Ve inek radyoyu yutar

Amerikalı üçlü Shivaree'nin ikinci albümü Rough Dreams farklı ruh hallerini içeren 13 parçadan oluşuyor.

Amerikalı üçlü Shivaree'nin ikinci albümü Rough Dreams farklı ruh hallerini içeren 13 parçadan oluşuyor. Solist Ambrosia Parsley'e göre şarkı yapmak giyinmeye benziyor. Nereye gittiğin ne hissettiğin çok önemli.
Veterinere gidilir, adam muayene ederken ineğin karnındaki radyodan şöyle bir ses duyulur: "I oughtta give you a shot in the head for making me live in this dump / Beni bu pislikte yaşattığın için seni beyninden vurmam gerek.." Ambrosia Parsley, ilk albümlerinin ismini böyle bulduklarını söylüyor. 1999 yılındaki bu uzun ve garip isimli albümleriyle dikkat çeken ancak geçtiğimiz günlerde yayımlanan Rough Dreams ile kendi tarzlarını oluşturmaya daha yakın görünen Shivaree, büyük şehirlerde büyümüş ve çevrelerindeki her şeyi müzik diye dinlemiş üç Amerikalıdan oluşuyor. Yaptıkları müzik, duyduklarının bir karışımı.
"Zaman geçtikçe bu karışımın üzerine yeni şeyler ekleniyor. Komşunuzun dinlediği müzik, arabanın silecekleri, hatta bardaki bardak sesleri..." diyor Ambrosia.
Shivaree dinlerken Björk, Tori Amos, Louise Rhodes (Lamb), Gwen Stefani arasında gidip gelen ruh hallerine sahip bir vokalin izinden gidiyorsunuz ister istemez. "Şarkı bestelemek dışarı çıkmadan önce giyinmek gibi bir şey. Nereye gideceğine, o an nasıl hissettiğine göre değişiyor her şey. Çıplak başlıyorsun. Sonra bir şeyleri yakıştırana kadar elinde ne varsa giyip giyip çıkarıyorsun."
Tabii Shivaree, Ambrosia'dan ibaret değil sadece. Gitarda Duke McVinnie, basta Danny McGough'dan oluşan bir trio. Ama aslında herkes her işi yapıyor. Parçaların prodüktörlüğünü McGough yapmış. Bestelerde de üçünün ismi görülüyor. Bestelerin birbirinden farklı atmosferlere sahip oluşunu
McGough şöyle anlatıyor: "Bizim için bir şarkı her zaman bir kısa film gibi. Farklı oyuncular olabilir her defasında ama temel olarak her biri kendi dünyasını yaratmaya yönelik şarkılar." Ambrosia herkes tarafından
beğenilmek gibi bir endişelerinin olmadığını,
hayal kırıklığının kendisini korkutmadığını söylüyor. "Yıllar bana hiçbir şeyin sanıldığı kadar korkunç olmadığını öğretti.
İnsan kendine güvenmeli."
Hiçbir şey sandığınız kadar korkunç değil.
Rough Dreams en azından bunu öğretiyor diyebilir miyiz sadede gelip? Diyebiliriz.