Unutmamak için sanat

Unutmamak için sanat
Unutmamak için sanat
Venedik Bienali İngiltere Pavyonu'nun küratörü Turner ödüllü sanatçı Jeremy Deller ile ünlü yönetmen Mike Figgis imzalı bir video, BBC'nin 1984'te madenci kasabası Orgreave'de yaşanan polis şiddetini haklı çıkaran bir kurguyla verdiği görüntüleri yerli yerine oturtuyor.
Haber: NEYLAN BAĞCIOĞLU / Arşivi

Bu yılki Venedik Bienali’ndeki İngiliz Pavyonu sanatçı Jeremy Deller tarafından hazırlandı. 2004 yılında sanat dünyasının önemli ödüllerinden Turner Ödülü’nü kazanan sanatçı, Venedik’te hem küratör hem de sanatçı rolünü üstlendi. ‘İngiliz Sihri’ başlıklı pavyonu, Deller’ın İngiliz toplumuyla arasındaki aşk-nefret ilişkisinin bir ürünü olarak ele almak mümkün. Pavyonun belki de en İngiliz tarafı seyircilerin oturup istedikleri kadar takılabildikleri ‘Çay Odası’. Deller, bu mekânla insanlara bir arada bulunabilecekleri, tartışıp sosyalleşebilecekleri bir alan sunmak istemiş.
Deller’ın Venedik başarısı üzerine söylenecek elbette başka şeyler de var ama benim bahsetmek istediğim, Deller’ın ünlü İngiliz yönetmen Mike Figgis’le birlikte ürettiği 2001 tarihli ‘Battle of Orgreave’ (Orgreave Savaşı) video işi. Bu video, 1984 yılında İngiltere’nin kuzeyinde Sheffield yakınlarında yer alan Orgreave adlı madenci kasabasında yaşananların tarihi bir canlandırması.
1980’ler İngiltere’sinin muhafazakârlığına, sendika karşıtı Demir Leydi Thatcher’ın baskıcı tavrına ve çalıştıkları fabrikanın kapatılmasına karşı durmak için aylardır grev yapan Orgreave kok kömürü fabrikası çalışanları, 18 Haziran 1984 sabahı grevlerine devam etmek üzere fabrikanın kapısına giderler. Polisler tarafından her gün geri gönderilmeye alışık işçiler, polis müdahale etmeyince şaşırırlar ama durmaya devam ederler. Öğleden sonra işçilerin bir kısmı evlerine döner, kalanlardan bir kısım gömleklerini çıkarıp futbol oynamaktadır. Bir anda polis işçilerin taş attığı iddiasıyla saldırmaya başlar...
Önemli bir detay, 18 Haziran günü gelen polis ekibinin önceki hafta ve aylardakilerinden katbekat daha kalabalık olduğu, Thatcher düzeninde yaratılan, ülkenin farklı şehirlerinden toplanarak Orgreave’e getirilen, yağmaya karşı özel eğitimli destek polis ekibini de kapsıyor olmasıdır. Küçük bir kasaba olduğundan o güne dek grev yapan işçileri dağıtmakla görevli olan polisler, işçilerin eşi dostu ve komşusudur da aynı zamanda. Aralarında atlıların da olduğu destek polis ordusu, işçiler ileriye doğru hareket ettiği anda atları ve coplarıyla işçilere saldırır. Neye uğradıklarını anlayamayan işçilerden bir kısmı kaçarken bir kısmı da taş atarak müdafaaya başlar. Polis, kaçanlara kapılarını açan kasabalıların evlerine girer. Genç yaşlı demeden saldırmaya devam eder.
Olaylar tanıdık geliyor mu? Bitmedi... İngiltere’nin resmi televizyon kanalı BBC, Thatcher ve hükümetinin emriyle kamera görüntülerinin sırasını değiştirerek yayımlar. Bir maden işçisi taş atar, polis cevap verir. Yalandan kim ölmüş... Olaylar sonrasında hakkında dava açılan madencilerden Arthur Critchlow, polis atlarının altında kalan yaşlı bir madenciye yardım ederken başına cop yer, polis tutanağında ise Critchlow’un ters koşarken takılıp düştüğü iddia edilir. Bir yıl süren mahkeme sonrasında hakkında dava açılan 95 maden işçisi serbest bırakılır. Fakat ölen ölmüş, olaylardan fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da etkilenen yüzlerce insan için iş işten geçmiştir... 

Sivil toplum hareketi ne değildir? 

İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, 1968 tarihli bir yazısında, sivil toplum hareketlerinin, yağma ve devrim amacı güden ayaklanmalardan farklı olduğunu söyler ve farklı algılanmaları gerektiğine dikkat çeker. Bu doğrultuda, bariz bir biçimde halka açık olduğu belirtilen, başka bir deyişle kamusal alan olarak tarif edilen alanlarda bir araya gelen silahsız vatandaşların çeşitli siyasi politikaları protesto etmesi bir sivil toplum hareketi olarak kabul edilir. Yağma ise dolaysız ve kasten yemek, erzak çalma, gasp ve mal-mülke zarar verme amacı güden bir eylemdir.
Böyle düşündüğümüzde, yaklaşık 30 yıl önce Orgreave’de olanlar gibi Gezi Parkı’nda ve ziyadesiyle tüm Türkiye ve hatta dünyada yaşananlar sivil toplum hareketleridir. Bu açıdan baktığımızda gelecekte gerçekleşebilecek ortak paydalı hareketlere de zemin oluşturması kuvvetle muhtemel ve sevindirici. Kuşkusuz, 2013 Haziran’ında yaşananlar gelecekte ülkemizdeki sanat ve kültür üretimine yön verecek. Ümidim, bu üretimlerin; tarihinde sayısız acı ve zulüm örneği barındırmasına rağmen toplumsal bellek kaybından mustarip bizlerin, 90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük halk hareketini ve zulme karşı birleşen milyonları unutmamıza engel olması...