Uğurlu kalem bilimselmiş

Uğurlu kalem bilimselmiş
Uğurlu kalem bilimselmiş

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Psychological Science dergisinde yayımlanan güncel bir araştırma, batıl inançların da faydaları olabileceğini ortaya koydu. Uğurlu sayılan obje ve hareketler bireysel performansı gerçekten pozitif yönde etkileyebiliyor. Artık biri malum anahtarlığınızla, türlü maç ritüellerinizle dalga geçerse bilin ki arkanızda bilimin desteği var!
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

“Gemide kadın uğursuzluk getirir!” Açık denizlerde ticaret yapan büyük yelkenlinin kaptanı, erzağı bitmiş bir gemiden kurtardığı esmer kadınla yelkenliye dönüyordur. Sağ bacağını o ünlü köpekbalığına kaptırmış huysuz ihtiyar, bastonunu havada sallayarak tekrar haykırır: “Gemide kadın olmaz, uğursuzluk getirir!”
Eski filmlerden, çizgi romanlardan hatırladığımız bu sahnedeki batıl inanç hadisesi, pek çok açık deniz gemicisi için hâlâ güncelliğini koruyor. Üstelik gemideki erkekler, büyük uğursuzluk getireceğine inandıkları bu durumdan özenle sakınıyor, ekmek teknelerinin bereketinin kaçmasından en az köpekbalığından korktukları kadar korkuyorlar. Son derece batıl görünen bu inanç, şeytanların, iblislerin kadını çekici bulup gemiye üşüşme ihtimaline dayanıyor olabilir. Belki de gemiyi kollayan koruyucu meleklerin, güzel kadını kıskanıp güverteyi terk etmelerinden çekiniyorlardır.
Ne kadar anlamsız değil mi? Oysa siz daha ilk satırlardan itibaren uğursuzluğun nereden kaynaklandığını biliyordunuz. Merak etmeyin, testosteron şelalesi çağlayan tüm erkekler ve o hormonun kokusunu iyi bilen tüm kadınlardan bir farkınız yok. ‘Gemide’ filmini seyredenler, tayfaya hayatı zindan eden bütün belanın, giderek daha da mağdur olan bir Rus hayat kadınının gemiye alınmasıyla başladığını hatırlar. Ve yine kaptan söylemiştir en başta, bunun uğursuzluk getireceğini.
Batıl inançlarımız her zaman olumsuzluklar üzerine işlemiyor. Pek çok batıl inancımızdan da bize şans getirdikleri, işlerimizi iyi ve kolay halletmemizi sağladıkları için vazgeçemiyoruz. Vazgeçmeyi de zaten pek istemiyoruz... 

Dört aşamalı deney
Psychological Science dergisinde yayımlanan güncel bir araştırma, yanında uğur taşıyan veya uğuruna inandığı şeyler yapan insanların şanslarının gerçekten de daha yaver gittiğini gösterdi. Daha da ilginç olan, işe yaradıklarında kerametini cinlere, perilere ya da gizemli kozmik güçlere bağlamayı pek sevdiğimiz bu uğurların, en az gemideki kadının uğursuzluğu kadar somut ve rasyonel dayanaklara sahip olması.
Araştırmayı inceleyen The Guardian yazarı Ben Goldacre, kendisi dahil hemen herkesin bir batıl inancı olduğuna dikkat çekiyor. Söz konusu araştırma için bilim insanları dört küçük deney gerçekleştirmiş. Bunların ilki olan topla isabet deneyi, çoğunluğu iyi şansa inandığını belirten 28 öğrenci üzerinde uygulanıyor. Batıl inançları harekete geçirmek için bir grup deneğe, kendilerine verilen topun çok fazla isabetli atış tutturduğu için uğurlu olduğu söyleniyor. Diğer gruba ise kullanacakları topun herkesin kullandığı top olduğu anlatılıyor. Sonuç: 1 metre mesafeden yapılan atışlar sonucunda uğurlu topla atış yapanların isabet oranı açıkça önde oluyor; ortalama 6.42’ye 4.75...
İkinci deneye geçildiğinde, bu kez 51 öğrenciden bir motorik çabukluk oyunu oynamaları isteniyor. Kutuyu sağa sola yatırarak içindeki 36 minik topu, 36 deliğe en kısa sürede yerleştirmeleri gerekiyor. Bu deneyin batıl inancı, yurtdışında pek yaygın olan, uğur getirdiğine inanılan iki parmağı çaprazlama tutma hareketi (crossing fingers). İlk gruptakilere, oyuna başladığında “Senin için parmaklarımı tutuyorum”, diğer gruba ise sadece “Başla deyince başla” deniyor. Tahmin edileceği üzere, parmak desteği alanlar, oyunu diğerlerinden çok daha kısa sürede tamamlıyor.
Araştırmanın üçüncü fazında batıl inanç tesirinin zihin faaliyetine etkisi inceleniyor. Belli bir uğuru olan 41 öğrenciden ‘uğurlu şeylerini’ sınıfa getirmeleri isteniyor. Bazı öğrencilerin uğurlu nesneleri, fotoğraflanacağı söylenerek sınıf dışına çıkarılıyor. Öğrencilerden çeşitli hafıza işlemleri yapmaları isteniyor ve kendilerini ne kadar rahat hissettikleri soruluyor. Uğurlu eşyası odada bulunan öğrenciler hafıza oyununda daha iyi performans sergiliyor ve kendilerini daha verimli hissettiklerini belirtiyorlar. 

