Türk modası nasıl kurtulur?

Türk modası nasıl kurtulur?
Türk modası nasıl kurtulur?
Bu başlığı Vasıf Öngören'in unutulmaz eserinden hatırlıyor olabilirsiniz. Yazıldığı dönemin Türkiye'sini yansıtan bu oyunun arka planındaki unsurlar, aslında bugün Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul için de kullanabileceğimiz cinsten. Yani başka deyişle işin özü, Asiye'ye değil neticeye bakmaktan geçiyor.
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Türk modasının geçtiğimiz hafta verdiği moda haftası sınavının bir izdüşümü aslında bu eser. Değerli tiyatro kuramcımız Vasıf Öngören, 1969 yılında kaleme aldığı Asiye Nasıl Kurtulur? oyununda “Bize has bir tiyatro nasıl olmalı?” sorusuna çeşitli yanıtlar arar. Tıpkı bizim bugün moda sektörü için aradığımız yollar gibi. O dönem yükselişte olan Bertolt Brecht’in ve epik tiyatronun artçı yansımalarından biri olan bu oyunun sonunda, belirli bir sistemin içindeyken Asiye için herhangi bir kurtuluşun mümkün olmadığına tanıklık ettirir bizi. 1986 yılında Atıf Yılmaz’ın çektiği ve başrolünü Müjde Ar’ın oynadığı filmde ise zihinlerimizde daha net bir noktaya oturturuz bu mevzuyu.

İPUÇLARININ PEŞİNDE

Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul; beğeniden öte yermeyi, koşullara veryansın etmeyi ve arka plandaki emeği görmeksizin yapıyı söylemleriyle çökertmeyi seven Türk moda takipçilerinin bir kutlama haftası adeta. Nitekim İstanbul’da bir moda haftası yapıyorsanız, sadece kameralara poz vermeye gelen ünlü isimlerin, bir elin parmağı kadar defile izleyerek kaleme sarılan köşe yazarlarının, basın bülteninin virgülüne dokunmadan moda eleştirisi yapan editörlerin, ‘bu işi kimin için yapıyoruz?’ saplantısından kurtulamamış moda tasarımcılarının ve güneş gözlükleri ve eldivenleriyle sadece sosyal medyada ‘like’ almaya uğraşan blogger’ların bir aradalığını kutluyorsunuz demektir. Tıpkı Asiye’yi içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya meyletmiş dernek üyesi ‘hanımefendiler’ gibi…

SATIŞ ODAKLI ORGANİZASYON


Peki beşincisi düzenlenen #MBFWI’den geriye kalanlara bakacak olursak nasıl bir tablo çıkıyor ortaya? Öncelikle satış kaygısıyla birlikte emeğinin karşılığında - haklı olarak - beğenilmeyi de bekleyen 41 tasarımcı var karşımızda. Her biri henüz gelişmekte olan bir moda kültürü içinde, kılavuzu olmayan turistler gibi, iyi ya da kötü yönünü bulmayı bekliyor. Başak Cankeş (Bashaques’), Murat Aytulum, Salih Balta, Aslı Jackson, Belma Özdemir, Raşit Bağzıbağlı, Esra Bezek (Cashmere In Love) ve Nedret Taciroğlu bu sezon ilk kez trene binen isimlerden. Yol almaya devam ettikleri ve dinlediklerinden ders çıkarmayı öğrendikleri ölçüde başarılı olmamaları gibi bir durum söz konusu değil. Birçoğunun okulda aldığı eğitim ve sektörde edindiği tecrübe zaten yol gösterici olacaktır. Tıpkı kendi çıkışını arayan Asiye gibi…


Defile takvimine bakıldığında trenden inmiş gibi gözüken bazı tasarımcılar ise en azından The Core Istanbul’da 2015 Sonbahar/Kış koleksiyonlarını satınalmacılarla buluşturmak üzere hazır ve nazırdı. 34 tasarımcı ve 10 markanın yer aldığı bu bölümde bazı isimler ürün açıklamalı fiyat listesini hazırlamadığı için satış yapamamış olsa da, bazıları da yurtdışındaki fuarlarda aldıklarından çok daha fazlasını sipariş aldı. Çiğdem Akın, Tuğba Ergin, Brand Who, Özlem Kaya, Les Benjamins ve Mehtap Elaidi bu isimlerden bazıları. Endüstri içinde yeni istihdam alanları ve oyuncu ihtiyacı doğuran ve tasarımın satışa döndüğü The Core Istanbul bu anlamda daha da önemli artık. Tıpkı film içinde film, oyun içinde oyuna dönüşen Asiye’nin hikayesindeki tiyatro sahnesi gibi…

ÇUVALDIZI KENDİNE BATIRMAK

Moda haftasından bahsetmemiz ve global takvimle eşzamanlı olarak İstanbul podyumunda sezon koleksiyonlarını izlemeye başlamamız henüz çok yeni. Beş yıl önce ancak tüm oyuncular sahaya çıktığında bu tablonun netleşeceğini söyleyenler bugün haklı çıkmaya başladı. Türk modasının kalbinin attığını ve artık taze kan pompaladığını görmemek için kör olmak lazım. Çatlak ses çıkardıkça prim yaptığını düşünenler de biraz nefes alıp rahatlamalı. Onlar için en güzel deşarj yöntemi belki de bir Kibariye şarkısı açıp dans etmek(!) olabilir.


Her moda haftasından sonra ‘vurun abalıya’ demek yerine, olaya bir de başka yönden bakmaya başlamalıyız. Tıpkı Asiye Nasıl Kurtulur? eseri özünde nasıl Asiye’nin değil de, onu kurtarmaya çalışan ‘laf kalabalığının’ çıkmazını ortaya koyuyorsa, #MBFWI de er meydanında kaçak dövüşenlerin alanı olmaktan çıkmalı. Yön göstermeden eleştiren sığ söylemlere ve yapanın kendi egosunu tatmin eden kişisel yorumlara herkesin karnı fazlasıyla doldu. Şimdi sindirme zamanı.

Her sezon profesyonel bir organizasyona imza atan IMG Doğuş pazara geldiğinde verdiği sözü tutup artık ‘yılın 365 günü’ Türk modasına destek vermeli; sadece yılda iki haftanın artık yeterli olmadığı aşikar. Defile hazırlık sürecinde kafasına göre model değiştirerek sıkıntı yaratan kimi ajansların feodalitesinin de ortadan kalkması şart; IMG Models’ın da sektöre girmesi bir ihtiyaç. Tasarımcılarımız da artık bir sağa bir bir sola gitmekten silkinip koleksiyon sunumlarına süreklilik kazandırmalı. Sektörün genç isimleri çokbilmişliklerini birkenara koyup Ur-Ge, Fashion Incube ve Koza Yarışması gibi projelerin hakkını vermeli. Aksi takdirde filmde söylendiği gibi “Şimdi kolay sayın bayan, öl demek!”


ÖNEMLİ BİR GELİŞME

Bir işin sürekliliği varsa, ona inananların sayısı da zamanla artar. İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin (TGSD) katkısı olmadan hazır giyimde tasarımın artı değerinden bahsetmezsek bir şeyler eksik kalırdı. Bu yüzden önümüzdeki sezon #MBFWI ile eşzamanlı olarak, 14-15 Ekim’de düzenlenecek olan 8. İstanbul Moda Konferansı ve 31. Uluslararası Hazırgiyim Federasyonu Dünya Moda Kongresi’nin olmasını da iyiye işaret olarak alalım.
(Fotoğraflar için StreetStyleTurkey.com’a teşekkürler)