcam di mi?"
Göster kendini
Sıra Bende platformuna yüzlerce insan geliyor. Mekanik bir sesin kuralları anlatmasıyla birlikte beş dakikalık "göster kendini" süreniz başlıyor. Küfretmek, RTÜK'ün "cıs" yapacağı şeyler yapmak yok. Millet o kadar çok benimsiyor ki kamerayı, komik olaylara sahne oluyor burası. Koştura koştura kameraya kafa atanlar, kendi partisini kuranlar, dans edenler, boks turnuvası düzenleyenler, ailece çalıp söyleyenler, komşusundan nefret ettiğini itiraf edenler, parasını çalan hırsızlara sövenler, "Otobüs duraklarının yerleri neden değişiyor?" diye söylenenler... Kimisi meşhur olmak istemiyor, derdine çözüm arıyor. Ama çoğunluk hayatını değiştirecek o mucizeyi yakalamak istiyor. Düğmeye basıyor, kırmızı ışık yanıyor ve kayıt başlıyor.


"Yeni bir akım bu"
"Eskiden 'Nasıl meşhur oldun?' sorusuna "Bir gün biri keşfetti,' diye cevap verirlerdi. Bu program insanların şöhret kapısını aralamasını sağlayacak. Herkes istediği şovu yapabiliyor. Belki içlerinden biri televizyonda program yapmaya başlayacak ya da kaseti çıkacak," diyor Sıra Bende'nin sunucusu Murat Başoğlu.
BBG ve benzeri programlarla insanların sırları merak etmeye başladıklarını söyleyen Başoğlu, "Çünkü artık yapılacak her şey yapıldı. Yeni bir akım bu. Halkın kendi şovlarını yaptığı ya da insanların bir yerleri gözetlediği programlar revaçta. Şurada bir apartmana cam vitrin yapın, karşısında 50 tane adam oturup seyrediyor olacaktır. Los Angeles'ta bir fitness merkezinin cephesi tamamen cam kaplı. Caddede insanlar seyrediyorlar. Kapalı olan şeyler açıldığı zaman insanlar izlemekten keyif alıyorlar."