Türk'ün sandıkla imtihanı

Gazetedeki bilgisayarın başında çalışıyorum. Arkadan Vahi Öz'ün sesi geliyor. Bir anda idrak edemedim, arkamda duran televizyonda eski bir siyah-beyaz Türk filmi başladı sanıyorum.
Haber: HAKAN GÜLSEVEN / Arşivi

Gazetedeki bilgisayarın başında çalışıyorum. Arkadan Vahi Öz'ün sesi geliyor. Bir anda idrak edemedim, arkamda duran televizyonda eski bir siyah-beyaz Türk filmi başladı sanıyorum. Halbuki o sırada Tansu Çiller bilmem hangi şehrin bilmem hangi meydanında seçim konuşması yapıyor. Kadının sesi mitinglerde fazla bağırmaktan kısılmış, bir Vahi Öz 'sound'u doğmuş. Her mahalleye trilyonerler vaat ediyor...
Bu hadisenin benzerini hatırlıyoruz, herkese iki anahtar mıydı, neydi,
dağıtıyordu bir ara. Anahtarlar muhtemelen annesinin çıkınında kaldı, biz göremedik. Trilyonerlik vaadi ise daha gerçekçi. Enflasyon muhasebesiyle sorun halledilebilir, trilyonluk banknotların basılabilmesi için kısa bir hiperenflasyon dönemi yeterlidir, gibi düşüncelere gark olmuşken, insan cep telefonunun ani titreşimiyle irkiliyor. Cem Uzan'dan yeni bir vaat gelmiş, sonu da 'Yapmazsam namerdim,' diye bitiyor. Ya, arkadaşım, ben seni yolda yakalayıp, 'Sigarayı bırakacağım, bırakmazsam namerdim,' falan diyor muyum? Atma benim telefonuma mesaj! Yani böyle demek istiyor insan da, karşısında muhatap bulamıyor. Mesajı gönderen bir tuhaf telefon numarası, arıyorsun, dıt, dıt, dıt, dıt.
Taksiye binsek radyoda, evde televizyonu açsak bilmem kaç kanalda Türkiye'nin önüyle uğraşan bir adam. Mahrem bir alanımız kalmamış. Bari bırak telefonun mesaj kutusu boş kalsın. İlle de dolduracağım diyor. Ama kabahat onun değil tabii. Ben de Cem Uzan'a bu aklı veren Ali Taran'ın telefon numarasını bulup, günde beş vakit mesaj atmazsam namerdim!.. Hadi bakalım, el mi yaman, bey mi, göreceğiz...
Buyrun gözetleyelim
Zaten memleketteki her şey gibi bu seçimlerin de kulağına su kaçtı.
Geçenlerde bir bağımsız milletvekili adayımız gece gittiği meyhanede, "Ben milletvekili olacağım, hesap falan ödemem," deyince, garsonlar kendisini fena hırpalamış, sol gözü kapanmış. Hastaneye kaldırılırken hâlâ söylenip duruyordu. Adama bak, milletvekilliğini bir hesap ödememe mercii olarak görüyor.
Aslında haklı mı ne?
Hazır laf bağımsız adaylardan açılmışken, Biri Bizi Gözetliyor'un (BBG) geçen dönemki galibi, 'yüksek karakterli Türk genci' Kaan'ın pek kıymetli validesi de bağımsız aday olmuş, Meclis'e girmeye hazırlanıyor. Oğluna mesajla oy verenlerin, kendine de mühürle bir kıyak yapma ihtimaline güveniyormuş. Buyrun, gözetleyelim, eğlenelim derken, BBG ne
hale geldi...
Aslına bakarsanız, Meclis'te de kamera var, TRT 3 bütün gün yayımlıyor. Vatandaş BBG yerine biraz da Meclis'i gözetlese hiç fena olmaz diye düşünüyor insan. Hem orada küfür, kavga, dövüş falan yasağı da yok, hepsi gani.
