Üç boyutlu gerçek uzay sineması

Üç boyutlu gerçek uzay sineması
Üç boyutlu gerçek uzay sineması
Dün hem insanlık hem de sinema tarihi için etkileyici bir gündü. 20 yıldır kainatın görüntüsünü yeryüzüne indiren ünlü uzay teleskobunda tehlikeli bir görevi anlatan ve soluk soluğa izlenen bir astronot macerası olan 'Hubble 3D' filmi, dünyada vizyona girdi
Haber: UMUT EROĞLU - umeroglu@gmail.com / Arşivi

Zihninizde ‘Hubble 3D’ adını duyduğunuzda ne canlanıyorsa fazlasını düşünün. Çünkü üç boyutlu IMAX kamerası ile uzayda çekilen bu film, seyircilerini hayal gücü eşiğini yeniden keşfetmeye davet ediyor.
Kainatın artan bir hızla durmaksızın genişlediğini ispat ederek astronomi biliminde çığır açan Edwin P. Hubble, 1920’lerde Andromeda galaksisini keşfederek o zamanlar sanılanın aksine yıldızların ve gezegenlerin Samanyolu’ndan ibaret olmadığını göstermişti. Edwin Hubble hayattayken uzaya bir teleskop yerleştirme fikri ilk kez gündeme geldi ancak bu hayal, 1990 yılında gerçekleşebildi. Galileo’nun teleskobundan sonra astronomi adına en büyük gelişme olarak nitelendirilen Hubble Uzay Teleskobu, ismini de büyük ustaya saygı ifadesi olarak taşıyor. 20 yıllık yörünge hizmetinde evrene dair büyük gizemleri açığa kavuşturan Hubble, bu kez Dünyalılara ‘uzayda olma’ hissini yaşatan sıradışı-gerçek görüntüler ve soluk soluğa izlenen bir astronot macerasıyla gündemde.

Astronot kameraman
‘Hubble 3D’, daha önce ‘Space Station 3D’ ile ilk gerçek uzay filmini çeken IMAX Space Team tarafından hazırlanmış. Filmi kameraya alan ise astronotlar. Hubble Uzay Teleskobu’nu son kez onarmaya çıkan NASA’nın efsanevi STS-125 ekibi, uzay mekiğine monte edilen IMAX kamerası ile dünyanın yörüngesinde gerçekleşen operasyonu kaydetmiş.
Uzay görevlerinin kolay olacağını kimse öne sürmüyor ancak, 2014’te çoğu işlevini yeni James Webb Uzay Teleskobuna devredecek Hubble için kalkışılan bu zorlu tamir görevi, bir süredir atıl durumdaki teleskobu hayata döndürmek için son şans olarak telaffuz ediliyordu. Saatte 17 bin 500 mil hızla hareket eden, Dünya’nın etrafını 90 dakikada dönen milyonlarca dolarlık bir cihazı havada kapıp vidalarını sökmeye çalıştığınızı hayal edin. Bahsedilen, işte böyle bir zorluk. Buna, astronotların herhangi bir darbede kıyafetlerinin ölümcül hasar alması, önemli bir cihazın elden uçup ebediyete intikal etmesi ve uzay bilimlerinin en önemli enstrümanının çalışamaz hale gelmesi gibi riskleri ekleyin...
Astronot Dr. Mike Massimino, “Hubble’a gezegenlerin atmosferini inceleyecek parçayı monte etmekle sorumluydum ve boşlukta işimi yapmaya çalışırken hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Tarih kitaplarının beni diğer dünyalardaki yaşamın keşfine engel olan adam olarak yazacağını düşündüm” diye anlatıyor Dünya ayaklarının altına seriliyken yaşadığı stresi. Onun tecrübesini anlamaktan da ötesi, filmi izleyince yaşanıyor. Dev IMAX ekranında tüm görüntülerin üç boyutlu oynadığı film, astronotlarla birlikte uzay yürüyüşü yapma, bir uzay operasyonunu yerinde izleme gibi ayakları yerden kesecek harikalıklar barındırıyor.
Sözün kısası, uzaydasınız. Galaksi, yıldız, nebula, supernovalar etrafınızda. Uzay turistlerinin milyon dolarlık maceralarını okudukça iç geçirdiğiniz her şeye çok yakınsınız. Kim mi söylüyor? Yapımcı Toni Myers. Birlikte çalıştığı NASA astronotlarının filmi izleyince “Orada olmanın ardından en iyi şeydi” yorumunu yaptığını anlatıyor. Filmin galası sırasında uzay sahnelerinin ihtişamı karşısında gözyaşlarını tutamayanlar objektiflere takılıyor, şaşkınlıktan hareketsiz kalanlar da öyle.

