Türkiye'ye gelmeyi o kadar çok istiyorduk ki!

Türkiye'ye gelmeyi o kadar çok istiyorduk ki!
Türkiye'ye gelmeyi o kadar çok istiyorduk ki!
Rock'n Coke'ta 7 Eylül'de sahneye çıkacak synth-pop'un en popüler gruplarından Hurts, Türkiye'deki ilk röportajını Radikal'e verdi. Sarp Dakni, Hurts'le Hollanda'da yüz yüze görüştü.
Haber: SARP DAKNİ / Arşivi

Az sonra okumaya başlayacağınız bu röportajı gerçekleştirmeye çalışırken yaşadığım macera, ‘Tehlike Çemberi’ dizisini solda sıfır bırakır! Detay verebilmeyi isterdim ama editörümden azar işitmeden derhal konuya girmeliyim. Adam Anderson ve Theo Hutchcraft’tan oluşan Hurts’ün son albümleri ‘Exile’ sonrasında çıktıkları dünya turnesi kapsamında Türkiye ’ye geleceklerini duymak, özellikle genç hanımefendileri mutluluktan çıldırtmış olsa gerek. Bu yıl ilk kez Showhow organizasyonuyla gerçekleştirilen Rock’n Coke’ta 7 Eylül Cumartesi akşamı geride binlerce kırık kalp bırakarak sahneden inecek olan Theo ve Adam’ı Hollanda Lowlands Festivali’nde beklerken hemen arkamdaki sahnede AlunaGeorge’un çığlıklar eşliğinde verdiği konseri kaçırdığıma yanıyordum. Bir anda karşımda beliriveren ve son derece samimi bir şekilde tokalaşıp kendilerini isimleriyle tanıtan bu genç adamların beni pek şaşırttıklarını da itiraf etmeliyim.

Röportaj sırasında rüzgâra dayanamayıp ses kayıt cihazının üzerine uçan su dolu bardağı havada yakalayan Theo’ya ve hemen ardından havaya uçuşan notları toplamama yardım eden Adam’a teşekkürü bir borç bilirim. Theo, ses kayıt cihazının üzerine damlayan suları beyaz tişörtüyle temizleyip masaya geri koyarken “Hey, röportajı kurtardım!” diye hınzırca gülümsüyordu.
Theo ve Adam arasında gözle görülemeyen ama rahatlıkla hissedilebilen ilginç bir enerji var. Röportaj boyunca sanki ikisi de bu soruları önceden görüp hazırlanmış ve hangisine kimin cevap vereceğini planlamış gibiydi. Sorduğum soru bittikten sonra biri geriye çekilirken diğeri hafifçe öne eğilip cevap veriyordu. Üstelik bunu sözlerini asla kesmeden ve birbirlerini ezmeden yaptılar. Kısacası en azından kendi aralarında bir ego yarışının olmaması belki de bu kadar başarılı olmalarının en önemli formüllerinden biri olsa gerek.
18 dakika sonra röportaj sona erip Theo nazikçe izin isteyerek kulisine doğru yöneldiğinde, bir süre daha bizimle kalan Adam’la ayaküstü, turneyi son derece konforlu bir otobüste sürdürüyor olmanın nasıl bir his olduğundan, Marilyn Manson’a uzanan hatta İstanbul ’da nerede yemek yemesi gerektiğine kadar varan bir sohbet gerçekleştirmeyi de ihmal etmedik. Yaklaşık iki saat sonra sahneye simsiyah kıyafetleri ve arkalarında onlara eşlik eden sağlam bir grupla çıkan Hurts’ü izlerken aklımdan şunu geçirdim: “Bu çocuklar olmuş. İşlem tamam!”
Ah, unutmadan, aylar önce son albümleri ‘Exile’ı yine bu sayfalarda nasıl hırpaladığımı onlara söylemeye cesaret edemedim. Bazı şarkılar dışında fikrim hâlâ pek değişmedi ama kabul ediyorum, bu kez kaçak güreştim!
