Türkiye'nin 100'lük gençlerinin 3 sırrı: Zeytinyağı, çalışma azmi ve neşe

Türkiye'nin 100'lük gençlerinin 3 sırrı: Zeytinyağı, çalışma azmi ve neşe
Türkiye'nin 100'lük gençlerinin 3 sırrı: Zeytinyağı, çalışma azmi ve neşe
Teknoloji ve tıp ilerlerken insan ömrü uzuyor. 2050'de Türkiye nüfusunun 50-60 bininin 100 yaşın üzerinde olması bekleniyor. Biz bugünden yüz yaşını devirenlerin peşine düştük. Uzun ömürlü insanlarıyla nam salan Nazilli'den Samsun'a kadar Anadolu'yu dolaştık, 100'lük gençlerle buluştuk. Hepsi kendi başından geçenleri anlattı. Hikâyeleri oldukça farklı. Ama birkaç ortak noktaları olduğu kesin: Doğal beslenmeleri, her şeyi kafaya takmamaları ve iyi insan olmaya dönük çabaları. Tabii bir de hepsi Atatürk'e dair bir anekdot ya da bir anı anlattı. Bu da ortaya çıkan başka bir ortak özellik!
Haber: İPEK İZCİ / Arşivi



Zehra Aksakal 101 yaşında/Manisa

“Nazilli’de bir kadın, Atatürk’e sarılıp ağlıyor, diyor ki ‘Ben seni bağa götüreceğim.’ Yanlarında Fevzi Çakmak da var. O bağ da 10 dönümmüş, hiç aklımdan gitmiyor bak. İstiyor ki Atatürk orayı fabrika yapsın. Oluyor da. Nazilli’ye ilk fabrikayı Atatürk yaptırıyor. İlk basma fabrikası. Yaa, biliyor muydun?”


Zehra Aksakal, Antalya, Akseki’nin Saraycılar Köyü’nde doğduğunda tarih, 1914 yılının aralık ayıydı. Savaş yıllarını yaşadı, Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etti.

Zehra Nine’nin üç çocuğu, dört de torunu var. Gününün önemli bir kısmı beş bin kitaplık kütüphanesinde geçiyor. Sabahları Kuran, öğleden sonra diğer kitaplar. Okuma sevgisi küçüklükten: “Babam, herkes okusun isterdi. Sınıfta benden başka kız yoktu. Okula kızları göndermezlerdi, babama da kızarlardı ama o kimseyi dinlemezdi. Cami imamıydı, başımı örttürmezdi. Ona ‘Sen gâvur musun’ diyorlardı. Bir erkek, dört de kız kardeşim vardı benim. Babam hiçbirimizi cahil bırakmadı. Şimdi genç kızları okutmak istemiyorlar ya, kızıyorum. Kızım sana da kızıyorlar mı başın açık diye?” Geçenlerde 101 yaşına basan Zehra Nine’nin ne kolesterolü var ne tansiyonu, şekeri, sağlıklı kalmasını bol bol okumaya borçlu olduğunu söylüyor. Bir de gençliğinde her şeyin en doğalını yemesine.

Kendisine yaşlı denmesini istemiyor. Anlattığına göre ezelden beri mutlu bir insan. Eşi Hasan Aksakal’la 75 yıl çok güzel bir ilişkileri olmuş. “Ben kocamdan bir tane kötü laf duymadım. Ondan hiçbir kötülük görmedim. Evlatlarına karşı da anasına babasına karşı da çok saygılıydı. O bana iyi geldi” diye anlatıyor. Şimdilerde, çoluk çocuk hep beraber olmak istiyor. Kalabalığı çok seviyor. Emekli öğretmen kızı Bedriye Aksakal ve yazar oğlu Haydar Aksakal’ın aktardığına göre Ramazan’da kapıları mutlaka çat diye çalınır, sofraya mutlaka biri dahil olurmuş: “Evdeki sevgimiz dışarıya taşmıştı. Ne annem insan ayrımı yaptı, ne babam. Bize de bunu öğrettiler. Babam her pazar bizi dağların eteklerine götürür, ‘Bu insanların halini görüp halinize şükredin’ derdi. Bize hep sevgiyle yaklaştılar, sevelim, sevilelim derlerdi. Bir de dürüstlüğü ve en büyük ibadetin insana hizmet olduğunu öğrettiler.” Zehra Nine, yanından ayrılma vaktimiz geldiğinde elimi tutup “Çok oku” dedi, “Çok oku, benim gibi, tamam mı? Allah da seni kötü insanlarla karşılaştırmasın.”