Uzay kafası
Leonardo DiCaprio’nun anlattığı film, belki asla geçemeyeceğimiz tüm sınırların ötesinde bir belgesel olmasının yanı sıra eğitimcilere de göz kırpıyor. Özellikle çocuklarda yaratacağı olumlu etkiyi düşünüp heyecanlanmamak elde değil. Dünyayı, yaşamı ve varoluşu yorumlayış biçimlerini zenginleştireceği aşikâr. Edinecekleri bilginin değeri içinse söze gerek yok.
NASA’daki astronomların pek çoğu çocukken bir uzay evi ya da müzesini ziyaret etmiş, belli ki tesadüf değil. Yakın gelecekte uzaya anten fırlatmaktan daha karmaşık işler başaracaksak, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda bir Türkiye vatandaşı da olacaksa mesela, o görevleri şu anda ilköğretim çağında olan çocukların üstleneceğini düşünmemiz gerekiyor...
Bu satırlara kadar ‘Hubble 3D’ deneyimi için heyecan duyduysanız bundan sonraki satırlar beklediğinizi vermeyebilir. IMAX sinemalarını Türkiye’de işleten AFM yetkilileri, ‘Hubble 3D’ filminin ülkemizde gösterime girmeyeceği bilgisini verdi. Burada, belli ki bir ticari kaygı söz konusu. Uzayı tüm ihtişamı ve gerçekliğiyle yaşatabilecek bu film, ‘Uzaylı gelse giderdim abi’ geyikleriyle harcanır mıydı yoksa ‘Memleketin derdi zaten arşa çıkmış’ diye öksüz mü kalırdı? Peki ya gerçekten gelse; okullar, aklıselim veliler ve ‘uzay kafası’ sevenler İstinyePark’ın, Ankamall’un yolunu tutmaz mıydı acaba?

Hubble’ın büyük keşifleri
* Güneş sistemimiz dışında ilk organik molekül: Hubble’ın sıradışı başarılarından biri, Güneş sistemimiz dışında bir organik molekülün ilk defa onun gözüne takılmış olması. 63 ışık yılı kadar yakınımızda yer alan bir yıldızın yörüngesindeki Jüpiter büyüklüğünde gezegenin atmosferi yaşam için kilit rol oynayan metan molekülüne sahip. Aynı atmosferde su da var. Ancak yüzey sıcaklığının yüksekliği nedeniyle yaşam mümkün değil.
* Karadelikler: Pek çok galaksinin merkezinde karadelikler olduğu, Hubble’ın gönderdiği fotoğraflar sayesinde keşfedildi. Sagittarius A* örneğin, galaksimizin merkezinde yer alan bir karadelik. Sevgili Samanyolu’muzun tam ortasında ışık dahil her şeyi yutan bir karadelik var yani. Bir başka deyişle, bütün galaksiyi bir arada tutan şey, aslen yok oluşun ta kendisi. Karadeliklerin bir yok oluş olup olmadığındansa kimse emin değil. 
* Kara enerji: Son yıllarda astronomların gündemini kurcalayan ve adı sıkça duyulan gizem öğesi... Bu gizemli gücün varlığını geçen yüzyılın başında Einstein öne sürmüş, sonra da savından vazgeçmişti. Galaksileri giderek artan bir hızla birbirinden uzaklaştıran, her yerde var olan ve evrenin genişlemesini sağlayan Kara Enerji üzerine araştırmalar sürüyor. 2001’de Hubble’ın çektiği bir supernova görüntüsü ve yıldızın hareket biçimi, bu konudaki savları doğrulayan bilgiler taşıyordu.
* Yıldız ve gezegen oluşumu: ‘Her şey bir gaz ve toz bulutuyla başladı’... Bu klasik cümle, yıldız ve gezegenlerin oluşumu için temel başlangıç tasviridir. Gaz ve toz bulutlarının aralarında toparlanıp sonra daha büyük kütlelerin çekimiyle disk formasyonu aldığı teorik olarak biliniyordu. Hubble ise bu disklerin görüntüsünü yakalayıp teoriyi gerçek olarak kaydetti.
* Evrenin yaşı: Hubble’dan önce evrenin yaşı hakkındaki tahmin 7 ila 20 milyar yıldı. Pek işe yarar bir zaman aralığı olduğu söylenemez. Hubble derin uzay fotoğraflarıyla yakaladığı ışığın mesafesi konusunda çok daha keskin tanımlamalar yapılmasını sağladı. Onun sayesinde evrenin 13.7 milyar yıl yaşında olduğunu biliyoruz artık.