Vatandaşla polis karşı karşıya kaldığında ağladım

Vatandaşla polis karşı karşıya kaldığında ağladım
Vatandaşla polis karşı karşıya kaldığında ağladım
Oyuncu İpek Tuzcuoğlu'yla hem sunduğu ramazan programı hem de rol aldığı dizisi vesilesiyle sohbete oturduk. Gezi'ye de değinen Tuzcuoğlu, "Başbakan'la hiçbir problemim yok çünkü yapılan iyi işler de var" diyor.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Kendi deyişiyle, çok çalıştığı, çok ürettiği, çok güzel bir döneminde hayatının. Hem ‘Her Şey Yolunda Merkez’ adlı dizide 1. sınıf emniyet müdürünü canlandırıyor hem de ‘Aşk Bir Davaya Benzer’ adlı tasavvuf sohbetlerinin yer aldığı bir ramazan programı yapıyor. Mesnevi merakı, bundan 10 yıl kadar önce başlamış. Kırılma noktasını, “Kendini keşfetmeyle ilgili aslında bu” diyerek yanıtlıyor, “Sorarsın ya kendine, ‘Ben ne yapıyorum?’, ‘Neden buradayım?’, ‘Neden bu olayları yaşıyorum?’, ‘Neden bu kişilerle karşılaşıyorum?’ Ben de bunları sordum ve kendimi keşfedip, içsel yolculuğumda doğru yerlere ulaşmak istedim hep.” İşte bu yolculuk onu tasavvufla buluşturmuş ama “Aslında bunun tasavvuf olduğunu da sonradan öğrendim” diyor, “Bir yığın şey araştırdım öncesinde, Uzakdoğu ve Hint felsefeleri, meditasyon çeşitleri, hipnoz, kişisel ve bireysel gelişme seminerleri ve daha bir dolusu... Ama o süreçte bir baktım ki hemen yanımda duran, en değerli hazineyi keşfedememişim. Şimdi de bu noktadayım, hâlâ öğrenciyim.” Oyuncu İpek Tuzcuoğlu’yla sohbetteyiz...

Daha önce de programlar yapmıştınız çeşitli kanallarda. Bir konservatuvar mezunu olarak tiyatronun geri planda kaldığını düşünmüyor musunuz?
Bu, tiyatroda çok idealist olmamla ilgili sanırım, çok inandığım bir rolün gelmesi gerekiyor. Mesela Kerem Alışık’la ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ı yaptık ve Asya karakterini oynadım. Benim için harika bir deneyimdi ama ondan sonra gelen tekliflerde ya prodüksiyona güvenmedim ya da teklif edilen rolde kendimi bulamadım. Tabii ki, ‘İpek Tuzcuoğlu oynasın’ diye gelenler de oluyor. İsim olduğu zaman katkısı olsun diye; seyircisi var nasılsa diyerek seyircisi olan isimlere teklif yapılıyor. O da bana pek doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor.

“İnandığım rol” dediniz. Tiyatroda bu riski almıyorsunuz ama dizide alıyorsunuz.
Ama dizide çoğunlukla sevdiğim karakterleri oynuyorum. Şu an ‘Her Şey Yolunda Merkez’de ilk kez bir polisi oynuyorum mesela. Benim için sıradışı ve değişik bir karakter. Nasıl konuştuğu, yürüdüğü, öğrencilere davranış şekilleri, giyim tarzından tutun da hal ve hareketlerine kadar araştırma ve gözlem yaptığım bir rol. Epey video izledim, birçok polisle konuştum, silah eğitimi aldım.

Polis antipatisinin haklı olarak tavan yaptığı günlerdeyiz. Diziniz kötü bir döneme denk geldi aslında.
Zor bir dönem, evet. Diziye başladığımızda polisle ilgili negatif söylemler yoktu. Şimdiki süreç bizim için zor ama buna rağmen seyrediliyoruz. Komedi yapıyoruz, bir avantajı o. Bir de seyirciler olması gerekeni, kendi istedikleri polis modelini görüyor; merhametli, şefkatli, adaletli polisler... O yüzden bizi çok itip kakmadılar. İnsanların hayalinde, benim canlandırdığım Serap Coşkun gibi polisler var. Herkese yardım eden, sağduyulu, adaletli ve vicdanlı, herkesin derdine kendince derman olmaya çalışıyor.

