Üşümek ayıp mı, günah mı?!

Üşümek ayıp mı, günah mı?!
Üşümek ayıp mı, günah mı?!

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Kar yağarken askılı elbiseyle dolaşıp ayazda çorapsız çıkmak, soğuk havada yaka bağır açık gezmek 'in', üşümek 'ayıp'! Bu haller bize İngiliz 'cesur yürek' kızlardan mı, yoksa karda kışta parmak arası terlik, tişört ve ellerinde kahve bardaklarıyla dolaşan Hollywood ahalisinden mi geçti? Toptan 'üşütmeye' az mı kaldı?
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

‘Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü’ diye bir atasözü vardı, mevzunun taze olmadığına ispat. Ekim-kasım geldiğinde, ‘Yaz nasıl olur da biter’ inadıyla hâlâ yazlıkları çıkaramayan ‘romantikler’de olurdu. Kuzeyli turistler vardı sonra, hava hakikaten ‘brrr’ken askılı bluzla dolaşan. Ama işte bütün bu durumlar ‘marjinal’di. Biz, ağustos gecelerinde bile sırtına bir hırka alan, çorapsız gezemeyen, kat kat giyinen bir ırkın ahvadıydık. Ne oldu da zemheride tişörtle dolanabilir hale geldik? Bütün millet ‘âşık’ değilse ya da ‘kimyasal destek’ almıyorsa başka bir sebebi olmalıydı bunun.
Hollywood artistlerinin tiril tiril hallerine mi tav olduk? İngiltere’de göbeği, New York’ta böğrü açık kızların ‘cool’ hallerine mi bittik? Ne oldu da biz de hava ayazken üzerimize bir kazak almaya çekinir olduk? Tamam, küre ısındı, artık kışlar o kadar da soğuk değil ama yeterince soğuk işte. Ben bu satırları yazarken hava eksi 1 derece ve eminim, bir yerlerde birileri payetli, taşlı, pullu straplesleriyle kapının önünde sigara içiyor. Birileri bir klüpten diğerine yürürken üzerinde sadece bir tişört ve belki bir yelek var. Biz de bu ‘üşümeme modasını’ işi bilenlere sorduk.

‘Soğuğa şerbetliler...’
FERHAN İSTANBULLU (Moda yazarı, Editör)
Kışın ortasında bile tiril tiril dolaşmayı bence İngiliz kızlar icat etti, hatta hafızam beni yanıltmıyorsa popülerleşmesinde genç Elizabeth Hurley’nin de parmağı vardı! Benim konuyla ilgili zirvem ise, şubat ayında New York’ta metro beklerken ve aynı ‘Ghost’ filmindeki rüzgârı böğrüme böğrüme yerken gördüğüm, parmak arası terlikle yanımda dikilen kızdır.
Şimdi o kadar soğuk memleketlerde yaşıyorlar ki, bence bedenleri bir süre sonra bizim gibi narin Akdenizliler’den çok daha fazla soğuğu kaldırabiliyor. Mesela Beymen’in satınalma ekibinden, müthiş zevkli bir kadın olan Başak Kocabıyıkoğlu ile buluştum geçenlerde. Başak, Balenciaga deri ceketi ve acayip hoş bir biçimde bağladığı kaşkolu ile süper şık ve pek de çıplaktı! Nasıl oluyor diye sorunca, 10 yıl Londra’da yaşamış olmaktan sebep, artık soğuğa şerbetli olduğunu söyledi hemen. Bir de içki içmek, hele şarap, bu ecnebilerin beslenme piramitlerinin değişmez kalemi; eh alkol de sıcak tutuyor tabii.
Ben aylarca süren bu lahana durumundan sıkılmalarına hak veriyorum. Nefret ettiğim, yere kadar uzanan kaztüyü (yorgan) kabanlarla günü geçirmelerini, ilk fırsatta altından bir güneş gibi doğmalarını anlıyorum. Sürekli astronot gibi dolaşmak bence de hiç çekici değil. O yüzden içi kürklü mürklü topuklu bot gibi icatları yürekten destekliyorum. Kişisel icadım ise, tişört filan üstüne daracık deri ceket giyip üzerine abartı kalın olmayan bir şey geçirip sokağa öyle çıkmak... İşte yelek formatlı bir parça da bir arkadaşımın tabiriyle ‘sırta buzlar sürülmesi’ hissini ortadan kaldırıyor.

