Uyumsuz tarzların birlikteliği

Uyumsuz tarzların birlikteliği
Uyumsuz tarzların birlikteliği
Contemporary İstanbul'u Radikal için gezen Fransız eleştirmen Judith Benhamou: "Bu fuarı gezmelisiniz. Hem dekoratif, hem de cesur ve genç işleri birada görmek pek mümkün olmaz"
Haber: JUDITH BENHAMOU-HUET / Arşivi

Bu hafta, ulusal sanat fuarı Contemporary İstanbul için şehre davet edildim. Beşincisi düzenlenen fuarla ilgili bir şeyler söylemem istendiğinde, basında çıkan haberlere hızlıca bir göz attım ve şaşkınlıkla gördüm ki, katılımcıların büyük bölümü yerli galerilerden oluşuyordu. (37 yabancı galeriye karşılık 43 yerli…) Bu durum, kendisini uluslararası bir platformda sunmaya niyetlenen bir organizasyon için her zaman olumsuza işarettir.

Bir süredir ‘Doğu’, çağdaş sanata uyanmak için esnemekte. Bu esneme, doğunun çağdaş sanat dünyasında büyük patlama yapacağının göstergesi diye yorumlanıyor. Dubai, Abu Dhabi, Beyrut fuarları, Doha’da ve yine Abu Dhabi’de açılan konsept müzeler, Kahire, Beyrut ve Cidde’deki galeriler bunun göstergesi. Müzayedelerde rekor fiyata satılan işler genelde 20. ve 21. yüzyıl sanatçılarına ait. Bu sanatçılar gündelik hayata dair işler üretirken sadece batıdan değil, tüm dünyadan ve İslam kültüründen de ilham alırlar.

İstanbul 80’ler Barcelonası gibi
Önceki Türkiye ziyaretlerimde fark ettiğim şey İstanbul’da, gençlerin yarattığı ve 80’ler Barselona’sıyla kıyaslanabilecek capcanlı, özgür ve kendisini çağdaş dünyada temsil etmek için hevesli bir gündelik hayat olduğu. Bununla birlikte, enteresan bir şekilde kent sokaklarındaki başı örtülü genç kadınların sayısı da her geçen gün artıyor.
Beş yıl kadar önce, Sabancı Müzesi’ndeki Picasso sergisini görmüştüm. Bu beş yıl içinde aynı şehirde sanat adına nelerin değiştiğini, çağdaş sanatın nasıl sattığını da gördüm. İşler hızla çoğaldı. Beş yıl önce tanıdığım tek koleksiyoner çift ikisi de mimar olan Sevda ve Can Elgiz’di. Şehirdeki pek çok gökdeleni onlar inşa etti. Elgiz’lerin koleksiyon merakı, Boğaz hattında yaşayan pek çok zengin Türk’e cesaret verdi: Türkiye’nin çağdaş sanat deyince akla gelen ilk ismi olan Burhan Doğançay’a Cindy Sherman’dan Gilbert&Georges’a uzanan bir çağdaş sanatçı topluluğu eklenmiş oldu. 1929 doğumlu Doğançay, kent hayatının kaotik detaylarını yansıtmakta usta bir sanatçıdır ve 1987’de yaptığı bir eseri 2009 yılında 1,5 milyon dolara alıcı bulmuştur. Ben de onunla ilgili görüşlerimi netleştirmek için özel müzesini ziyaret etmiştim.

Graffitiden etkilenmiş, 1965 yılında yaptığı bir eserinde tuvalini bir duvar gibi düşünüp üzerine grafiti desenleri çalışmıştı. Anladığım kadarıyla, sanat konusunda öncü isimler işlerini hep özel müzelerinde sunmak isterler.

Elgiz’lerin hemen yakınlarında ünlü Türk eczacı Abdi İbrahim’in koleksiyonunu görmek mümkün. Girişte Alman sanatçı Thomas Ruff’un, kocaman bir fotoğrafı projeksiyonla duvarda parlıyor. İşlerini Paris’ten bildiğim İnci Eviner’in tarihi bir gravür üzerine oluşturduğu feminen videosu da etkileyici.
Contemporary İstanbul fuarını ziyaret etmek gerek. Temsil ettiği duyguyu hiçbir galeride tek başına bulamazsınız. Neden mi? Çünkü birbiriyle tamamen uyumsuz iki duyguyu bir arada sunuyor. Bir kere burada tamamen dekoratif maksatlı, kitsch ‘ürünler’ olduğu gibi, özellikle genç sanatçıların ve genç galericilerin hakikaten çok ilginç, cesur ve yenilikçi bir alanda ürettikleri işler de var.

Ama sonuçta Contemporary İstanbul iştah açmayan, sadece piyasanın birbirini gördüğü ve kıyasalama yapmasına imkân verdiği bir pazar olmaktan ileri gidemiyor. Belki çağdaş Türk koleksiyoncusu için iyi bir pazar olabilir ama onlardan sonra gelecek kuşak için bunun yeterli olacağını sanmıyorum.

Outlet umudu artırıyor 
Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli’yle konuştum. O, fuar konusunda çok iyimser ve umutlu. Zaman geçtikçe daha da iyi olacağına inanıyor. Bir sonraki Contemporary İstanbul’u, Bienal zamanı yani eylül ayında yapmayı planlıyor. Ve tabii, yabancı galerilerin katılımının artacağını, bunun da kaliteyi artıracağını düşünüyor. Mesela New York’lu ünlü galeri Lehmann Maupin’in İstanbul’la ilgilendiğini, önümüzdeki senelerde New York’tan daha fazla galerinin İstanbul’a geleceğine inandığını söyledi.
Bu arada Outlet gibi galeriler bu konudaki umudu artırabilir. Şener Özmen’in yükselen bir bayrağın önünde üç erkeği fotoğrafladığı işi mesela, cesaret verici! Yine aynı galeriden Servet Koçyiğit’in gerçek kadın saçından yaptığı süpürge fotoğrafı da ilginç.

Galeri Nev’de İnci Eviner’le birlikte Erdağ Aksel’in işleri görülebilir. Aksel, haçla ayı bir arada kullandığı işleriyle belki biraz ‘kışkırtıcı’ bulunabilir ama ‘İsa’nın belirleyici olduğu batı sosyal kültürüne bir eleştiri çakmak anlamına geliyor.
Halil Altındere’nin galericinin kafasında tablo parçaladığı videosu hem fuarda Galeri Baraz’da hem de Emre Baykal küratörlüğünde Arter’de bugün açılacak sergide izlenebilir. Ben sergilenmeden önce gördüm ve şunu söyleyebilirim ki, nihayet yeni Türk sanatçılarından biri gerçekten ‘piyasa’ya girdi. Ve ben bu yeni Türk sanatçılarını merak ediyor hakikaten takip etmek istiyorum.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    İstanbul

    ,

    İslam

    ,

    sanat

    ,

    patlama

    ,

    hayat