Odada uğur varsa iş kolay
Son aşamaya geçen bilim insanları, bu kez batıl inançların daha da kuvvetli bir etkisine tanık oluyor. 31 öğrenci, kelime bulmaca tabir ettiğimiz bir anagram oyununa katılıyor. Bu öğrencilerin uğurlu eşyaları da aynı şekilde sınıfa getiriliyor ve yine bir kısmı dışarı çıkarılıyor. Bu kez, başlamadan önce öğrencilerden bir hedef belirlemeleri isteniyor ve kelimelerin yüzde kaçını bulabilecekleri soruluyor.
Sonuç artık şaşırtıcı değil, uğuru odada olanlar daha fazla kelime buluyor. Ancak şaşırtıcı olan, uğuru yanında bulunanların baştan çok daha yüksek hedefler belirlemesi ve oyunu daha uzun süre ilgiyle ve sabırla oynamaları.
Laboratuvar koşullarında gerçekleşen bu deneyin, gerçek hayatta bire bir karşılık bulacağını söylemek fazla iddialı olabilir. Ancak öğrencilerin yaşadıkları, pek çoğumuzun günlük hayatta yaşadıklarına uzak değil. Batıl inançları tamamen saçmalık olarak değerlendiren rasyonalistler dışında, sevdiği kişinin hediye ettiği bir şeyi uğur sayanlar, herhangi bir şeyi hep aynı rutinde yapanlar, bu alışkanlarından kolay kolay vazgeçmiyor.
Araştırma, herhangi bir sonucu didaktik biçimde diretmiyor ancak hissiyata dayalı bir açıklığı görmek mümkün. Uğuru yanında olanlar, yapacakları iş esnasında kendilerini belirgin biçimde daha rahat hissediyor. Tam tersi yönde, rahatsızlık, endişe ve stres gibi hislerin işleri zorlaştırdığını hepimiz biliyoruz. Bu, ister bir topu deliğe tutturmak, ister kritik bir kararı doğru vermek olsun, üzerimizdeki baskı ne kadar artarsa ve ne kadar detaylı düşünürsek akışı o kadar baltalıyoruz.
Goldacre’ın okurlarından biri, yorumlarda ilginç bir anekdot aktarıyor: Eşinin doğumu sonrasında hemşirelerden öğrendiği üzere, kadınların üniversite dereceleri ve eğitim seviyesi yükseldikçe doğum daha zor hale geliyormuş. Çünkü eğitimli kadınlar, doğumu sadece olduğu gibi deneyimlemek yerine süreci iyice anlamaya çalışıyor ve daha fazla sıkıntıya maruz kalıyorlarmış. Bu, kesinlikle bilimsel bir saptama olmasa da ardındaki mantığı kavramak mümkün.

