Türk'ün Türk'e propagandası

Türk'ün Türk'e propagandası
Türk'ün Türk'e propagandası

New York ta Beş Minare şimdilik bu yılın en çok izlenen ikinci filmi.

1970'te 200 milyondan fazla, 1978'de 58 milyon sinema biletinin satıldığı Türkiye'de 38 milyon bilet başarı sayılır mı?
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Biraz da ‘New York’ta Beş Minare’ filminin yarattığı havadan kaynaklı olsa gerek, Türkiye sinemasının yine ‘rekordan rekora’ koştuğu yazılıp çizilmeye başladı. Evet gişe hasılatının 21 Kasım itibariyle 335 milyon TL’ye ulaştığı ve kendi rekorunu kırdığı bilgisi doğru. Seyirci sayısının 90’lı yıllardan sonra elde edilen en büyük rakam olan 2008’in 38.4 milyonluk rakamına yaklaştığı da söylenebilir. 2010 yılı gişesi pazar akşamı itibariyle 36.4 milyona ulaştı ve geride kalan 5 haftada 2008’in rekorunu geçmesi muhtemel.
Bu rakamın 18 milyonunun vizyona giren 56 yerli filme ait olduğunu ve bunun dünyada hiç de azımsanmayacak bir başarı olduğunu da ekleyelim. 

Körün fili tarifi
Ancak, ‘istatistik’ garip bir bilim. ‘Körün fili tarifi’ gibi herkes rakamları görmek istediği noktadan yorumlayabiliyor. Türkiye sinema sektörüne dair rakamların ‘sahici’liğini sınamak için yine rakam oyunlarına başvurup başka istatistiklerle karşılaştırmak gerekiyor.
Türkiye sinemasının özellikle son 8 yılda önce 30 milyon ardından da 35 milyonluk gişe rakamını geride bıraktığını, yerli filmlerin izlenme oranının yabancılardan daha fazla olduğunu söylemek gerek öncelikle. Ama dağıtım sorunlarındaki adaletsizlikler (1400 salonun 1200’ü üç film tarafından kapatılmış durumda), seyirci dağılımındaki sorunlara girmeden 35 milyon seyircinin 72 milyon nüfusluk bir ülke için ne kadar başarılı olduğunu mercek altına alalım.
ışte burada imdadımıza yine ‘istatistik’ yetişiyor. Örneğin 300 milyonun biraz üzerinde nüfusa sahip olan ABD’de 2009 yılında satılan bilet sayısı 1.4 milyardan fazla. ABD’nin bir sinema ülkesi olduğunu düşünerek başka örneklere bakalım. 50 milyonluk ıngiltere’de 164 milyon, 45 milyonluk ıspanya’da 108 milyon bilet satışı gerçekleşmiş.
Yani Türkiye’de iki kişiye bir sinema bileti düşerken, ortalama bir Batı ülkesinde bir kişiye 2 ya da 3 bilet düşüyor.
Bir başka yanılsama ise çok izlenen filmlerin ‘Türkiye tarihinde bir ilki başarmış’ gibi sunulması. Ya da 38 milyonluk gişe rakamının zirve olarak tanımlanması. Bunun için Nijat Özön ve Giovanni Scognamillo’nun aktardığı rakamlarla geçmişe kısa bir yolculuk yapalım. Mesela 95’i yerli olmak üzere 345 filmin vizyona girdiği 1959 yılında 25 milyon bilet satılmış. Az gibi görünebilir ama Türkiye nüfusuna yakın bir rakam. Bu rakam yeterli değilse hazır olun, 224 filmin vizyona girdiği 1970 yılında satılan bilet sayısı tam olarak 246 milyon. Sinemanın ‘seks filmleri’ ile tehdit edildiği 1978’de 58 milyon, 1985’te 50 milyon civarında gişe rakamı söz konusu. 

Sağlıksız bir büyüme
Toparlarsak, sinema sektöründe 5 yılda yaşanan gelişmeler ne kadar umut verici olsa da yeterli değil. ıki filmin mevcut salonların yüzde 60’ını kapattığı, 5 filmin toplam seyircinin neredeyse yarısını elde ettiği bir sektörün sağlıklı olması da zor. 70 yerli filmin vizyona girmesi beklenen 2010 yılının verilerinin de gösterdiği önceki yıllardan farklı değil. Bazı filmlerin çok izleniliyor olması, izleyen seyirciyi ve yapımcısını mutlu edebilir. Türkiye sinema sektörü, salon ve seyirci sayısını artırmanın, dağıtım koşullarını adaletli bir hale getirmenin yollarını bulmak zorunda. Büyük dağıtım şirketleri ve yapımcılar tarafından ‘tekel’ haline getirilen salonlar var oldukça film sayısı artsa bile seyirci yerinde sayacak. Sağlıklı bir sektör için film sayısı ve seyirci sayısında paralel bir artış olmak zorunda. Ötesi ‘Türk’ün Türk’e propagandası’ndan başka bir şey değil!


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    Türkiye