Unutma, unutturma!

Unutma, unutturma!
Unutma, unutturma!
Sabra ve Şatilla katliamlarına bugünden bakan 'Vadimdeki Gözyaşları', karakterlerinin motivasyonlarını anlaşılır kılamasa da hissettirdikleriyle durumu kurtarıyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Ari Folman’ın yazıp yönettiği 2008 yapımı animasyon ‘Beşir’le Vals’i (Vals im Bashir) hatırlarsınız. İsrail destekli Hıristiyan Falanjist milislerin, 16 Eylül 1982’de Beyrut’taki Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarında yaptıkları katliamı, İsrail ordusu mensuplarının ‘hafızasızlık’ hastalığı üzerinden okuyan etkili bir filmdi. Kanada’da yaşayan Lübnan asıllı sinemacı Maryanne Zéhil’in ikinci filmi ‘Vadimdeki Gözyaşları’ da (La Vallée des Larmes) aynı döneme benzer bir ‘hafızasızlık’ üzerinden ve bugünden bakıyor.
Film , Kanadalı bir yayınevi editörü olan Marie’ye gelen zarflarla başlıyor. Bu zarflar aracılığıyla, Sabra ve Şatilla katliamlarına tanık olmuş bir Filistinlinin, çocukluğunda yaşadığı bu travma üzerine notlarını okuyor Marie. Bir süre sonra ‘yazar’la tanışıyor ve kısa zamanda onunla dost olup anlamaya çalışıyor katliamı ve etkilerini. Bu çabası, trajedinin merkezine kadar uzanacağı bir yolculuğa sürüklüyor onu...
Maryanne Zéhil, ‘Vadimdeki Gözyaşları’yla unutulmaya/unutturulmaya çalışılan bir olayı hatırlatıyor insanlığa. Geriye dönüşlerle desteklediği hikâyede, iki karakterin motivasyonlarını yeterince anlaşılır kılamasa da, hissettirdikleriyle amacına ulaşıyor az çok. Katliamı bir aile üzerinden okurken, onların parçalanışını ve buradan beslenen ‘intikam duygusu’nu öne çıkarıyor. Ama aynı zamanda benzer bir noktadan yola çıkarak gelecekte intikama yer olmadığını söylüyor. Bu paradoks, kültürel bir altyapıyla destekleniyor gibi görünse de, son tahlilde yeterince inandırıcı bir bütüne taşımıyor filmi.
Kanadalı editör Marie’nin kişisel dünyasındaki gelgitler de önemli yer tutuyor hikâyede. Vaktiyle Ruanda’daki katliamı kitaplaştırmış olan karakter, ‘bilmediği’ bir katliamın özel hikâyesiyle kendisine de bakıyor, sorguluyor ve bir sonuca varıyor. Sabra ve Şatilla’da yaşananların oradakiler için ifade ettikleriyle, ‘dış dünya’nın bu katliama nasıl baktığını ve ne gibi refleksler geliştirdiğini de Marie’nin ‘gelişimi’ üzerinden okuyoruz filmde. Birisi için her daim ‘açık bir yara’yken, diğerinin hafızasından silip attığı (atmaya çalıştığı) bir dönem bu. Toplumların ‘acı’ya ya da ‘acıtma’ya verdiği tepki de bu resimle anlamlanıyor; gösterilmeyen/anlatılmayan bir trajedinin gerçekliği de her coğrafyada olduğu gibi ‘sorgulanır’ hale geliyor, gerçeği rayından çıkarmak kolaylaşıyor...