TV'de şiddetin sınırı ne?

TV'de şiddetin sınırı ne?
TV'de şiddetin sınırı ne?
ABD'de ilk bölümü yayımlanan, Türkiye'de ise bu akşamdan ekrana gelecek 'The Following', tartışmalara yol açtı. Peki, TV'de şiddetin sınırı ne olmalı?

Televizyonda şiddet eşiğinin gittikçe aşağılara çekildiği, diyelim bir 10-15 sene öncesine göre ekranda bahsi bile açılamayacak türden cinayetlerin polisiye dizilerde cirit attığı günümüzde, kimse TV’de şiddeti sansasyondan addetmez diye düşünürdük. Ne var ki ABD Fox kanalında önceki akşam ilk bölümü yayımlanan, 48 saat arayla bugün Türkiye ’de de gösterilecek ‘The Following’ bizi yanılttı. Dizi çok ‘vahşi’ ve ‘kanlı’ olduğu gerekçesiyle Amerikan basınının gözde eleştiri konularından.
Dizinin yapımcısı 90’larda ‘The Scream/Çığlık’ serisine yazdığı senaryoyla ünlenen, sonrasında da ‘Dawson’s Creek’ ve ‘The Vampire Diaries’ gibi gençlik dizilerin yaratıcılığını üstlenen Kevin Williamson. Başrollerde ise Altın Küre ödüllü Kevin Bacon ve ‘Rome’ dizisinde canlandırdığı Marc Antony rolüyle tanınan James Purefoy var. Bacon, psikolojisi çökmüş, tekrar toparlanmaya çalışan emekli ajan Ryan Hardy’i, Purefoy ise hapisten yeni kaçmış, Edgar Allen Poe hayranı eski İngilizce profesörü karizmatik katil Joe Carrol’ı canlandırıyor.
Hikayenin odağında ise yüzlerce takipçisiyle cinai bir tarikat kuran Carrol’la Hardy’nin mücadelesi var.
‘The Following’deki şiddetin bu kadar eleştirilmesinin asıl sebeplerinden biri, The New York Times yazarı Alessandra Stanley’in yazısına göre ‘Dexter’, ‘Breaking Bad’ ya da ‘The Walking Dead’ gibi şiddetten imtina etmeyen diğer dizilere göre çok daha garip, ürkütücü ve rahatsız edici sahneler içeriyor olması... Stanley, diğer dizilerdeki şiddet unsuru içeren sahneleri, gerçeküstü ve karikatürizeleştirilmiş olmaları sebebiyle daha masum ve zararsız buluyor. Yazar, “Walking Dead veya Game of Thrones’un her bölümünde mide bulandırıcı sahneler izleyebiliyoruz. Ama izleyiciler zombilerin gerçek dünyada var olmadığını, şövalye ya da rahibelerin yalnızca Ortaçağ’da ya da Orta Dünya’da var olduğunun farkında. Seri katiller ise gerçek hayatta var” diyerek eleştirisini dile getiriyor. ‘The Following’teki korkunç sahnelerin tahrik edici olabileceğini iddia eden Stanley, 20’si çocuk 27 kişinin ölümüyle sonuçlanan Sandy Hook Katliamı’nı da hatırlatıyor.
Washington Post yazarı Hank Stuever de son zamanlarda Amerikan toplumunda vahşet ve katliam içeren dizi, film ve kitaplara olan ilginin arttığını belirtiyor. Geçen yıl Colarado’da ‘The Dark Knight Rises/Kara Şövalye Yükseliyor’ filmi gösterimi sırasındaki vahşeti hatırlatan Stuever, ‘The Following’teki vahşet konusunda iyimser değil. Amerikan toplumunun ‘katil ve dedektiflerden oluşan’ kanlı ve saldırgan hikayeleri heyecan verici bulduklarını, bu yüzden dizinin beklentilerini karşılayacağını söylüyor. “Kültürümüzde cinayet hikâyelerine sorunlu bir bağımlılık var. Amerika’da toplu katliam olayları azalsa da halkımızın cinayete olan iştahı artıyor” diyerek Stuever, toplumdaki gerçeği dile getiriyor.
Los Angeles Times yazarı Mary MacNamara ise “Williamson ve diğer ‘vahşi’ yazarlar, son haftalarda kendilerinin de söyledikleri gibi, sevdiğimiz ya da korktuğumuz, çoğu zaman çelişkiye düştüğümüz duygularımızla ilgili yazıyorlar. Bu yüzden gizemli cinayet öyküleri hâlâ en popüler ve evrensel tarz olma niteliğini taşıyor” diyor ve ‘The Following’e daha ılımlı yaklaşıyor.
MacNamara’nın dediği gibi Amerikan toplumu, ‘Kuzuların Sessizliği’ karakteri Hannibal Lecter’in filmin sonunda kurtulmuş olmasından dolayı mutlu!
‘The Following’, ilk bölümüyle bugün 22.00’de Dizimax’te.

Asena İrem Akın (Uzman psikolog)
‘Şiddet dürtüsü uykuda bekler’

Şiddeti açığa çıkaran, bütün insanlarda var olan saldırganlık dürtüsü doğumdan itibaren bilinçdışında uyku halinde bekler. Bu dürtüyü harekete geçirebilmek için tetikleyici birtakım uyarıcılar gerekir. Son zamanlarda özellikle cinayetlerin bile normalize edilerek öne sunulduğu dizilerde dikkat ederseniz suçu işleyen karakterler güçlü, karizmatik, hoş görünümlü gibi olumlu özelliklerle karakterize bir duruş sergiliyor. Çocuklar, genellikle, etkilendikleri, hayran oldukları bir rol-model seçtikleri için, karakterin çekiciliği çocukları kolayca etkileyebilir. Aileler, eğer çocuklarının yaşları doğruyla yanlışı ayırt edebilecek düzeyde ise bunların zararlarını birtakım verilerle, onların anlayabileceği bir dilde paylaşarak bu tür içeriklerden uzak tutabilirler. Yaşları küçük çocuklar için ise programla ilgili çok tepki vermeden başka aktiviteye yönlendirerek dikkat dağıtıcı yöntemler kullanılmalıdır.

TAYFUN ATAY (TV eleştirmeni)
‘Geç saatlerde göstermek’

Şiddet, hayatın her alanında var. Bunun ekranda olup olmaması neyi, ne kadar değiştirir? “Ekranda olmuş, çok mu” diye düşünmek lazım. Şimdilerde çocuklar şiddeti daha iyi izleme ve gözleme imkânına sahip. Artık dijital bir kültür içerisinde yaşamlarını sürdürmekteler. Ve zaten pek çok araçla, aletle şiddet üreten programları ve oyunları hayatlarının bir parçası yapmış durumdalar. Dolayısıyla bir televizyon dizisinin buradaki etkisi, büyüğüne baktığımız zaman çok ön planda değil. Bir yerde duruyor ama ondan önce pek çok başka unsur söz konusu. Şiddet, sadece televizyonda da değil, diğer kültürleyici etmenlerde de var. Bunun dışında, bu tür diziler zaten ikinci prime time dediğimiz geç saatlerde gösterilecektir ve parayla satın alınabilen bir kanalda yayımlanacaktır. Dolayısıyla izleyicinin tercihiyle maruz kalabileceği bir dizi bu. Başka bir önlem düşünülemez.