Bir kadın polisi oynamak nasıl?
Çok keyifli. Bir anda 4 yıldız olmak daha keyifli (Gülüyor). Çünkü o yıldızların her birince çokça yıl yatıyor...

Türkiye ’de 1134 1. sınıf emniyet müdüründen çok azı kadın…
Evet. Daha yeni, bir kadın Danıştay başkanımız oldu. Kadınlarımızı önemli mevkiilerde görmek sevindiriyor doğrusu. Kadın-erkek ayrımı olmadan hak eden insanların hak ettikleri yerlere gelmesi, kadın milletvekillerimizin artması, Bakanlık koltuklarında kadınları görmek çok umut verici.

Hayalinizde nasıl bir ülke var?
Adaletli bir dünya istiyorum ben. Tabii burada devleti korumak adına siyasilere, hükümetlere çok iş düşüyor bence. Ülkemde hangi hükümet gelirse gelsin, bu hükümetin politikalarını kendi partilerine yönelik değil, ülkelerine yönelik yapmalarını istiyorum. İnsan haklarının korunduğu, adaletli paylaşımların olabildiği, sen-ben ayrımının olmadığı huzurlu bir ülke...

Gezi olaylarında hükümetin izlediği politikayı nasıl buluyorsunuz?
İstifa noktasında bulmuyorum. Ben aslında şöyle değerlendirdim: Tencere-tava çalmayı da polislerin vatandaşa aşırı müdahalesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Vatandaşla polisin karşı karşıya bırakılma noktasında çok üzüldüm, gerçekten ağladım da birçok gece… Halk TV’den izliyordum, saat 21.00 olduğunda orada polis müdahaleleri var, burada kornalar çalıyor, bayraklar filan… Hangi grup olursa olsun, insan kendi ülkesindeki vatandaşını karşı karşıya getirmemeli. Sadece bu konuda çok hassas olunması gerektiğini düşünüyorum, yoksa benim hükümetlerle, Başbakan’la hiçbir problemim yok çünkü yapılan iyi işler de var.

Mesela?
Bu tür konularda bir vatandaş olarak düşüncelerimi sizinle paylaşıyorum aman ahkâm kesiyor diye anlaşılmasın; sağlıktaki değişimleri çok beğeniyorum, eğitimle ilgili gençlerin diledikleri meslek gruplarındaki üniversitelere gidebilmeleri, branşlaşma çok önemli ve bunun da yapılacağını umuyorum. Ekonomide güzel şeyler yapıldı, küresel krizi bir noktada teğet geçtik Başbakan’ın da dediği gibi. Ekonomik büyüme, dış borçların kapatılabilir olması, yabancı yatırımcının ülkemize ilgisi... Şimdi iyi yapılan şeyler varken iki ya da üç yanlış ve zaafiyet gösterilmiş olaylar iyileri bertaraf edemez. İstikrar ve refah, birlik ve düzenin bozulmaması bir ülke için çok önemlidir kanımca. Olayları kişiselleştirmeden değerlendirmek, bir kişi üzerinden okumamak gerekir. Yani Başbakan’ı sevmeyebilirsin, görüşlerin farklı olabilir ama bütünü görebilmek ülke adına önemlidir.

Sağlık, ekonomi iyiye gidiyor dediniz. Peki, özgürlüklerimiz?
AKP hükümeti ‘ileri demokrasi’ iddiasıyla yola çıktı. 28 Şubat sürecinde insanlar başörtülü diye birçok yere alınmadı. Hatta birçok yerden namaz kılınıyor, eşleri başörtülü diye ihraç edilenler, işten çıkarılanlar oldu; bu da bir baskıdır. Ben zaten demokratik hakların korunmasından yanayım. AKP, demokratik haklar adına yola çıktı ve öyle geldiler iktidara. Tabii ki zafiyetleri olacaktır, her hükümetin oluyor ki bu hükümet 10 yıldır iktidarda. Dolayısıyla nefsi yükselmeler olacaktır ama yeter ki bu topluma büyük bir zarar olarak yansımasın. Halkımız zulüm görmesin, mağdur olmasın.