 

Huriye Gürbüz 100 yaşında/Nazilli
Paketi açtık, önüne koyduk.
“Huriye Nine, pasta getirdik. Üfler misin mumları?”
“Ee yerim gari, madem getirmişiniz.”
Köyde kendi yaptıkları yoğurt ve peyniri, doğal yumurta yemiş yıllarca. Bugün o pastayı hiç kaygılanmadan yiyorsa nedeni tam da bu. “Hep iyi beslendim. O yüzden 100 yaşını gördüm.” 100 yaşındaki Huriye Gürbüz, “Ondan hiç eziyet görmedim” dediği eşini kaybettikten sonra yalnız yaşamaya başlamış. 69 yaşındaki kızı Gülten Yenier, “En büyük sevinci özgürlüğüdür” diyor annesi için. Ömrü köyde pamuk tarlalarında çapa yaparak geçmiş. “Ben çalışırken dağları devirdim” diyecek kadar çok çalışmış. Direnmeyi babası çok erken yaşta ölünce, onu tek başına büyüten annesinden öğrenmiş Huriye Nine. “Para yoktu, pul yoktu. O halde çocukları besledim, büyüttüm. Şimdi Allah çektirmesin deyip duruyorum” diyor. Çanakkale Savaşı’na gidip bir daha geri dönmeyen kardeşi var bir de “Ölmüş gitmiş, ne diyeyim? Çalışın çabalayın. Allah çalışana her şeyi verir. Çalışın, kimseye muhtaç kalmadan yaşayın. Ve dürüst olun.”
Tam evden çıkmak üzereydik, Gülten Hanım, “Annem hayatında ilk kez pasta kesti, ilk kez mum üfledi. Mutlu oldu” diyor.


Mehmet Yılmaz 104 yaşında/Ordu
Yokuşu hızlı hızlı inerek yanımıza geliyor. Hani bilmesek, 104 yaşında olduğuna inanmayacağız. ATV (arazi motoru) tutkusu nedeniyle geçen yıl haberlere de konu olan Ordulu Mehmet Yılmaz, karşımda dimdik duruyor. Onunla iki aylığına geldiği İstanbul’da buluştuk. ATV’sini anlatarak başladı söze, “Aldım onu, ne güzel yaptım. Bir aylık maaşımı verdim. Bacaklarıma derman oldu. Omzumda da bak bu tümsek var ama iyiyim.”
Mehmet Amca, dört yıl önce kaybettiği eşiyle mutlu mesut bir hayat sürmüş. Tam 65 yıl “Elimden uçtu, gitti” derken sırtını dönüyor ki dolan gözlerini görmeyeyim. “Özlüyorum. Huzurun, ancak eşin varsa olur hanım paşam. Eşim elden gitti ya, hiç huzur olmaz bende artık, olmuyor.”

Mehmet Amca’nın “Çoluk çocuğu büyüttük. Fasulye ektim, mısır ektim. Öküze gah dedim” diye özetlediği hayatının en önemli günlerinden biri Cumhuriyet’in kurulduğu gün. Anlatmak istiyor: “Bir gün çarşıya indim. Daha çocuğum. Bugünkü gibi hatırlıyorum, bak. Yaşlılar, savaştan kurtulanlar hep birlikte bayram yaptılar. Davul zurna çaldı, havaya ateş etiler. Atatürk ülkeyi canlandırdı, Allah rahmet eylesin.”
Mehmet Amca’nın üç oğlu, dört kızı var; torunların sayısını bilemiyor. “Güzel hayat yaşayın. Kimsenin canını yakmayın. Kimseye zulmetmeyin. Hür yaşayacaksın, bütün çevren seni sevecek, işlerinle ilgileneceksin, bu kadar. Ben günümü böyle geçirdim” diyor.



Bahriye Ürer 103 yaşında/Samsun


Bir kızı, üç torunu var. Dört torun çocuğu, bir tane de torununun torunu. Biraz karışık geldiyse, şöyle diyeyim: 103 yaşındaki Bahriye Ürer, torununun torununu gören şanslı kullardan. “Beni ayakta tutan Kuran’dır, bunu iyi bilin” diyor: “Her gün Kuran okurum, ibadetim yerindedir. Acaba 100 yaşını aşmış her insan bunları yapabilir mi? Ben yaparım.” Bahriye Nine, kalabalıkları seviyor. Ta eskiden beri. “Eş-dost ayda bir altın günü yaparken, o haftada iki gün yaparmış. Her hafta turla yakındaki yerlere gidermiş. Hep de ölçülü yemiş. Günde sadece iki öğün. Sabah ve ikindi. Acıksa dahi yemezmiş: “Hazımsızlık yapıyor. Yararı olmuyor ki.”
Gençlere tavsiyesi net: “Sıhhatinize iyi bakın, yediklerinize dikkat edin. Abur cubur yemeyin. Acıksanız dahi yatarken yemek yemeyin. En önemlisi hayatı yaşayın. Hayatı yaşayacaksınız ki siz de yaşayasınız. Hayatı görün, gezin.”