Theo: Sen başlamadan önce şunu söylemeliyim: Türkiye’ye gelmeyi o kadar uzun zamandır istiyorduk ki... Birkaç sene önce Yunanistan’da konser vermiştik. Ve size bu kadar yakınken aramızda Türkiye hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. Orada gerçekten büyük bir hayran kitlemiz var mı?
Kesinlikle evet! Üstelik inan bana, düşündüğünüzden daha fazla... Az sonra bir performans gerçekleştireceksiniz ve açıkçası sizi çok sıkmak istemiyorum. Yine de bu röportaj için çok uzun yol kat ettim ve bu soruları sormam şart! Başlıyorum... Birisi karşınıza dikilip ‘En iyi sizsiniz!’ dese, bu başkalarına ya da belki de size, bir haksızlık olur mu?
Theo
: (Biraz düşündükten sonra) Bu doğru değil! (Kahkahalar)
Şu an süren turnenizle ilgili en önemli motivasyonunuz ya da ilham kaynağınız nedir?
Theo: Sadece müziğimizi canlı olarak hayranlarımıza sunmak istememiz. Yaklaşık 2.5 yılını turnede, yollarda geçirmiş kişiler olarak bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu süreçte nasıl değiştiğimizi insanlarla paylaşmak muhteşem bir duygu.
Peki o zaman şunu sorayım: İlk turne ve şu anki arasında en önemli farklar neler? Sizi birkaç sene önce Sziget’te izlemiştim.
Theo: Gerçekten mi? Sziget gerçekten dünyanın en iyi festivallerinden biri. Bizim için de ilginç bir deneyimdi. Bu turnenin çok daha güçlü hisler barındırdığını söylemeliyim. Sonuçta yeni bir albümümüz ve yeni şarkılarımız var. Sahnede canlı olarak çalmak ve bizi izleyenlerin tepkilerini izlemek inanılmaz bir his.
Turne sırasında yeni şarkılar yazmaya devam ediyor musunuz?
Adam: Bir turnede olmak fazlasıyla uzun soluklu bir deneyim ve son derece ilham verici. Üstelik yeni şarkılar yazmak ruh sağlığınızı koruyor ve dengede kalmanızı sağlıyor.
İlk konserinizi nerede verdiğinizi hatırlıyor musunuz?
Theo:
Manchester’da bir kilisedeydi. Eski ve terk edilmiş bir kilise. Neredeyse büyüleyici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Yanılmıyorsam 300 kişiye çalmıştık.
Yaklaşık üç yıl önce ilk albümünüz ‘Happiness’la muazzam bir çıkış yaptınız. Peki bu üç yıl içinde müzisyen/yazar olarak olgunluğunuzu ortaya koyduğunuza inandığınız herhangi bir şarkı ortaya çıktı mı?
Adam: ‘Exile’dan çıkan ilk single ‘Miracle’ buna güzel bir örnek olabilir. Bu şarkı hem ‘Happiness’taki sound’u andırıyor ama aynı zamanda yaptığımız müziğin geçirdiği dönüşümü ve aradaki denge hissini son derece iyi ifade ediyor bence.
‘Exile’ın kayıtları sırasında ortaya çıkan müzik ve şarkı sözlerinin bir hikâyesi olmalı. İsveç’teki Pelerin Studios’da dış dünyayla bağlantınızı kestikten sonra içeride nasıl bir enerji vardı?
Theo: Yalnızlık, korku ve özgürlük gibi hisleri yoğun şekilde hissettiğimizi söyleyebilirim. Bu hisler ortaya çıkan albümle aramızda bir bağ kurmamızı sağlıyor. Zaten albümün ismi de bu hislere bir temel oluşturabilecek nitelikte (sürgün/ sürgüne gönderilmiş)...
Yazdığınız şarkı sözleri, hem hüzünlü hem ruhani ve hem de entelektüel bir hava da taşıyor. Popüler müzik dünyasında patlayan şarkıların büyük bölümünde bir derinlik bulmak zor.
