Vapurda oturur, parkta yatarız

Vapurda oturur, parkta yatarız
Vapurda oturur, parkta yatarız
Emlakçılar, ev sahipleri ailelere konfor sunarken bekârlara birtakım delikler gösteriyor. Biz, Başbakan'ın deyişiyle 'evlenmeye niyeti olmayan tipler' nerede salata yapacak, donumuzu kurutacak, nerede uyuyacağız?
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Adile Naşit ile Ayşen Gruda’nın karşılıklı döktürdüğü 1986 yapımı nefis film ‘Kiralık Ev’de, gecekonduları yıkılacağı için günlerdir haldır haldır ev arayan anne-kızla, ateş pahası kiradan çiklet parası gibi söz eden emlakçı arasında şöyle bir diyalog geçer:
- Ne dersin Ayşecim?
- Bilmem, fena değil galiba.
- Aman hanımefendi, fena değil de ne demek? Birinci sınıf lüks bir inşaat.
- Aman yok canım daha neleri var? Allah sizi inandırsın bizim şu anda oturduğumuz daire buraya fark atar.
- Ee niye çıkıyorsunuz peki?
- E şey, fazla deniz görüyor, annemi de deniz tutar, ondan.
- Ya sormayın! Bir bulantı, bir baş dönmesi dayanılır gibi değil. Hayır, vapurda oturayım daha iyi değil mi efendim?
- Mutfak da küçük.
- Aaa adamakıllı küçük. Bizim buzdolapları bile sığmaz kızım, değil mi?
- Aman anne, atarsın bir-ikisini olur biter.
- Ne diyorsun tutalım mı yani?
- Bilmem, nasıl istersen. Kararsızlık yoruyor beni…
Ev arayan bilir. Ev aramak zordur. Çünkü emlakçılar, insanı üzer. Siz balkona sardunya, mutfağa kavanoz, banyoya paspas seçerken “Bunu telefonda söylemek istemezdim ama… Başka biri var” diye arar. “Zaten sen daha iyilerine layıksın, merak etme yenisini bulursun, inan onunla da mutlu olursun” deyip, soktuğu bıçağı içerde bir tur döndürmeden kapatmaz.
Pat diye “Ev sahibi sizi beğenmemiş”, çat diye “Yatak odası küçük ama tek başınıza yaşayacağınıza göre zaten küçük bir yatak koyarsınız değil mi? O da sığar”, küt diye “Yalnız bekârsanız depozito 3 bin dolara çıkar” der. İki arkadaşımız gelse, üçüncüyü çağırmaya üç kere düşüneceğimiz küçücük salon Konya Ovası, kutu kutu çamaşır suyuyla dahi halledilmeyecek mutfak bal döküp, şokella sürüp yalanasıdır.
Zaten ayrıca, saçını toplayıp, kıçına bol bir pantolon çekip, makul topuk, sıfır makyaj da gitsen o ev, ‘yalnız bir kadın ’a uygun değildir. Ev sahibi ‘aile de aile’ diye tutturur. Ellerindeki bize layık delikse, en çok bir yıl içinde sutyenlerimizle beraber, ciğerlerimizi de rutubete boğacaktır.
İnternette hep aynı ilanlar döner, es kaza sahibinden bir ilan görürüm diye kafa yukarıda gezmekten boynunuz ağrır. Yorulursunuz, ümidinizi kaybedersiniz, endişelenirsiniz. Ben dersiniz, nerede yaşayacağım?
Barınma biçimini ihtiyacın belirlemediği bir kentte ben nerede yaşayacağım? Kalkınmada önceliklerini konut sorunu gibi sosyal sorunları çözmeye ayırmayan bir ülkede, yalnızlar, yoksullar, işsizler, yaşlılar yüzlerini nerede yıkayacak? Bir aile kurmayanlar/kuramayanlar nerede sigara böreği kızartacak? Toprağa taksit götürme garantili rezidanslarda, yaşam alanlarında darlananlar nerede çiçek sulayacak? Düzenli geliri olmayanlar nerede çamaşır katlayacak? Büyük evi ısıtmak kolay mı, ‘bir artı bir’ciler nereye kıvrılacak? 

‘Evlenmeyi düşünmeyen tipler’ 

İtalyan mimar Orazio Carpenzano bundan bir süre önce evsizler için taşınabilir karton ev tasarladığında, “Yaşadığımız alanları, bu mekânlara hayran olmak için değil, yaşamak için düzenlemeliyiz” diyordu. Oysa ev günümüzde barınma işlevini yitirmeye başlamış durumda. Satışa sunulan şey ev değil, yaşam tarzı, güvenlik ve buna benzer laflar…
‘Kiralık Ev’, 1986’da çekilmiş. Üzerinden geçen zamanda, emlakçı-kiracı ilişkisinde değişen tek şey, evin bilgisayar ekranından gezilebilmesi. Emlakçı o evin harcının sizin için taşınmadığını, tuğlasının sizin için dizilmediğini, ustanın yorulup sizin için bir sigara yakmadığını yani sizin aklınızdaki bütçeyi de işinizi de yalnız olmanızı da hiç beğenmediğini anlatmaya üşendiğinde çeviriyor bilgisayar ekranını. Buyurun sanal tur yapın, beni de uğraştırmayın demeye getiriyor. Emlakçılar insanda hep, size uygun ev bulmak için değil de, size uygun ev yok demek için bir dükkân tutmuş, içine de iki sandalye bir masa atmış izlenimi uyandırıyor. Emlakçılar, insanı üzüyor. İçeri girmeseniz, bir şey sormasanız bile, kapısının önünden geçerken mesela gazetesini indirip, “Size uygun ev yok” diyecek gibi bakıyor.
Emlakçıların mendebur ifadesi, arkalarında önce ev sahibinin, sonra müteahhidin günahını taşımaktan hep... Bir toplumsal yanlıştan, sosyal adaletsizlikten, Allah aşkına, komisyon mu alınır?
Gençler, yalnızlar, yoksullar, işsizler, taksit ödeyemeyen, peşinat biriktiremeyenler, evde her gece parti verecek gibi duran oğlanlar, balkonda rakı içecek gibi bakan kızlar, Başbakan’ın deyişiyle ‘evlenmeyi düşünmeyen tipler’ olarak sanırım, Adile Naşit gibi vapurda oturup, Tanju Okan gibi parkta yatacağız. Yerimiz geniş, bekleriz.