 

Rukiye Ünal 102 yaşında/Nazilli

Oğlu anlatıyor: “Bize insanlık ve terbiyeyi öğretti. Doğruluktan şaşmazsanız, huzurlu olursunuz derdi.”

Aynı adı taşıyan torunu: “Hiçbir şeyi sorun etmez, kafasına takmaz. Stres katiyen yok! Kendini koruyacaksın ve her şeyin doğalını yiyeceksin. Bana bunları öğretti.”

1913 Acıpayam doğumlu Rukiye Ünal’ın bacakları artık tutmuyor. Ama başka hiçbir sağlık sorunu yok. Sadece pilav yiyemiyormuş, o da takma dişlerinde sorun çıkardığı için. Gençken canlı, bıcır bıcır bir kadınmış. En çok yediği şey salatalıkmış. Pazardan torba torba alır getirirmiş. Gençliğinden beri geç vakitte yemek yemiyor. Saat 18.00 oldu mu yemek faslı tamam. Uzun uzun çiğner, bir de midesini yormamaya özen gösterirmiş. “Sulu yemek yapar, börek yapar, dolma yapar, kereviz de yapar” dediği gelini Müşerref Hanım’ı çok sevdiğini anlatıyor: “Gelinimle birbirimize tek bir kötü söz söylemedik, gelinim çok iyi.” Bir de Atatürk’ü seviyor. Bir hikâyesi var, anlatıyor: “Atatürk, bir çiftçi görmüş. Arabayı bir öküz bir de merkep sürüyormuş. Atatürk, ‘Bu nasıl oluyor’ diye sormuş. Çiftçi de borcum var, öküzün eşini sattık’ demiş. Atatürk çiftçiyi Ankara’ya çağırmış, çiftçi de hep mutlu yaşamış.”

 


Ayşe Çörtük 105 yaşında/Nazilli

1910 doğumlu Ayşe Çörtük, gülmeyi hep çok severmiş. Küçük kızı Türlü Hanım, “Gençken çok espriliydi, zekice şakalar yapardı” diyor. Masaya üstünde çok mumlu bir doğum günü pastası koyduğumuzda, iç çekip şöyle diyor: “Yalın ayak geçirdiğimiz günler oldu. Şimdi şükür bu günlere geldik. Günlerce sadece çökelek peyniriyle zeytinle beslendik. Ne buluyorsak onu yerdik. Doğal besinlerdi ama rahat yaşamadık biz.”

Sinir, stresi kapısından içeri sokmayan Ayşe Nine, hayatında sadece bir kez bunalıma girmiş. O da 25 sene önce eşini kaybedince. Türlü Hanım anlatıyor: “Öyle bir depresyona girdi ki bir süre toparlayamadı. Yattı, durdu. Başka zaman öyle üzgün halini bilmeyiz. Nihayet pastasını üflüyoruz. Torunu Özden “Kendine sevgili mi diledin” diye takılıyor. “Ben zaten nişanlıyım. O beni orada bekliyor” diye yanıtlıyor gülerek. Peki, Ayşe Teyze’nin sağlık sırrı ne mi? Hemen anlatalım...

Her gün mutlaka et yemek istiyor. Kahvaltıda tereyağını kızartıp, içine peynir batırıyor. İki domates, zeytin ve mutlaka yumurta da olacak. Ve tabii bal. Bir de herkese şunu diyor: “İyi beslenin tamam ama keyfinize, rahatınıza da bakın. Her şeye üzülmeyin, böyle yaşanmaz. Gülün. Gülmeyi ben çok severim. Siz de gülün. Pişmanlık mı, yok pişmanlığım. İşte inek güttüm, tahta biçtim. Kötü şeyleri hatırlamak istemem.”

 

Muazzez İlmiye Çığ 101 yaşında/İstanbul
Kırmızı rujunu sürmüş, boynunda inci kolyeleri, üstünde puantiyeli elbisesi. “Ayyy saçlarımı düzelteyim” diyor. Sonra da gülerek takılıyor: “İyi çek, belki birini buluruz” Muazzez İlmiye Çığ, 101 yıllık hayatını çalışmakla geçirmiş bir Sümerolog. Hem de hiç dinlenmeden, yorulmadan. Peki, ama nasıl? “Nasıl yaşadım, bilemiyorum. Stresten korunmuyorum. Benim stresim devam ediyor. E kızım baksana bugünkü havaya. Ben nasılsa gideceğim. Gelecek nesillere ne kalacak diye düşünüyorum. Yan gelip yatmıyorum, her gün yazı yazıyorum, gazete okuyorum, mail’lerime bakıyorum. Ben çok okudum kızım, bu beni hayatta tuttu. Çok da seyahat ettim, çok yer gördüm. Çok merak ettim. Ha perhiz filan yapmadım. Önüme konan her şeyi de yedim.”

