Uçlardaki rollerin mücadelesini vermeyi seviyorum

Uçlardaki rollerin mücadelesini vermeyi seviyorum
Uçlardaki rollerin mücadelesini vermeyi seviyorum
Ezel'in 'Converseli katil'i, Av Mevsimi'nin 'baş şüphelisi', tiyatronun 'yükselen yıldızı' Rıza Kocaoğlu: 'O karakterlerle baş edebilecek miyim çabası beni heyecanlandırıyor'
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Cuma günü görücüye çıkaracak ‘Av Mevsimi’, DOT oyunları ‘Malafa’ ve ‘Punk Rock’, ocakta sahnelenecek olan Kutlama (Festen) ve ısınma turları süren bir diğer oyun, 90’ların efsane radyo programından yola çıkarak çekilen, martta gösterime girecek ‘Kaybedenler Kulübü’, hızla fenomenleşen televizyon dizisi ‘Ezel’...

İki sinema filmi, ikisi yolda dört oyun, bir dizi. Hepsinin tek bir yazıda buluşmasının sırrı karşıma kurulmuş mavi gözlerde. Rıza Kocaoğlu anlatıyor, en çok ‘rüya’ diyor. “Rüya gibi bir ekip, rüya gibi bir iş...” Haksız sayılmaz, klişe oyuncu cümleleri kurduğu da yok. Nazar değdirmeyelim, işini yapmaya hevesli her oyuncu için rüya gibi işlerle haşır neşir bu ara. Bir süre önce geride bırakmış 30’unu, “Yıldızın mı parladı bu sene, ne?” diyorum, gülümsüyor ama bana katıldığı söylenemez: “Buna kariyer olarak bakmamak gerek. Yaşama dair bir derdin vardır ve bunları içinde barındıran bir işin içinde olmak istersin. 30’un üstü oldum. ‘Erkek oyuncu 30’dan sonra başlar’, diyor ağabeylerimiz. Benim için de keyifli roller gelmeye başlayan bir dönem oldu, mutluyum.”

Ezelciler onu ‘Converseli katil’ olarak bağırlarına basmış durumda zaten. Eh, bir katil ne kadar bağra basılabilirse! Ekibin hakkını teslim etmeli, bildiğimiz tetikçilerden çıkmadı, Temmuz. Tuhaf bir çekim gücü var. Karakteri çizerken de siyah takımlar içindeki katillerden olmasın diye çıkmışlar yola: “Karakterlere kötü ya da iyi diye bakmıyorum. Ne kadar gerçek olduğuna bakıyorum. Ezel’de kötü dediğimiz bir çok karakterin iyi yanı da var, yani gerçek karakterler. Ben ince çizgide dolaşan bir karakteri oynuyorum. Hayat gerçekliğiyle, çizgi roman gerçekliği arasında oynayan bir karakter. Riskliydi yazılırken ama seyirci bunu çok sevdi, inandı ve korktu bu karakterden.”

Sohbete ‘Ezel’den başlamamıştık ama söz Kocaoğlu’nun ‘arıza karakter’ olarak ne kadar da sık karşımıza çıkmasına gelince ‘Ezel’e de şöyle bir uğradık. Oynadığı ‘arıza karakterler’i saymaya kalkınca itiraz gecikmiyor. Neticede tatmin edici bir yanıt alıyorum bu mevzuya dair: “Oyunculuğa bakışım şu. Bir hikâyenin parçasıyız ve hikâye anlatıyoruz. Hikâyenin kendisine, karaktere ve bütünün içindeki işlevine bakıyorum. Anlatılan doğru ve içinde bulunmak isteyeceğim bir şeyse, bir yerinde olmak isterim. Tabii ki birbirine çok benzer bir şeyi yapmak istemem. Birazcık uçlarda gezinen, zor şeylerin mücadelesini vermeyi seviyorum karakterlerde. O karakterlerle mücadele edebilecek miyim çabası da heyecanlandırıyor. Tiyatroda çok çeşitli roller oynuyorum. O çeşitlilik oyunculuk gelişimimde ve içimdeki renkleri kullanabilme arzumu tamamlayan bir alan.”

Filmden, tiyatroya
Rıza Kocaoğlu’nun DOT’taki birbiriyle ilgisi olmayan çeşitlilikteki şahane performanslarını görmüş bir izleyici olarak, üstelemek manasız. ‘Malafa’da Topaz adlı mücevheratçının hınzır satıcılarından biri, misal. ‘Punk Rock’taysa oyunun yönetmeni olarak iş başındaydı. Ocakta, DOT’un Sarıyer’deki yeni mekânında sahnelenmeye başlanacak olan ‘Kutlama’da yıllar boyu üzerini örttükleri tüyler ürperten gerçeklerle bir kutlamada yüzleşen ailenin, sorunlu bireylerinden biri.