Siz hesap yapana kadar...
‘Aklına ilk gelen doğrudur’ derler. Öğrencilikteki sınavlardan yöneticilik kariyerine kadar insanların çokça anımsadığı, birbirine hatırlattığı bu sözün dayanılmaz gerçekliği karşısında çoğu kez boyun eğmek durumunda kalırız. Ancak mantığımız, zekâmız ve egomuz bizi seçenekleri defalarca incelemeye, doğru ve en zararsız sonuçtan emin olmaya iter. Çoğu zaman da işler ya daha karmaşık hale gelir ya da hararet yapan zihin inadına yanlış kararı alır ve uygular. Yanlış kararlarda işi kısmete bağlamak veya Tanrı’ya havale etmek belli bir rahatlama sağlar. Bu rahatlama, geç kalınmışlığı dışında, batıl inancın sağladığı rahatlamadan çok da farklı değildir.
İlk kararın genelde kendince doğru çıkmasının sebebi, bilinçaltımızın zihnimizden çok daha marifetli ve sofistike bir yapıda olması. Karşıdan karşıya geçerken üzerinize hızla gelen bir aracı fark ettiğinizde, bir an için refleksiniz yerine zihninizin karar vermesi gerektiğini düşünün. Önce aracın size çarpacak hız ve mesafede olduğundan emin olacaksınız, çıkan sonuca göre öne koşmanın mı, arkaya çekilmenin mi daha uygun olacağını hesaplayacaksınız. Bu esnada önde engel olabilecek nesneleri tespit edecek, arkada takılabileceğiniz engelleri hatırlayacaksınız. Ve son olarak hareketi yapmak için gerekli gücü tayin edip kaslarınıza emir vererek sıçramayı yapacaksınız.
Muhtemelen ilk hesabı tamamlayana kadar dümdüz olmuştunuz. Beyniniz, yarım dakikanızı alacak bütün bu hesapları saniyenin çok altında bir sürede yapıyor. Ve doğru, hayati kararı alıyor. Ayrıca tüm gün boyunca, son derece karmaşık bir makine olan bedeni yürütecek binlerce işlemi kusursuz gerçekleştiriyor, çoğunlukla da size rağmen...
Herhangi bir konuda verilecek karar da önce bilinçaltının süzgecinden geçiyor. Sağlıklı beyin, tüm koşulları ve hafıza birikimini bir çırpıda ilişkilendirerek, ‘hayatta kalmak’ için en uygun seçeneği sunuyor. Ancak biz bu kararın alınış hızına alışkın olmadığımız için yeniden yeniden yeniden değerlendiriyoruz. Sonuç ise her zaman değişiyor. İşin içinden çıkamadığımızda yine karar için batıl yöntemlere başvurabiliyoruz.
Yoğun zihin müdahalesinin, doğru olanı yapabilme-yapamama kaygısı nedeniyle eylemlere ağırlık ve belirsizlik kattığı ortada. Batıl inançların performansa olumlu etkisi ise tam burada beliriyor; güvenilir, doğrulanmış bir dış faktörün varlığı zihin müdahalesini azaltıyor ve rahatlamış sezgilerle gerçekleştirilen eylem hem daha başarılı hem de daha tatmin edici oluyor. Bizim için parmaklarını birleştiren dostlarımızdan aldığımız güven hissi de yine kendimizle olan hesabı geri plana atmamızı ve yaptığımız şeye daha çok inanmamızı sağlıyor. Yeri geldiğinde ‘Kafam rahat değil, konsantre olamıyorum, sağlıklı düşünemiyorum’ lafını etmeyenimiz var mı?..
Bize uğur getirdiğine inandığımız şeyler, bazen komik ve saçma olsalar da, kendimizi rahat bırakmamıza izin verdikleri için değer taşıyorlar. Asıl uğuru getiren ise zihnimizin çekiştirmesine maruz kalmadan işini görebilen, potansiyeli yüksek iç benliğimiz.
Şimdi batıl inanç dediğiniz şeyin, tamamen kendinize inanmaya dönüştüğünü düşünün. O zaman kimi görürdünüz sizden içerü?


    ETİKETLER:

    Guardian

    ,

    Cunda