Ufuk Bayraktar: Bekir'den Bekir'e...

Ufuk Bayraktar: Bekir'den Bekir'e...
Ufuk Bayraktar: Bekir'den Bekir'e...
Ufuk Bayraktar'ın bir röportajında onu keşfeden Zeki Demirkubuz için "Hıyar idim, Zeki Ağabey benden cacık yaptı" dediği rivayet edilir. Ne alçakgönüllülük ve tabii ne cacık.
Haber: FATİH ÖZGÜVEN / Arşivi

Onu önce Demirkubuz’un ‘Bekleme Odası’nda gördük. Sanatkar Cihangirlilerden farklı biçimde bahseden bu filmde Cihangir’in arka bahçelerinde kediler kadar hırsızların da cirit attığını hatırlatmak için oradaydı. Çok geçmeden kendisinin de bir Cihangir müessesesinin, Firuzağa Kahvehanesi’nin sahibinin oğlu olduğunu, Zeki Demirkubuz tarafından role uygun bulunarak keşfedildiğini öğrendik. Mamafih Demirkubuz onu sadece bir ironi için kullanmakla yetinmedi. ‘Kader’ filminin seyircisini nasıl yerine mıhladığı, bunun da önemli ölçüde Ufuk Bayraktar’ın Bekir rolündeki varlığından ileri geldiği malum. Bunda ‘otantik’ bir yüz keşfetmenin heyecanı da var mıydı? Üzerinde oyunculuk hevesinin, belli bir eğitimin izleri okunmayan, ara sıra bir ‘kariyer planlaması’nın gölgesi geçmeyen bir yüz? Belki öyle, seyirci olarak ara sıra böyle şeyleri romantize etmek mümkün. Ama Demirkubuz’un kendisinin böyle bir derdi yoktu. ‘Kader’deki Bekir, üzerine ağır ağır çay damlatılan, damlalar düştükçe cızırdayan elektrikli ısıtıcı kadar orada ve filmin parçası bir şeydi. ‘Kader’, eşya ile karakteri yanyana, ince, sürekli bir dengede tutuyordu. Bu denge, Ufuk Bayraktar’ı da sosyolojik olarak ‘şu ya da bu’ olmaktan çıkarıyor, bu kendine mahsus Demirkubuz dünyasının ortasına yerleştiriyordu. Bayraktar’ın bir röportajında ‘Hıyar idim, Zeki Ağabey benden cacık yaptı’ dediği rivayet edilir. Ne alçakgönüllülük ve ama tabii ne cacık.
Demirkubuz dünyasından çıkınca büyü bozuldu. ‘ Hayat ’ ve ‘gerçeklik’ sinemadaki Ufuk Bayraktar’ı varoş çocuğu- halk çocuğu- işçi sınıfı arasında bir yerde muallakta bıraktı. İncelmiş hainlikler bahsinde ‘Bekleme Odası’nın yönetmenini kat be kat aşan ‘İklimler’in fotoğrafçısı kendisini İshak Paşa Sarayı’na götüren taksi şöförü rolündeki Ufuk Bayraktar’a bir fotoğrafı çok görür. Fotoğrafçının taksicinin verdiği adresi buruşturup atması o filmin hayranlık verici hainlikler listesinde müstesna bir yer alır.
Keza ‘Yumurta’; filmdeki taşralı gençkız, kendisi gibi taşralı olan elektrikçiyi değil, ikisi gibi taşralı ama Beyoğlu görmüş şair- eski kitapçıyı seçecektir. Anası da zaten onu buna hazırlamamış mıdır? ‘Yumurta’da, elektrikçi rolündeki Ufuk Bayraktar’ın yüzünden gerçek bir öfkenin gölgesi geçer. Bu öfkeyi belli etmekten de geri durmayacaktır. Bekir adını kullanarak ‘Kader’in Bekir’ini kendi dünyasına transfer etmeyi uman ‘Dağ’da da, Ufuk Bayraktar benzer bir sahnede parlıyor gene; çıkma teklif etmek istediği tezgahtar kızla iyi başlayıp paldır küldür bitirdiği sahne. Orada, onun sayesinde (teşbihte hata olursa da olsun) taksi şöförü Robert de Niro’nun Cybill Shepherd’e çıkma teklif edip de kızı porno filmine götürerek bir çuval inciri berbat ettiği sahneden bir iz var. Yol yordam bilememek; gene de, aynı filmdeki iyi aile çocuğunun kız arkadaşına yaptıkları düşünülürse, Bekir’in çıkma teklifi duygu ve zarafet yüklü.
Ufuk Bayraktar’ın kült tabir edilen ‘Ezel’ dizisinde Tuncel Kurtiz’in gençliğini canlandırışını seyretmedim, ama sanki bunda bir çeşit ‘şiirsel adalet’ var. Türk tiyatrosunun en entelektüel aktörlerinden birinin Türk sinemasının en çekirdekten yetişme oyuncularından biriyle, kökleri kültürel Türk solunda bir kariyerin sinemaya hasbelkader dalmış gerçek bir halk çocuğuyla karşılaşması.
Halk çocuğu deyince; Ufuk Bayraktar’ın diğer sinema rollerinden bazıları, son zamanlarda geleneksel Türk soluna rengini veren Cumhuriyet ‘daüssıla’sı filmlerindeki roller oldu. Cumhuriyet’in idealize ettiği bir halk çocuğu tipini canlandırmanın ona düşeceğini tahmin etmezdim, ama düştü. ‘Toprağın Çocukları’nda Köy Enstitülü bir köylü çocuğuydu. (Kendisi gibi köylü kökenli bir kız rolündeki Türkü Turan’a gönül düşürmesi gene dokunaklıdır; İmkansız Aşk Sahnelerinin Mükemmel Oyuncusu.) ‘Çanakkale 1915’te ise çocukluğumun Milli Eğitim Tarih kitaplarından çıkma mitik bir karakter; kimsenin taşıyamadığı top mermisini ağzından kanlar sızarak defalarca taşıyan Mehmetçik. İşte, son olarak da ‘Dağ’ filmi, kendi fikrince, bu Cumhuriyet askerini alıp güncel milliyetçi bir çerçeveye yerleştiriyor, üstelik adını Bekir koyarak. Bu Bekir’in o Bekir olduğuna ikna olmak zor, ama Ufuk Bayraktar’ı ‘Kader’in çılgın aşığından işçi sınıfı delikanlısı rollerine oradan Mehmetçik rollerine oradan bu yeni Bekir’e getiren kariyer çizgisine bir anlam atfetmeye çalışmamak da zor. Bir ‘yüz olarak oyuncu’, bir ‘tesadüf olarak oyuncu’, ama ayrıca bu ‘yüz’le tesadüf’ün bir kısmı kestirilebilecek bir kısmı kestirilemeyecek şeylere denk düşmesi ya da düşürülmeye çalışılması… Merak uyandırıcı.
Ufuk Bayraktar rollerinin çizdiği bu eğri hayatta da bir yerlerden geçiyor, birşeyleri temsil ediyor, bütün o karşılık görmeyen aşık rolleri, kalp kırıklıkları maruz kalınan başka hoyratlıklara işaret ediyor olmalı. Bayraktar’ın yüzüne başarıyla yansıyan, yansıtılan şeyler bunlar, bu nedenle kendisine ihtiyaç duyduğumuz ve daha da duyacağımız o yüze…