Adam: Söz yazmak bizim için son derece farklı bir süreç. Üstelik kelimelere dökülüp anlatılamayacak kadar da kişisel...
Bunu sormadan yapamam! Dev bir Kylie Minogue hayranı olarak sizi çok kıskandığımı söylemeliyim. İlk albümde ‘Devotion’ adlı şarkıda onunla çalıştınız. Bunu herkes soruyordur kuşkusuz ama inanın çok merak ediyorum. Gerçekte nasıl biri?

 Theo: Bana inanabilirsin, Kylie gerçekten inanılmaz biri. Fantastik bir kadın! Çok yetenekli ama bir o kadar sevgi dolu... Onunla çalışmak gerçekten çok güzeldi.
Eh, bir de Elton John faslı var tabii...
Adam: Elton son derece normal bir insan. Ortalıkta büyük süperstar havalarında dolaşmıyor. Tabii bir yandan da arkasında 20 kişilik bir ekibin durduğu, müzik dünyasının en önemli simalarından biri. Gerçek bir beyefendi. Stüdyo sürecinde bol bol sohbet etme şansımız oldu. Müzikten ve futboldan konuştuk... Unutulmaz bir gündü.
Keşfetmeyi seven biri olarak size de sorayım. Bu aralar sık sık dinlediğiniz ve bize önermek istediğiniz yeni gruplar vardır kuşkusuz.
Adam: İsveçli bir grup var. Niki&the Dove. Duymuş muydun? Evet gerçekten iyiler.
İlk albümleri ‘Instinct’i uzun süre dinledim.
Adam: Çoğu kişinin onları duymamış olması beni şaşırtıyordu doğrusu. Bence harika bir grup.
Theo: Bir de Manchester’lı bir grup var. The Heartbreaks.
Onları duymamıştım.
Theo: Tavsiye ederim, gerçekten çok iyiler. Bir de Say Lou Lou var söyleyebileceğim.
Son yıllarda özellikle ABD’de synth ilhamlı bir müzik patlaması yaşanıyor. Diğer yandan billboard listelerinde İngiliz sanatçılar sürekli üst sıralarda. Sizce İngiliz popu yeniden altın çağını mı yaşıyor?
Adam: Açıkçası her ne olursa olsun, iyi müziğin uluslararası platformda başarılı olması bence harika bir şey. Bana göre, iyi bir müzik nerede nasıl yapılmış olursa olsun, kendine kıtalararası bir yol bulup seyahat edecektir. Amerika’da da gördüğümüz bundan başka bir şey değil aslında. İnsanlar gerçekten iyi olduğunu düşündükleri müziği keşfediyor, dinlemeye başlıyor, seviyor ve benimsiyor. Calvin Harris, Florence Welch ve Mumford&Sons gibi isimlerin sadece ABD’de değil tüm dünyada başarılı olmasının en önemli sebeplerinden biri bu. Bizim müziğimiz de dünyada çok farklı coğrafyalarda seviliyor. Bu hakikaten sevindirici ve ilham verici bir durum.
Bu doğrultuda Amerikan müzik endüstrisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Theo: Bana göre ABD’de müzik dünyanın geri kalanından çok da farklı değil. Farklı olan tek şey ABD’nin çok çok çok büyük bir ülke olması. Bununla doğru orantılı olarak oradaki müzik endüstrisi de çok büyük. Sonuçta orası süperstar’ların ülkesi öyle değil mi?
Son soru... Yaptığınız müzik, ‘synth-pop’ olarak mı adlandırılmalı?
Adam: Hayır! Hayır değil. İlk albümü kaydederken de canlı enstrümanlar kullanmıştık. Aslında müziğimizin insanlar tarafından sadece ‘synth-pop’ olarak adlandırılması gerçekten sinirlerimi bozuyor.
Theo: Pop müziğin birbirinden çok farklı formları var. Her müzisyen ya da grubun bunu ortaya koyuş şekli de kendine özgüdür. Biz sadece bir pop grubuyuz, hepsi bu! Pop!