Türkiye acıların kadını memleketi

Türkiye acıların kadını memleketi
Türkiye acıların kadını memleketi
Bergen'de simgelenen acıların kadınları, besili hayvan gibi sunulan dullar, eli münasip yerinde adamlar, pantolonu düşmüş devlet erkânı... İlk sergisi 'Mesele Yok'ta kadın meselelerine eğilen Gamze Taştan, "Devletin kadın bedeni üzerinde inanılmaz baskısı var ve bundan çok rahatsız oluyorum" diyor.
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Galeri Apel’de ilk solo sergisini açan Gamze Taşdan, 1986 doğumlu bir sanatçı. Yıldız Teknik ve Marmara Üniversitesi’nde sanat eğitimi aldı, Varşova’da Erasmus programıyla çalıştı, 2013’te Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü’nü aldı. Apel’deki ‘Mesele Yok!’ başlıklı sergisinde üç salonda, tarihsel ya da tematik olarak ayrılmış bölümler var. Popüler kültürle ilgili işler, Akbank’tan ödül alan eseri, Varşova’da ürettikleri ve ‘Sapık’ serisi...
Kadın meseleleri onun ‘Mesele Yok!’ başlıklı sergisinin temeline oturuyor. 1980’lerin Türk filmlerinden sahneler, Hülya Koçyiğit, Bergen, Cemil İpekçi, Bülent Ersoy, ‘dul’ bacakları, pantolon düşmüş don ortaya çıkmış devlet erkanı, bir eli münasip bir yerinde diğer eliyle otobüse tutunan adamlar, Polonya’nın mini etekli, topuklu ayakkabılı, pazar arabalı hanımları, meselenin konuşulmayan bölümlerini görünür hale getiriyor. Retro bir tarzı olduğunu söyleyen Taşdan, bu memlekette kadın olmanın ağırlığını sarkastik bir yaklaşımla anlatıyor. Biz daha nasıl anlatalım bu meseleyi bilemiyoruz ki, sanat eserleri bu seferlik de yardıma koşuyor.
Serginin başlığı nereden geliyor?
Türkiye ’de özellikle erkekler, kamusal alanda ya da evde bir sorun olduğunda derler ya, “Bir mesele mi var?” Bir nevi sesini bastırmak için sert sert sorar. Bir de sokakta senli-benli konuşur, sen de “Hayır, bir mesele yok” dersin; çünkü onunla nasıl muhatap olacaksın ve ne anlatacaksın o anki durumla ilgili, bilemezsin. Buradan çıktı başlık.
İşlerinde bir nevi bu meseleyi mi anlatıyorsun?
Bir tepki aslında. “Mesele yok” deyip geçiştirirsin ama binlerce şey var. Motiflerimden biri Bergen, 30 yıldır kült bir isim Türkiye’de. Acıların kadınının en büyük temsili değil mi? Bir sürü var Bergen’den ama sanki o tek ve onun gibi başka meselemiz yokmuş gibi. Bu sergideki bir işi Şerif Gören’in ‘On Kadın’ diye bir filmden esinlenerek yaptım. Türkân Şoray o filmde 9 kadını canlandırıyor. Kadınlardan biri olan gelin, kayınpederi tarafından tecavüze uğruyor ve hamile kalıyor. Bunu herkes biliyor ancak kimse anlatmıyor. Ben bu filmi seyrettikten sonra bir araştırma yaptım, benzer biçimde bir sürü taciz ve tecavüz olayı var. Bunlar konuşulmuyor; nasıl söylenir böyle bir şey, toplum baskısı, mahalle baskısı, elâlem ne der, ekonomik bağımlılık gibi bir sürü sebep yüzünden...
‘Bergen’ serinde stilize, grafikleştirilmiş imajlar ve tekrarlar var. Bunların bir anlamı var mı?
Tekrarların nedeni bendeki obsesiflik. Kendimi alamıyorum o tekrarları yapmaktan. Ama şu bakış şekliyle yorumlayabilirim: Referans aldığım olaylar sürekli. 80’lerde de kadın, kayınpederi tarafından taciz ediliyordu, 2014’te de yapılıyor ve bir şey değişmiyor. Bu bir tekrar ve sonsuz. Desenlerim de zaten sonsuzluğa gidiyor. Bir şeylerin değişeceğine dair umut taşımak istiyorum ama taşıyamıyorum. Bergen işlerinde de motif olarak çoğaltıyorum onu çünkü bir sürü Bergen var Türkiye’de. Türkiye acıların kadını memleketi de aslında, o hepsinin simgesi olsun istiyorum.
80’ler Türk sinemasından etkilenerek yaptığın ‘Dullar’ serisi var… O filmlerde canlandırılan kadınların çocuğu yaşındasın. Bu günlerde Türkiye’de yaşayan bir genç kadın olarak, ne tür bir özdeşlik kuruyorsun onlarla?