‘Kutlama’, dogma akımının ilk örneklerinden ‘Festen’ (The Celebration) adlı Thomas Vinterberg imzalı filmden, David Eldridge’in gerçekleştirdiği bir uyarlama. Oyunun meselesini şöyle özetliyor Rıza Kocaoğlu: “Bir şölen... Ama kan dökülmüş bir masa var ve kimse kanı görmek istemiyor. Çünkü sistemlerinin devamı, görmemekten, duymamaktan geçiyor. Burjuva yaşamının çok sert bir eleştirisi var oyunda. Sadece çocuklarına değil, dünyaya tecavüz eden bir baba, bir sınıf. Irkçı bir sofra ve yüzyıllardır bitmeyen bir tecavüzün kutlaması gibi...”
‘Av Mevsimi’nde; uyuşturucuyla tanışıklığı ortaokul yıllarına uzanan, şimdilerde okul önlerinde hapçılık yapan, filmin ‘avcılarının’ izini sürdüğü cinayetin bir numaralı şüphelilerinden, ‘Asit’ namlı Ömer olarak beyazperdede olacak. Filme dahil olduğunda epey heyecanlandığını anlatıyor: “İki, üç aşamalı seçmeden geçtim. Önce Yavuz (Turgul) Hoca için bir deneme çektik, sonra kendisi oynattı. O seni sallıyor, bildiklerini unutturuyor, sonra onları yeniden veriyor ve ihtiyacı olanı da alıyor. Onlarla büyüdük; Yavuz Turgul filmleriyle, Şener (Şen) abiyi seyrederek. Bütün bu usta diyebileceğimiz isimlerin yanından bile geçmek çok öğretici. Onların yanında durmak bile insan olarak, bu mesleği yapan biri olarak yaşamdaki duruşu da öğreten bir şey. Bu projenin bir yerinde durmak bile rüya gibi.”

Koşturmaca devam ediyor
‘Av Mevsimi’ çoktan hazır, Tolga Örnek’in çektiği, Nejat İşler, Yiğit Özşener ve Ahu Türkpençe’nin rol aldığı ‘Kaybedenler Kulübü’ montaja girmiş. Rıza’nın koşturmacasıysa sürmekte. Hemen her gün aynı tempoda şu ara. Sabahları ilkbaharda sahnelemeye başlayacakları (Beautiful Burnout) için boks derslerine katılıyor. Biter bitmez, ‘Kutlama’nın provasına yollanıyor. Akşam da ya oyuna, ya da çekim için ‘Ezel’in setine... Yoğunluktan şikayetçi olduğu yok, aksi olursa mutsuz olabilir ancak... Boks ringine dönüştürülmüş sahnede replikler eşliğinde savuracağı yumruklarsa ayrıca heyecan katıyor herşeye. Bryony Lavery’nin kaleme aldığı oyun bir anne ve biri kız, dördü erkek, boks yapan beş gencin etrafında dönüyor. Rıza’dan aldığımız küçük ön bilgiyle, ‘Kaybolmuş bir kuşağın hayata nasıl tutunduğu’ üzerine...

Boksa devam edecek
Çocukken İzmir ’de babasıyla bir boks maçına gittiğini hayal meyal hatırlıyor. Yakınlarda da Eyüp’teki İstanbul Boks Şampiyonası’na gidip, 30’a yakın maç izlemiş. Boksu epey sevmiş, derslere devam etmeyi planlıyor. Boksun duygusunu soruyorum, oyun üzerine düşünürken aklına not ettiklerini paylaşıyor: “Yumruklarla yürümek, biraz da bu oyun. Bir varoluş, duruş, yürüyüş biçimi. Beynine ve bedenine hükmetmenin yirmi dört saatlik disiplini… Yaşamda güçlü kalmanın, meslekte güçlü olmanın, sözünü güçlü söylemenin uzun koşusu. Ülkede işini iyi yapabilmek için yumrukların biraz sıkı durması gerekiyor. Gelen yumruklara seri ve güçlü savunma yapabilmek, gerektiğinde engelleri devirmen gerekiyor. İşini yapabilmen için ayakta kalman gerekiyor. Oyundan ziyade, hayata mesleğine tutunmanın bir şekli gibi. Boks oyuncuya bedensel katkı dışında entelektüel bakış da katabilir, yeter ki mesleğimizle arasında doğru diyalektik bağı kurup senteze ulaşabilelim. Yumruğumuzun içinde neyi sıktığımız da önemli tabii...”

Rıza Kocaoğlu’nun Sarıyer’deki provaya gitmek üzere metroya binme vakti. Yolda okumak üzere Radikal’i alıyor elimden: “Yeni Radikal’i hem biçim, hem içerik olarak çok beğendim. ‘Savaşma konuş’ projesini gönülden destekliyorum. Bir şeyleri görmezden gelerek hiçbir şey çözülmüyor, geç bile kaldık artık her şeyi konuşabilmeliyiz...”

‘Hepimiz bir bütünün parçasıyız’
“DOT, kendimi çocuğu gibi hissettiğim bir yer. Bir bütün var ve hepimiz onun parçasıyız. Bunu yaşam için de düşünüyorum, tiyatro ve rol kişisi için de. Kendi içimde de bir bütünüm. Bütünleşmiş parça olarak oraya gidersem, bütüne faydam olabileceğini düşünüyorum. Gazetenizde iki teyzeyle yapılmış röportajı okudum, çok etkilendim. O kadar güzel anlatmış ki keçinin otla, otun yağmurla ilişkisini. Kadın diyor ki, ‘Hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz. Keçi için ot lazım, ot için su… Doğada hepimiz bütünüz. Oğlumla keçim arasında fark yok. Bunu bozmaya çalışıyorlar. Çünkü alternatif bir yaşamı sunuyoruz’ diyor. Doğanın diyalektiğini, doğanın içinden biri olarak anlatmış. Tam da bunları düşündüğüm bir dönemde geldi. DOT’ta çok mutluyum. Orası benim için özgürlük alanı.”