‘Benim de polis arkadaşlarım var’


Dizide polisi sempatik gösterdiğiniz iddialarına ne diyorsunuz?
Sonuçta bu bir televizyon dizisi ve bizler de bir dünya yaratıyoruz. Evet, realiteyle bir giden bir dünya ama zaten olması gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum. Benim de çok polis arkadaşım var. Gezi olaylarına baktığınızda ki ben de herkes gibi olaylarla ilgili çokça video izledim, bir polis şiddet uyguladığı zaman diğer arkadaşı “Yapma!” diyor, çekiyor onu. Bu insanlıkla, merhametle de ilgili bir şey. Polisler de çok zor şartlar altında, çok yanlış hareketler yaptılar. Polislik mesleği oldum olası özellikle eski dönemlerdeki işkence olaylarından dolayı toplum tarafından hep çekince ve olumsuz duygularla anılan bir meslek ne yazık ki. 1998’de Yunuslar’la Şahinler’le polisi biraz gençleştirme, daha halkla iç içe yapmaya çalıştılar, toplumun yanında duran bir polis figürü ortaya çıkarılmaya çalışıldı, bunlar faydalı adımlar. Polis toplumun güvenliğini sağlar ve bu çerçevede de kalması gerekir kanımca.

“Polis toplumun güvenliğini sağlar” dediniz ama Gezi’de farklı görüntüler çıktı ortaya.
Ne yazık ki yaşanılanlardan sonra yanlış davranış şekilleri ve orantısız güçle güvenilirliği zedelenmiş oldu. Bunu bir an önce revize etmek, eksik ve yanlışları düzeltmek gerekir. Emir-komuta zinciri altında çalışmanın zorluğunu da unutmamak gerekir ki bu noktada sanıyorum yanlış ve hatalı olaylara sebebiyet veren yetkili amirler adalet karşısında hesap verecektir, vermelidir. Emniyet Teşkilatı’nda da bir an önce, hem polislerimizin insani haklarının-ki Gezi olayların da günlerce aç susuz kalıp psikolojilerinin iyice harap olup şiddet eğilimlerinin arttığını gördük-psikolojik eğitim, öfke kontrolü gibi son derece önemli faktörler üzerinde önlemler alması gerektiği kanaatindeyim.

‘Benim gey arkadaşlarım da var’


“Geylik toplumsal bir sorun değil, o sapkınlığa giriyor. Kadın erkek ilişkisini yasaklarsan, insan sonunda kendi cinsiyle ilişkiye girmeye başlıyor. Cinsellik içgüdülerle oluşuyor, ihtiyaç olduğu için de bir noktada dışa vurum yaşanıyor. Bu da sapkınlıklara yol açabiliyor” şeklindeki söz size mi ait? Böyle bir şey söylediniz mi?

Söylemek istediğim asla böyle bir şey değildi. Geylik çok bıçak sırtı bir şey. Öncelikle psikolojik vakalarına bakmak gerekiyor ama bir de genlerden gelen, doktorların da kabul ettiği hormonel problemler var. Bu konuya biraz da tıbben bakıyorum çünkü hiç kimsenin ne olup ne bittiği bizi ilgilendirmemeli. Böyle büyük laflar sarf etmek çok yanlış. Ben bunu öyle bir anlatmışımdır ki, onlar cımbızlamıştır, ortaya bu çıkmıştır. Ama şu andaki fikrimi sorarsan, söyleyeyim: Herkesin kendi hayatı, kendi tercihi. Bana kimseyi yargılamak düşmez; ben sadece kendi hayatıma çeki düzen vermekle yükümlüyüm. Benim gey arkadaşlarım da var, onlarla da görüşüyorum, hiçbir husumetimiz de olmadı şimdiye kadar. Hoşgörülü bakıyorum.