Türkiye'de moda diye bir şey yok

Türkiye'de moda diye bir şey yok
Türkiye'de moda diye bir şey yok
Bir yıl aradan sonra Galatamoda'ya dönüş yapan Ümit Ünal, İstanbul sokak modasının kirlendiğini düşünüyor
Haber: ASLI BARIŞ / Arşivi

Galatamoda’nın başladığı 2006 ‘dan beri desteğinizi veriyordunuz. Ancak 2009 yılında organizasyondan çekildiniz.Bu yıl geri döndünüz. Bunun sebebi ne?
Türkiye ’deki moda anlayışına inancımı kaybettiğim için ‘Moda Tasarımcıları Derneği’yle olan ilişkime, hem de Galatamoda’ya da ara verdim. Galatamoda’ya başlarken Bige Irmak ve Bahar Korçan ve diğerleriyle başlarken İstanbul sokak modasına inanıyorduk. Tasarımlarımızın ucuza alınarak, sokak modasında yaratıcı bir şekilde yorumlanması fikri beni heyecanlandırdı. TV dizilerinde gerçek olmayan kostümlerle insanların ortalıkta gezinmesinin, başkasının görünnümünü kopyalamasının yıkılacağını düşünüyordum. Ama zaman içerisinde buradaki anlayışın değişmediğini, aksine kirlendiğini fark ettim. Galatamoda’ya gelen kitle de aldığı tasarımın kalitesini de algılayamıyor. Ayrıca stoklarını Galatamoda’da eritmeye çalışan anlayışa da tanık oldum. Sonra fark ettim ki, iş başa düştü. Ben ve saydığım arkadaşlarım İstanbul sokak modasının iyileşmesi için elimizden geleni esirgememeliyiz.

Yurtdışındaki sokak modasıyla ilişkiniz nasıl?
200O’den 2009’a kadar yurt dışıyla ilişkilerim yoğun. Dünyanın 17 farklı ülkesinde ürünlerim satılıyor. Hatta geçen yıl bu sayı 22’ye kadar çıktı. Dört yıldır Rusya’da popüler olan Climbers adında erkek modası markasının baş tasarımcısıyım. Bölgenin erkek modasında önemli bir payım olduğunu söyleyebilirim. Yurtdışında modanın ‘içi dolu’ konuşuluyor; bir tavır değil, yaşam biçimi.

Tasarımlarınız hangi sokakla örtüşüyor?
Stockholm, Antwerp ve Tokyo gibi kentler beni zorlayarak ufkumu açıyor. Tünel’deki ‘Doors’ mağazında alışveriş yapan insanlar da, çoğunlukla bienallere, festivallere gelen ya da burada yaşayan yabancılar. İstanbul sokak modasında tasarımcıyı besleyecek bir şey bulmak mümkün değil. Burada moda ‘varmış’ gibi hareket ediyoruz. Ülkede sanat ve tasarım var, ancak moda alanında hiçbir şey yok. Türkiye’de alım gücü olan kitle de dünya markalarıyla özdeşleşmeyi seçiyor. Çünkü bir Türk markasından giyinmek, Türk tüketicilerini duygusal açıdan yukarı taşımıyor. Moda tavrın, dışavurumudur, çoğunluğa yansımasıdır. Ancak burada moda alanında ortak akıl yok.

Şubat ayında başlayacak İstanbul Moda Haftası hakkında ne düşünüyorsunuz? Başından beri inancım yok. Kendi kendimizi ağırlıyoruz gibi geliyor.Türkiye tasarımcısı zengin olan bir ülke ancak organizasyonu toparlayacak birşey yok. Moda pazarlaması okullarda verilen bir ders, onun dışında bir çalışma yok. Halkla ilişkiler şirketleri tasarımcıyı desteklemek yerine, yerli ünlülere yöneliyor. Örneğin Londra’da bir tasarımcı Central Saint Martins’den mezun olur olmaz defilesini yapar, ödül alır.Aslında okulu ödüllendirirler, çünkü bunu duyan milyonlarca öğrenci sıraya girer orada okuyabilmek için. Ben Marmara Güzel Sanatlar’dan mezunum, çok isterdim okulumun sonrasında beni desteklemesini. Ne yazık ki yok böyle bir şey.

Sizce eksiklikler neler?
Bizi destekleyecek, yatırımcılarla buluşturacak, dünyaya tanıtacak bir mecra da yok. Bahar Korçan, Ümit Ünal ya da Özlem Süer gibi isimler yurt dışında kendi çabalarıyla varoluyor. Aslında gözlerimizin içine bakacak olursanız, ilk başlarda alevlenen hevesin yavaş yavaş küllendiğini görürsünüz. Hiçbir destek almadan, beslenmeden ilerlemeye çalışıyoruz. İstanbul Fashion Week de bu anlayışın uzantısı . Bakıyorum, dünyada çekim gücü olmayan ancak yerel olarak tanınan markalar, tasarımcılardan üstün tutuluyor. Simay (Bülbül) ve Bahar’la (Korçan) birlikte Garajistanbul’da yaptığımız moda seansı daha özgün, modayla barışık bir organizasyondu. Amacımız İstanbul ekolü yaratmaktı. Özneldi , gerçek dünya modasıyla örtüşüyordu. Ancak hâlâ yılmadım, yakında Garajistanbul’da kendi performansımı gerçekleştireceğim.