Uygur'un ölümü çocukluğumuzun da ölümü aslında...

Uygur'un ölümü çocukluğumuzun da ölümü aslında...
Uygur'un ölümü çocukluğumuzun da ölümü aslında...
Usta tiyatrocu Nejat Uygur'u, öğrencisi Nedim Saban yazdı: "Ancak onun galalarında eleştirmenlerle profesörler, mahalle bakkalıyla fenni sünnetçiler aynı şeylere güler, birlikte eğlenirlerdi."
Haber: NEDİM SABAN / Arşivi

Hayat geçiyor ağlamakla gülmekle, ben zaten bir komiklik yaptım böylesine bir dünyaya gelmekle.” Nejat Uygur
1949: İsmail Dümbüllü yeni bir yetenek keşfediyor. Nejat Uygur sahneye adımını atıyor, kısa sürede kendi tiyatrosunu kuruyor.
1949/ 2007: Hamalın, tellalın, serserinin, sarhoşun, emekçinin, şoförün de bir hikâyesi olabileceğini kabul ediyor tiyatromuz. Ortaoyunundan gelen ötekine gülme mantığı yerini ötekiyle beraber gülmeye bırakıyor. Ustanın oynadığı halk tipleri arasında muzur çocuklar da var…
1949/ 2007: Bütün evlatları turnelerde doğuyor. Anadolu’nun çetin kışlarında, ücra köşelerde, masal dünyalarında…
1949/ 2007: Nejat Uygur sahnede var olmaktan başka bir şey düşünemiyor. Sahne madem doğum yeri olmuş, ölüm yeri de olmalı onun için! Sahnede ölmek istiyor ama…
2007: Bir beyin kanaması ve kısmi felçle yatağa düşüyor.
2007/ 2013: Yaşamı turnelerde, farklı kentlerde, otellerde, kimi zaman misafirhaneler, kimi zaman öğretmenevlerinde geçmiş. Oyunlarını kimi zaman donanımlı sahneler, kimi zaman ahırdan bozma yerlerde oynamış. Evinde oturduğu, kendi yatağında uyandığı gün sayısı parmakla gösterilecek kadar az… Ne acı ki kader, onu yatağa kilitliyor.
2007/ 2013: İzmir Fuarı’ndaki muhteşem turnelerin özlemiyle, tam da fuar döneminde, tam da oyun saatinde ayaklanıyor, oyuna gitmek istiyor… Yaşayan kaç tiyatrocunun heykeli dikilir? Fuarda heykelini dikmişler onun. Hasta yatağından kalkmak, en azından heykeli kadar sağlam olabilmek niyetinde belki. Bilinci yerinde değil ama ruhu halen tiyatroda, halen turnede, halen sahnede…
2007/ 2013: Normalde oynadığından çok daha karmaşık, çok daha hüzünlü bir komedi oynuyor hasta yatağında. Oynadığı muzur çocuk geri mi geliyor nedir, zamanda özgürce yolculuk ediyor, bazen çocuk olarak kendi çocuklarını, torunlarını şaşırtıyor. Necla Uygur, dünyanın en sadık kadını, yıllar boyu zamanın kölesi olmaya aldırmayarak, eşine hemşirelik yapıyor… “Onu bu halde görmek istemiyoruz” bahanesiyle elini ayağını çekiyor dostları. Oğulları röportajlarda bu bahaneyi kabul etmediklerini, dostlara çok ihtiyaç duyduklarını söylüyor ama nafile. Oğulları babalarıyla oyunlar oynamak zorunda kalıyorlar, Nejat Baba hangi yılı sayıklıyorsa, o yılın karakterlerini oynuyorlar. Saatler 2007’de durmuş, evlatlar babalarıyla çocukçuluk oynuyorlar…
Nejat Uygur’un ölümü bir çoğumuz için, kendi çocukluğumuzun da ölümü aslında. Gazoz içerek özgürce geğirdiğimiz, fazla gülerken osuruğumuzu tutmak için çaba harcamadığımız, karmaşa yerine sadeliğe gülmekten sakınmadığımız, kaosun kıçına bu kadar takılmadığımız için en basit esprilere de gülebildiğimiz bir zaman dilimi… Sakızın balonu ağzımıza burnumuza yapışır, düz yolda düşeriz, kafamızı durup dururken gardıroba vururuz ve güleriz ya, işte öyle bir şey Nejat Uygur’a gülmek… Nejat Uygur’a gülmek, aslında Nejat Uygur ile gülmek…
Ne hakla, otuz beşe bakla dediğimiz günler, aslında vicdanımızı sansürlemediğimiz, basit olmaktan korkmadığımız günlerdi. Nejat Uygur, bu günlerimizin kahramanıydı. Bazı tiyatrocular onu aşağılar, “Nejat Uygur esprisi yapmayın” derlerdi birbirlerine… Ancak onun galalarında eleştirmenlerle profesörler mahalle bakkalıyla fenni sünnetçiler aynı şeylere güler, birlikte eğlenirlerdi. Belki toplum bu kadar kamplaşmadığı, belki çocukların erken büyümek zorunda olmadığı günlerdi onlar… Twitter yok, toplum metaforları keşfetmemiş belki , ama zamsalağın çift anlamını kavrıyor…. Bugün hangi oyuna gittinizin cevabının şeyini şey ettimin şeyi olduğundan utanmadığımız günlerde, bir halk komiğini korkusuzca alkışlıyabiliyor, komediye özel anlamlar yüklemiyorduk.
