'Türk psych-rock müziğinin büyük hayranıyım'

'Türk psych-rock müziğinin büyük hayranıyım'
'Türk psych-rock müziğinin büyük hayranıyım'
Yeni sezonda Babylon'un ilk misafirlerinden biri, The Soft Moon projesi ile Luis Vasquez olacak. Vasquez, "Ay'da konser veren ilk kişi olmak istiyorum!" diyor.

Albümlerinizde ve özellikle canlı performanslarınızda yansıttığınız sanatsal müzik yaklaşımını nasıl açıklayabilirsiniz?
Amacımız klasik sahne performanslarındansa bir grup olarak sahnede farklı bir deneyim yaratmak. Dinleyicilerin tüm duyularını harekete geçirmek benim için çok önemli. The Soft Moon çalışmalarının etkili olmasını sağlayan en önemli unsurlardan birisi de görsellik.
Sizce müzik, performans ve sanat üçlüsünü etkili bir biçimde sergileyebilen başka müzisyenler var mı?

 Bu günlerde Trent Reznor’un NIN ile yaptıklarını gözlemliyorum. Aslında gençken bir NIN hayranı değildim. Ama bu dönemde kendi projesi olan Downward Spiral’i fark ettim ve ‘The Fragile’ parçasından çok keyif aldım. Aynı zamanda NIN grubunun görselliği canlı şovlarında ne kadar çok kullandığını fark etmeye başladım, albüm kapaklarında olduğu gibi. Müzik ve görselliği kombine etme konusunda Trent Reznor’un seviyesine geldiğimi söyleyemesem de Trent Reznor bu günlerde en çok ilham aldığım ve bir profesyonel olarak olmak istediğim kişi. Elbette kendi özgün ve kişisel yolumla...
Sizi mutlu eden şeyler nelerdir?Hayatta çok basit şeyler mutlu eder beni. Yemek yapmak, sağlığımı korumak ve sorunlarımı alkolle gizlemek gibi.
İnsanların müziğinize tepkileri sizi şaşırtıyor mı?
Yansıttığım şeylerle insanların bağ kurmaları çok önemli. Başlangıçta sadece dinlemek istediğim türden müzikleri kaleme alıyordum, kendimi iyileştirmek ve bir birey olarak geliştirmek için yarattığım bir terapi gibiydi. Tüm problemlerimi, korkularımı, düşlerimi tamamıyla dürüst bir şekilde yazıyorum. Yalnız olmadığımı fark etmek inanılmaz bir duyguydu.
Hayalinizdeki canlı performans nedir?Ay’da konser veren ilk kişi olmayı istiyorum!
Mojave Çölü’nde yetişmiş bir sanatçı olarak müziğinizle bu özelliğinizi bir araya getiren çalışmalar yapmayı planlıyor musunuz?
Mojave Çölü bestelerimi oldukça etkiliyor. İlk albümüm orayı çok iyi bir şekilde temsil ediyor. Tabii ki bazı ayrıntıları sadece ben duyabiliyor olsam da, aslında her şey bütünüyle orada. İkinci albümüm olan ‘Zeros’ da çölü yansıtırken bir yandan da olgunluk yıllarım, gezdiğim ülkeler ve San Francisco ve Oakland’daki hayatımın bir araya gelişinden oluşuyor. İleride ise çok daha derinlere inip etnik kültürümü yansıtmayı planlıyorum.
The Soft Moon 80’lerin post-punk’ı, krautrock, bazı synth öğelerinden oluşan çok farklı müzik türlerine sahip. Basitçe müziklerinizin 80’ler post punk temellerine dayandığını söylesek de aynı zamanda müziğinizin fütüristik bir havası da var. Müziğinizi geçmiş ve günümüz çerçevesinde nerede konumlandırırsınız?

Müziğimi retro-fütüristik olarak adlandırıyorum. Çocukluğum ve geçmişim müziğimin bir parçası. Diğer parçası ise super future/ post-apocalypse’e olan takıntımı yansıtıyor. Aslında büyürken bu tarz müzikleri dinlediğimi söyleyemem. Ama karşı olduğumu da söyleyemem, ben sadece kendime doğal geleni yapıyor ve oluruna bırakıyorum. Yaratmak için içselliğimden yararlanıyorum. Müziğimin krautrock ve post-punk’la neden benzer olduğunu hep merak etmişimdir. Sanırım bu tarzdaki tüm müzisyenlerle aynı ruha sahibiz.
Diğer sanat formları ve müzikler projelerinize ilham veriyor mu?
Varoluşun kendisinden ilham alıyorum. Bütün dünya tüm ayrıntılarıyla bana ilham veren bir sanat projesi.
Müzik videolarınız hakkında ne söylemek istersiniz? Müziğinizin bir devamı mı yoksa tamamıyla ayrı bir dünya mı? Videolarınızı etkileyen filmler var mı? Videolar kesinlikle müziğin devamı niteliğinde. The Soft Moon bütünüyle bir bakış açısını temsil ediyor. Her şey her şeyi temsil etmeli ve bir bütün olmalı.
Turneye çıktığınızda özellikle bulunmak istediğiniz bir yer var mı?

Berlin’de her zaman çok güzel vakit geçiriyoruz. Şehir yaratıcı bir enerjiyle kaplı ve beni çok özgür hissettiriyor. Çok yakın bir zamanda Tayvan’da sahne aldık ve bu deneyim hayatımı değiştirdi. Birçok ülkesinde bulunabileceğim bir Asya turnesine çıkmayı iple çekiyorum. Sonunda İstanbul ’da sahne alacağım içinse çok mutluyum. İstanbul uzun zamandır en merak ettiğim şehirlerden biri. Kültürü beni büyülüyor. Ayrıca 60’lar ve 70’lerin Türk psych-rock müziğinin büyük bir hayranıyım.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    İstanbul

    ,

    sanat

    ,

    Rock

    ,

    Müzik

    ,

    Yemek

    ,

    Asya

    ,

    klasik

    ,

    zaman

    ,

    Konser

    ,

    Karşı