Formaliteler kaldırılıp biraz cazip hale getirilse, biraz da reklamı yapılsa, bütün gün gözetle dur artık...
Bitmedi. Bağımsız aday de, orada dur. Kimileri Nasreddin Hoca kılığına girip denize maya çalıyor, kimileri eşekle birlikte seçim propagandası yapıyor ama, bir de 'ağır'ları var bağımsız adayların. Ağır deyince, Mehmet Ağar akla geliyor gerçi ama, şimdi bir de Jet Fadıl var gündemde. Siirtli vatandaş, başlamadan biten otomobil fabrikası 'proje'si aşkına takıldı peşine gidiyor. Fadıl Bey resmen Meclis yolcusu. Eh, diğer listelerdeki mümtaz şahsiyetleri de eklersek, TBMM'nin bir 'dokunulmazlar koğuşu'na dönme ihtimali doğuyor ki, buna 'D Tipi' mi diyeceğiz, ne yapacağız, artık Adalet Bakanlığı karar verecek.
Acayip bir seçim
Kusura bakmayın, gazetecinin vazifesi her ne kadar kamuoyunu aydınlatmak olarak tanımlansa da, bazen tersi durumlar söz konusu olabilir. Başka deyişle, yahu, şu Nil Demirkazık meselesi nedir, çözen var mı? AKP, söz konusu hanımın milletvekili adaylığı konusunda o kadar ketum
davrandı ki, bir şey anlayamadık. Gerçi AKP her Türk gencinin bir dönem elinden tutmuş, filmleriyle ona yol yordam göstermiş Tamer Yiğit'i aday göstererek ne kadar değiştiğini kanıtladı ama, Parislerde, Romalarda okumuş Nil Hanım konusunda pek bir tutucu davrandı.
Tayyip Bey çift santrforla oynamak istemiyor olsa gerek...
Farkında mısınız? Futbol kalelerini genişletip ofsayt kuralını kaldıracağını açıklayan Besim Bey ile seçim konuşmalarına Genelkurmay'ı överek başlayan Sayın Perinçek bile fazlasıyla normalleşti artık bu seçimlerde.
Hakikaten acayip bir seçim... Kim derdi, elin Amerika'sından kalkıp Türkiye'ye gideceksin, Kadıköy'deki bilmem hangi eğitim merkezinde hanımlarla sarma pişireceksin. 'Catherine Yenge', eşi Kemal Bey'in seçim kampanyasına aktif katılım göstereceğim derken, neredeyse folklor ekibine girip Diyarbakır oyunları öğrenecekti. Neyse ki bu akşam kabus bitiyor.
'Kabus' lafının abartılı olduğunu düşünenler vardır mutlaka. Fakat bu gözler, MHP mitinginde balonların patladığını, balonların içindeki helyum gazının tutuştuğunu, 50'nin üzerinde insanın yaralandığını, ve yüzü-gözü yanmış bir vatandaşın hala o yanmış elleriyle kurt işareti yapıp, 'Devletin
başına Devlet gelecek,' diye avazı çıktığı kadar bağırdığını gördü. Arkadaşım bırak devletin başına neler geleceğini de, sen bir hastaneye git önce. Kaldı ki Devlet Bey devletin başına geldi, hala başında duruyor. Yani bu devletin başına neler geldi neler, biz biliyoruz.
Devletin başına bundan sonra neler gelecek? Mesela, Genç Parti barajı geçerse, AKP - GP koalisyonuyla birlikte Komedi Dans Üçlüsü'nün 'Doktor Erol Bey'i Kültür Bakanı olabilecek. Elm Sokağı Kabusu'na yeni bir bölüm, üstelik yerli versiyon olarak çekilecek. Filmin başında Motorola Yönetim Kurulu topluca intihar edecek. Sonunu söylemeyeyim, heyecanı kaçmasın...