Dul olayı 2011’de bitirme projesi olarak başladı. O konuyla çok iç içeydim; çünkü teyzem, halam ve annem duldu. İlk çıkış noktam Şerif Gören’in ‘Kurbağalar’ filmiydi. Film 1985 yapımı, Hülya Koçyiğit başrolde. Dul kalıyor ve bir anda köyde odak noktası haline geliyor, herkesin derdi Elmas oluyor. En yakın komşuları bile farklı gözle bakmaya başlıyor: Elmas tarlada çalışıyor, herkes onu izliyor. Bunun şehir-köy ayrımı da yok Türkiye’de, zenginlik-fakirlik ayrımı da... Dulluk ayrı bir statüye sokuyor kadını. Bu sergideki ‘Allah kimseyi dul komasın’ kitabını, filmden esinlenerek yaptım. Kadınlar çeşme başında Elmas’ı çekiştiriyorlar. “Bacağını açan kadın bir daha kapamaz”, “Erkeklere kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor”, “Dul kadının eti tatlı olur” gibi şeyler söylüyorlar. Bunlar kadını, özellikle dulu bir besili hayvan gibi sunuyor. Ben kitapta o jargonu devam ettirdim; ilk cümleleri kadınların filmde kullandıklarından aldım, sonrasını kendim, onların ne söyleyebileceğini düşünerek yazdım ve 6 sayfalık bir kitap haline getirdim.
‘Sapık Devlette’ işinde doğrudan bir vurgu var. Devletin dili, kadın bedeni üzerindeki tahakküm iddiası seni şahsen rahatsız ediyor mu?
Evet, ‘Sapıklar’ çok keskin yargı. Sapık otobüste, sapık hanede ya da devlette… Bunlar bana göre sapık ve bunu bir sanatçı olarak söyleme hakkımı kullanıyorum. Son 10 yıldır, zaten inanılmaz derecede devletin kadın bedeni üzerinde bir baskısı var ve şahsen bundan çok rahatsız oluyorum. Bunun yanı sıra devlet adı altında kişilere de sirayet etmiş bu. Örnek olarak, 6 yaşındaki çocuğun kafasını kapatan, onun saçından tahrik olabileceğini düşünen biri bence sapık. 13 yaşındaki erkek çocuğuna tecavüz, çocuk esirgeme kurumlarında, devletin sağlık kurumlarında çalışanların çocuklara uyguladıkları cinsel tacizler… NÇ olayında askerlerden, üst düzey yöneticilere kadar, devletin her kademesindeki bir sürü insan tecavüz etti… Sapık zaten, hepsi devletin üyesi.
Bunlar çok ciddi ve sert meseleler. Ancak senin bunları işlerken çok sarkastik bir görsel dilin, yaklaşımın var, aynı zamanda kelimelerin de öyle...
Benim işlerimde şöyle bir şey var: Biraz trajikomik anlatabiliyorum, insanlar gülümseyebiliyor da… ‘Sapık Devlet’te de hepsinin pantolonu inmiş, donları düşmüş, üzerlerinde TC yazıyor. Donu TC... Bir tür ifşa, bir tür de parodileştirme. Bu benim devletteki sapık simgem. Tabii öte yandan belki ben onlara göre sapığım, bu şekilde işler yaptığım için!
Feminist sanat yaptığını düşünüyor musun?
Kendimi feminist olarak tanımlamıyorum. Ama bazıları benim işlerimi, feminist sanat içine alabiliyor. Sadece kadınların sorunlarını ele aldığım, imgelediğim için, kadınları anlattığım için öyle düşünülebiliyor. Kendi işlerimi de feminist sanat olarak değerlendirmememin nedeni, benim tutumumun yeterince sert olmaması. Feminist sanatın dili daha sert olmalıymış gibi. Örneğin, ‘Muz Yeme Kılavuzu’nu, üç yıl önce, kadınların kamusal alanda neden rahat rahat muz yiyemediklerini sormak, bunu eleştirmek için yapmıştım. Muz direkt oral seks ve penise gönderme yapıyor, sebebi bu, ben de bunu eleştirmek istemiştim. O zaman bunu bir broşür şeklinde yapıp dağıttım. Muzlar sarı, kitapçık pembe, kadınlar pembeydi; o kadar sevimli hale getirmişim ki onu ben… Kendimi eleştirdim: Acaba ben bunu bu kadar tatlı yapmalı mıydım? Çeşitli yeme biçimleri tanımladık, bir hayli de abarttık. Gazeteye sardı kadın, bıçakla parçalayıp yemeye çalıştı, kopardı, kaşıkla yedi… ‘Sapıklar’ daha vurgucu ama ‘Muz Yeme Kılavuzu’nda o vurguculuğu göremiyorum. Aslında çok rahatsız edici bir konu ama belki ben onu yumuşatmış oluyorum, sevimli hale getirmiş oluyorum.
Bence bu çok feminist bir eleştiri aslında kendine yönelttiğin.
Olabilir.
Sence bu tür meseleler yerel mi? Varşova’ya gittin ve bu serginin bir parçası olan, orada yaptığın eserlerde bambaşka konular var.
Orada da problemler var; örneğin kürtaj sorunu var. Yine de ben Türkiye’deki kadar ağır olduğunu düşünmüyorum sorunların. İşlerde kendi düşüncemi ifade etmeye çalışıyorum ve çok politik duruyor olabilir. Türkiye’deyiz, malum durum, iktidarın politikaları belli ama tam tersi Varşova’da yaptığım işlerde de çok kendimle baş başa kaldım. O an beni etkileyen oradaki kadınlardı, çünkü Türk kadınlarından çok farklıydı. Sürekli topuklu ayakkabı giyiyorlardı, işlerimden birinin adı ‘Her Daim Çiçek’; otobüste, sokakta eve ekmek almış gibi çiçek taşıyorlar. Ya da her yerde tak tak tak topuk sesi duyuyorsunuz. Ben de orada bu kadınları anlatan işler yaptım.
Gamze Taşdan’ın ‘Mesele Yok’ başlıklı sergisi 14 Haziran’a kadar Galatasaray ’daki Galeri Apel’de görülebilir.