“Bu bardağın dibi mi yok, ben mi ters tutuyorum?” esprisini Nejat Baba’dan bir daha duyabilmek için onlarca defa tiyatroya gittiğimiz yıllardı… Ustayı 1980’de 13 yaşında bir çocukken şimdilerde konfeksiyon atölyesi olan Ümit Tiyatrosu’nda tanıdım, öğleden sonraları tiyatrosunda deli gibi kitap okur, şahane resimler çizer, kendi afişlerini yapardı… Bez afişlerini kendisi hazırlar, akşamları da kentin en güzel yerlerine astırırdı. Oyunlarının gazete ilanlarında bile binbir muzurluk yaparak, medyanın gücünün keşfedilmediği dönemde, ‘merak edilen insan’ olmayı başarırdı. Tiyatrosu eviydi onun, hep evi kaldı. 2000’lerde Kocamustafapaşa Tiyatrosu’nda kulisine gittiğimde, yine evindeydi, yeni evindeydi. Oyun arasında bol bol kulis sohbeti ederek, neredeyse kendi oyununa yetişemememe neden oluyordu… Tiyatro sevdamı bildiği için, çocukken arkadaşlarımla kurduğum oyunları bile büyük ciddiyetle izleyip, eleştirirdi… Her telefona yanıt verir, eline tutuşturulan her saçma metni büyük bir ciddiyetle okur ve eleştirirdi. Yeter ki tiyatro olsun!
Düzenli elektrik kesintisi matineyle çakışırsa gaz lambalarının altında oyun oynanır ve biz karanlıkta da, aydınlıktaki kadar gülerdik. Çocuklar karanlıktan korkar aslında ama biz nedense Nejat Uygur’u karanlıkta izlerken bile daha çok neşelenirdik. Yan yana oturabildiğimiz günlerdi… Fındıkzade’nin burjuvası, Kocamustafapaşa’nın Ermenisi, Paşabahçe’nin işçisi, Sirkeci’nin kumaşçısı, hep beraber aynı şeylere gülebiliyorduk.
2007: Nejat Uygur yatağa düştü, tesadüf müdür bilinmez, birlikte gülebilmek yerine, birbirimize gülmeye başladık.
2007: Tayyip Erdoğan da kendisinin amatör tiyatro yıllarında ona değer veren ustayı unutmamıştı. Vefakârdı. Hastanede ziyaret etmiş, hatta ne acıdır ki eşinin askeri hastanede hoyratça dışlanması gibi talihsiz bir olay yaşamıştı…
2013: Gaz lambalarının altında hep beraber gülebildiğimiz günleri, birbirimize gülmeye çevirmeseydik keşke. Vefalı Başbakan her sanatçıyı aynı şefkatle sevebilse, çocukluğundaki gibi gülebilseydi keşke…
Bir mucize olsaydı keşke… Nejat Uygur hasta yatağından İzmir Fuarı saatlerinde uyanmak yerine, onu beraber izleyen seyircinin yine beraber gülebilmesini sağlayabilseydi…
Nejat Uygur için bugün saat 10.00’da CRR’de tören düzenlenecek. Öğle vakti Teşvikiye Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek.