Türkiye'den insan manzaraları Pécs'te

Türkiye'den insan manzaraları Pécs'te
Türkiye'den insan manzaraları Pécs'te
2010 Avrupa Kültür Başkentlerinden Pécs'te açılan sergide Adana, Mersin, Kütahya gibi şehirlerden insan manzaraları var. Belçikalı ve Macar sanatçılar 'derin Anadolu'yu gezmiş

2010 Avrupa Kültür Başkentlerinden biri de, Macaristan’ın Pécs kenti. Yani, nasıl İstanbul ’da hummalı bir koşturmaca varsa orada da aynısı yaşanıyor.
‘Avrupa Edebiyatı Türkiye ’de-Türkiye Edebiyatı Avrupa’da’ adlı kültür projesi kapsamında sanatseverlerle buluşan ‘Human Landscapes’ adlı fotoğraf sergisiyse Pécs 2010’un en önemli etkinliklerinden. Proje süresince çeşitli şehirleri ziyaret eden sekiz fotoğrafçının çalışmalarından oluşan serginin Pécs durağındaki açılışı; 11 Ağustos’ta House of Arts and Literature Pécs’te gerçekleşti.
Sergi Belçika, Macaristan ve Türkiye’den sekiz fotoğraf sanatçısının kaydettikleri çalışmalarından oluşuyor. Proje kapsamında Belçikalı fotoğrafçı Francois Goffin, Kütahya, Konya ve Kayseri’yi ziyaret ederken, Philippe Herbet, İstanbul’un farklı semtlerini araştırdı.
Macar fotoğrafçı Krisztián Bócsi güneyde, Antakya, Adana ve Mersin’de çalışmalar yaptı. Gyula Sopronyi ise Antalya, Muğla ve İzmir ’e gitti.
Projeye Türkiye’den katılan fotoğrafçılar Refik Anadol ve Alican Aktürk, Brüksel’de, Efe Mert Kaya ve Maurizio Braggiotti ise 2010 Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olan Pécs’te izlenimlerini kaydettiler.
Projeye katılan iki fotoğrafçı olan Gyula Sopronyi ve Krisztián Bócsi’ye, proje için gezdikleri Anadolu ’dan nasıl izlenimlerle döndüklerini sorduk...

‘Türk kızları çok güzeldi’
Krisztián Bócsi
Türkiye’ye ilk kez geçen sene haziran ayında gittim. Orada geçirdiğim bir ay boyunca dört farklı kenti gezdim; İstanbul, Antakya, Adana ve Mersin. Bu güzergâhı ben seçmedim aslında. Goethe Enstitüsü benim için böyle bir rota ayarladı. İyi ki de ayarlamış... Benim ülkemin, Macaristan’ın, toplam nüfusunun 1.5 katı nüfusa sahip olan bir metropolü, İstanbul’u gördüm; çok eski medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir kenti, Antakya’yı gördüm. Antik Yunan, Pers, Roma gibi medeniyetlerin orada yaşamış olması, farklı dini inançlara ev sahipliği yapmış bir kent olması, Antakya’yı çok ilginç kılıyor. Adana da değişik bir kentti. Müthiş hızlı gelişen bir sanayi şehri. Ama bir yandan da geleneksel bir şehir. Mersin’de deniz kenarında kış güneşinin tadını çıkardım, inanılmazdı. Soğuk havada yüzüme güneş vuruyorken, limana giren büyük yük gemilerini izledim; neler hissettiğimi anlatamam.
Türkiye ve Türklerle ilgili çok ilginç izlenimler kaldı aklımda. Bir kere çok sıcakkanlılardı, yardımcı olmak istiyorlardı. Onlara Macaristan’dan olduğumu söyledim, beni sürekli ‘kardeş, arkadaş, Atilla, Hun’ gibi sözcüklerle çağırdılar. Beni Türk kardeşleri gibi hissetmeleri acayip hoşuma gitti. Ortak bir kökenden olduğumuza atıfta bulunmaları güzeldi. 150 yıl boyunca Osmanlı toprağı olan bir ülkeden geliyor olmam, onların da hoşuna gitti. Kullandığımız pek çok sözcük, yediğimiz yemekler, mimari, mesela hamamlar ortaktı. Yani Türkiye’de kendimi evimde gibi hissettim.
Fotoğraflarımı insanların günlük hayatını sürdürdüğü anlarda çektim. Türkiye’nin Batılı kafalardaki imajının altını çizecek klişe kareler çekmemeye çalıştım. Daha sıradan, basit şeyler yakaladım. Ama bütün bunlar bana yetmedi, Türkiye’de daha çok vakit geçirmek ve kameramla ülkeyi gezmek isterdim. Ha, bu arada, unutmadan Türkiye’yle ilgili aklımda kalan en önemli şey şu: Kızlar çok güzeldi!

‘Ortak dil aile, inanç, aşk’
Gyula Sopronyi
Ben otobüs bekleyen ve otobüsle seyahat eden insanların fotoğraflarını çektim. İş çıkışı, düşüncelere dalmış hallerine odaklandım. İfadeleri o kadar çok şey anlatıyordu ki... Durup onları izlemek çok ilginçti. Zaten Paris, New York ya da Mumbai olsun, yabancı bir şehre gittiğimde gördüğüm yüzler bana her zaman çok ilginç hikâyeler anlatıyor.
Türkiye’de gördüklerim tabii ki başka yerlerden çok farklıydı ama bizi birbirimize kenetleyen ortak bir şeyler de vardı. Sanırım o ortaklıklar benim bu kültürden büyülenmeme sebep oldu. Türkler gerçekten misafirperver ve kendi kültürleriyle gurur duyuyorlar.
Türkiye’yle ilgili unutamayacağım en önemli şey, insanların farklı farklı dillerde konuşması, farklı dini inançlara ve farklı kültürel özelliklere sahip olmasıydı. Ama tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de insanların ortak bir dili var:
Aile, inanç ve aşk.