‘Ayrı bir gen sanırım!’
ECE SÜKAN (Model, moda editörü)
Hava ne kadar soğuk olursa olsun çorapsız ve incecik giyinmek, eskiden beri ‘İngiliz cesur yürek kızlar’dan çıkma bir olgudur zaten. Şu andaki tek fark, eskiden bu durum hayretle karşılanırdı, şimdi ise daha alışıldık bakışlarla geçiştiriliyor sanki.
İstanbul’da özellikle gece dışarı çıkarken, hava koşulları değil, kıyafetin bütünlüğü ve şıklığı birinci derecede önem kazanıyor. Bu bir anlamda daha mantıklı, çünkü gece genelde arabayla, taksiyle gideceğiniz yerin kapısına kadar gidip içeri giriyorsunuz; sokaklarda saatlerce yürümenize gerek olmadığı için, daha mantıklı bir durum. Tabii İngiliz kızlar yürüse de, metroya da binse öyle geziyorlar.  Ama dediğim gibi o ayrı bir gen sanırım. Ancak bu durumu baltalayan sigara yasağı, İstanbullu şıklık sergilemek isteyenleri zor duruma sokuyor, çünkü gecenin bir noktasında kapı önüne sigara içmeye çıkmak, eski sistemi biraz bozuyor. Şanslıysanız, üzerinize erkek arkadaşınızın ‘cool’ bir ‘boyfriend jacket’ını alarak da kapı önüne çıkabilirsiniz. Bu duruma bir de ‘basın tarafından fotoğrafı çekilecek’ kişi olma statüsü eklenince, durum iyice karışıyor sanırım. Çünkü kapıdan girerken çekilen fotoğraf için, üzerine hiçbir şey giymemeyi tercih edenler olabiliyor.

‘İklim değişikliği’
YAPRAK ARAS ŞAHİNBAŞ (Moda yazarı)
Bir düşününce kıyafetlerimi uzun zamandır yazlık-kışlık diye ayırmadığımı fark ettim. Kış ayları boyunca yazlık kategorisine giren birçok şeyi giymeye devam ediyorum hakikaten. Straples elbiseleri hırkalarla; ince şifon elbiseleri bol, uzun kazaklarla; yazlık etekleri-şortları kalın çoraplarla... Bir tek keten ve flip flop giymiyorum sanırım. Bir de topuklu sandalet içine çorap olayına pek giremedim.
Ama bunu estetik kaygısından çok hava koşullarına ve iklim değişikliğine bağlıyorum. Bir gün kar yağarken ertesi gün baharı aratmayabiliyor hava. Dolayısıyla elimin altında her an her şeyi bulundurmaya çalışıyorum. İç mekânlar da klimalardan dolayı sıcak olduğu için çok kalın giyinmek mümkün değil. Yün elbiseleri, kalın kazakları çok beğenmeme rağmen artık alamıyorum. Soğuk havalarda kalın kazaklar yerine termal içlikler giyerek ısınmayı tercih ediyorum.
Uzun lafın kısası ‘layering’ diye bilinen kat kat giyinmeyi; yerine göre katları çıkarıp giymeyi daha pratik ve daha sağlıklı buluyorum. Hem yazlıklarla beraber seçenekleriniz de çoğalıyor; giyecek bir sürü kıyafet ortaya çıkıyor.
Bu anlattıklarım, soğuk iklimlerde yaşayanlar için çok doğal zaten. İngilizler yaz-kış çorap giymeden açık ayakkabılarla gezebiliyor mesela. Sigara yasağıyla, Türkiye’de de sigara içicileri ve dostlarının soğuk hava koşullarına alışmaya başladığını düşünüyorum. 

‘Lahana gibi kat kat giydirilerek büyütüldük, bize uymaz’
AHU YAĞTU (Model, Stil danışmanı)
Bu Batı’daki bir modadır diyemem, hepimiz biliriz ki ülkemize gelen turistlerin çoğu biz yerlilere göre çok daha ince giyinir. Bahar aylarında hemen açılır saçılır, kendilerini plajlara atarlar. Durum şudur ki, Avrupa ve Amerika bunu bir akım haline getirmiş ve şartlar ne olursa olsun tarzlarından ödün vermiyorlar. Batılıların aile yapısındaki ve bizdeki farklılıkları tek tek saymayacağım ama giyim konusunda Avrupa şehirlerindeki sokaklarda dolaşan bebeklere ve çocuklara dikkat ettiyseniz, bu akımın nereye dayandığı ile ilgili bir fikre sahip olabiliriz. Birçoğu yakası bağrı açık, bisikletlerde gezdirilip, oda pencereleri açık uyutulan bu çocukların büyüdüklerinde incecik kıyafetlerle, açık ayakkabılarla gezmelerine şaşırmamak gerek. Bu akımı moda olarak uygulamaya çalışan Türk kadınlarını büyük bir tehlikenin beklediğini söylemeden geçemeyeceğim. Bizler o şekilde büyütülmedik. Bazılarımız lahana gibi kat kat giydirilerek yetiştirildik. Yazın fanilamız olmadan dışarı çıkamadık. Bu tarzı uygulamaya kalkanların çoğu sürekli hasta ve bir türlü iyileşemiyor! Bana gelince; ağustosta bile donan bir insan olarak bu akımın benimle ilişkisi olamaz. Çevremde böyle giyinen insanlara rastlıyorum. Bazısı gerçekten hiç üşümeyen tipler, bazısıysa imaj uğruna ruhunu, sıcaklığını satan...