Prof Dr. İsmail Tufan/ Ulusal Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Derneği
“Kimileri süt, peynir, yoğurt gibi besinlerin en doğalını yedikleri için bu kadar uzun yaşadıklarını düşünüyor olabilirler. Sağlıklı beslenme hiç şüphesiz uzun ömrün temel faktörleri arasında ilk sırada geliyor.
Kısa ömürlü insanların hangi ülkelerden çıktıklarına baktığınızda, bunların geri kalmış, sağlıklı beslenme imkânları çok az olan ülkelerde yaşadıkları inkâr edilemeyecek kadar açık. İnsan ömrünün - ortalama olarak - en uzun olduğu ülkelere bakıldığında ise bunların ABD, Japonya, İsveç, İsviçre gibi ülkeler olmalarını da tesadüfe bağlayamayız.
Bu insanların hayatta pek az şeyi kafaya takmış olmasını da bilimsel açıdan uzun yaşamın faktörleri arasında kanıtlanamaz.
Araştırmalarımdan edindiğim bilgilere göre ölüm korkusu yaşlılar arasında önemli bir mesele değil.
Mutlu ve huzurlu bir insanın uzun yaşama şansının artabileceğini düşünüyorum. Çünkü mutluluk ve huzur, sağlığa etki ediyor. ‘İnsanın kimyası’ bundan etkileniyor. Sinirlenince ‘adrenalin’ beynimize vuruyor. ‘Kafaya takmak’, bu açıdan bakıldığında ‘adrenalini kafaya takmaktır’ da denilebilir.
Ben yaşı 100 ve üstü kişileri toplum için birer ‘model’ olarak algılıyorum ve onlardan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Sadece şunu onlardan öğrenemeyiz: Bu kadar uzun süre nasıl yaşadılar? Çünkü cevapları birbirini tutmuyor, aksine çelişiyor.”

100 yaşına ulaşmak isteyenlere İsmail Tufan’ın önerileri
** Bedensel hareket!
** Beynini çalıştır!
** Oburluktan vazgeç!
** Sebze ağırlıklı beslen!
** Zeytinyağlı yemek ye!

Umut Çınar/ Dünya Yaşlılık Derneği Başkanı
“Biz yaşlı yerine ‘genç büyükler’ demeyi tercih ediyoruz. Dünya Yaşlılık Derneği Uzun Yaşam ve İleri Yaş Araştırma Komisyonu olarak; ortalama ömür süresini belirleyen ilk faktörün beslenme olduğunu, ondan sonra çevresel koşullar, çok sıcak veya soğuk iklim ve insan ilişkilerinin geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle Ege Bölgesi’nde ve Nazilli civarında yapmış olduğumuz araştırma ve çalışmalar sonucunda doğal beslenmenin ne kadar önemli olduğunu görsek de en önemli şeylerden birinin hayata bakış açılarının olduğunu ve birçok şeyi kafalarına takmadıklarını ve ölümden de korkularının olmadığını gördük.
2050 yılına gelindiğinde 101 milyon olacağı öngörülen toplam nüfusun 30 milyonunun yaşlı insanlardan oluşacağını yapılan araştırmalarda görebiliyoruz. Bilim insanları yaşlanma ile mücadele edecek yeni ilaçlar geliştirmeye devam ediyor, ilaç şirketleri tarafından tam anti aging özellikli ilaçlar test ediliyor. Bilim adamları testlerin olumlu geçmesi durumunda ilaçlar sayesinde kanserden korunma ve alzheimer gibi hastalıkların iyileşmesinin mümkün olacağını belirtiyor. Harvard Üniversitesi’nden genetik profesörü David Sinclair ilaçların yaşlanmayı azaltıcı etkisine dikkat çekerek “Bu ilaçlar yaşlanmayı yavaşlatacak” diyor. İyimser tahminler bu tip ilaçlarla birlikte insan ömrünün 150 seneye çıkması yönünde...”

** TÜİK’e göre Türkiye’de 100 yaşını aşmış olanların nüfusu. Prof. Dr. İsmail Tufan’a göreyse bu rakam 5-6 bin civarında.

** Türkiye’de yaşam süresi (doğumda) 76 yılı aştı. Erkekler yaklaşık 74 yıl, kadınlar 79 yıl yaşıyor.

FOTOĞRAFLAR: 

Selçuk Şamiloğlu

İlker Kılıçaslan

Murat Şaka

?