Vanilyalı paketi aç!

Vanilla Sky'ı en net biçimde özetleyen sözleri, filmin yönetmeni ve senaryo yazarı Cameron Crowe sarfetti
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Vanilla Sky'ı en net biçimde özetleyen sözleri, filmin yönetmeni ve senaryo yazarı Cameron Crowe sarfetti: "Sevdiğiniz bir şarkıyı cover'lamak gibi." Orijinal haliyle çok iyi olan bir filmin, ne demeye yeniden çekildiği sorulduğunda verilebilecek iyi bir cevap açıkçası. Crowe'un benzetmesindeki durumda genel prosedür şudur: Kendi başına parlak bir üretimde bulunması olasılık dışında bulunan kötü gruplar, başkalarının iyi şarkılarını alıp hiçbir yerine dokunmadan beceriksizce çalarak parsa toplamaya çalışır. Oysa çoğu kez gereksiz bir tekrara dönüşen 'cover'lar, usta ellerde epey verimli bir saha da yaratabilir; hele kaynağınız tekrar tekrar işlenmeye uygunsa. Alejandro Amenabar ve Mateo Gitai'nin Abre Los Ojos / Aç Gözünü için yazdıkları senaryo, tam da böyle muazzam bir malzeme deposu. Amenabar'ın yönettiği filmden Crowe'un yaptığı uyarlama da, bu depoyu gönlünce kullanıyor.
Hikâyenin el attığı, başlı başına bir filmi götürebilecek o kadar çok tema var ki... Fiziksel deformasyonun psikolojik etkilerinden, küçük kararların ne denli büyük sonuçlar doğurabileceğine, pop kültürünün belleğimizde bıraktığı izlerden, sorumluluktan arınmış gözüken bir seks yaşamının açmazlarına ve gerçeklik, yalnızlık, aşk gibi daha temel kavramlara uzanan bir ağ söz konusu. Amenabar ve Gitai'nin başının altından çıkan benzer bir zenginlik, türler için de geçerli. Gerilim, aşk, bilimkurgu... Artık neresinden tutmak isterseniz. Filmin farklı kollarını oluşturan türlerin hepsi, son sahnelere kadar çözülmeyen kocaman bir bilmecenin halkalarını oluşturuyor.
Vanilla Sky'ın takdire şayan yanı, bu tema ve tür zenginliğini bir çorbaya dönüştürmeden, eklektik olmadan bir bütün haline getirmesi. Amenabar kendi ilgi alanları doğrultusunda, tercihini Vanilla Sky'a göre çok daha kâbusvari, gerilimli bir atmosferden yana kullanmıştı. Aç Gözünü, içindeki dâhiyane fikirlerle öne çıkan ve sinemada farklı işler çıkarmak, özellikle de gerilim ve bilimkurguya göz kırpmak için ille de dev bütçe gerekmediğini kanıtlayan bir filmdi. Vanilla Sky ise tam tersine, kurgusundan set tasarımlarına sergilediği ustalıkla, 'İyi ki Hollywood var' dedirten bir yapım. Dolayısıyla, iki film birbirine bir yandan haddinden fazla benzeyip, bir yandan da yan yana koyunca 'elma-armut' kıvamında bir farklılık sergiliyor. Crowe'un tıpkı Amenabar gibi, filmi kendi ilgi alanları doğrultusuna çekip yönetmen olarak damgasını vurması ise, Vanilla Sky'ı şık bir Hollywood paketi olmanın çok ötesine taşıyor.
Öncelikle Crowe, herhangi bir türe (mesela gerilime) kıyak geçmediği için, Aç Gözünü'nün
ucundan dokunduğu konulara da daha derinden girme fırsatı buluyor. Örneğin belleğin bilinçaltını nasıl şekillendirdiğine
göz atarken, popüler kültürün belleğe ne şekilde sızdığına dair sağlam bir zincir de kuruyor. Tüm bunları da büyük bir ustalıkla, az zamanda çok söz söyleyebilmesini sağlayan, konsantre anlar yaratarak yapıyor. Vanilla Sky, sinemada müziğin anlatıma katkısına ilişkin de iyi bir örnek. Crowe, müzik kullanımı konusundaki seçimleriyle, sahnenin ruhunu beklenenden çok daha farklı noktalara çekebiliyor. Filmde müzik, asla 'bu kötü bir an; şimdi gerilmelisiniz' gibi emirler yağdırmıyor.
Vanilla Sky'ın, Hollywood'un, başka ülke sinemalarında ortaya çıkan deha pırıltılarını
en yanlış biçimde yorumlayışına karşı bir istisna oluşturduğu söylenebilir. Film biraz da, alternatif dergilerde çıkan sağlam yazıların çok satan büyük gazetelere konu olmasına benzeyen bir işlev üstlenecek herhalde. Dolayısıyla, son yılların en çarpıcı filmlerinden biri olan Aç Gözünü'yü izlememiş olanlar, Vanilla Sky'dan çok daha fazla etkilenecek.