Vega'yla 'standart durumlar'

Vega ikinci albümü Tatlı Sert'i çıkardı. Hikâye kısaca şöyle: Mert ve Tuğrul, İTÜ Elektronik'ten tanışıyorlar.
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

Vega ikinci albümü Tatlı Sert'i çıkardı. Hikâye kısaca şöyle: Mert ve Tuğrul, İTÜ Elektronik'ten tanışıyorlar. Daha sonra Deniz katılıyor. Aynı müzikleri dinlediklerini, aynı zevkleri paylaştıklarını
fark ediyorlar. Tuğrul, Deniz ile evleniyor. Mert ile evlenmiyor. Ömer Karacan onlara Vega ismini buluyor (Çalgı takımyıldızının en parlak yıldızı Vega imiş). "Mert ile aramızdaki ilişkide sevdiğim şey," diyor Tuğrul, "ayrı ayrı hep cover yapıyorduk. Halbuki bir arada beste yapıyoruz mutlaka."
Albümlerinin prodüktörü ve onlara ilk inanan isim Teoman'a karşı çok hassaslar. Onlara çok yardımcı olmuş. "Ben size güveniyorum, parçalar iyi. Hadi bakalım," demiş. Teoman lafı edince bile aman onun yeri ayrı filan diyorlar, laf söyletmiyorlar (Atatürk gibi bir şey yani). Bu albümde çok özenli çalışmışlar. Üç kez mastering yapmışlar. Bütün altyapıları tek tek en küçük detaylara kadar defalarca çalıp kaydetmişler.
İlk albümde Deniz'in vokallerine eleştiri aldıklarını, sonra vokalin Türkiye'de her şey demek olduğunu anladıklarını söylüyorlar.
"Mesela arkada bir şeyi yanlış bassan kimse farkında değil, herkes vokali dinliyor," diyor Mert. O sigara içmiyor. Ama biz içiyoruz. Sıcak ve nemli havada konuşuyoruz.
Özetle şöyle:
İlk albümden bu yana neler değişti?

  • Deniz: İlk albümdeki parçalar canlı çalmaya uygun değildi pek. Bunu aslında konsere çıkınca daha iyi anladık.
  • Mert: Biraz daha 'moody' ağır şarkılardı. Bir konser grubu olmak için başka şarkılara ihtiyacımız vardı.
    Nasıl parçalara?
  • Deniz: Daha hareketli parçalara. Sahnede çalmaya uygun parçalara. Bu albümde bunu yaptık.
  • Mert: İlk albümdeki parçalar arasında da akılda kolay kalan parçalar vardı. Belki yeteri kadar iyi tanıtamadık bu albümü. Ama bu albümde melodiler ve sözler ilkine göre daha güçlü.
    Bütün parçalarda söz ve müzik Vega yazıyor. Birlikte mi yapıyorsunuz her şeyi?
  • Deniz: Herkesin beğendiği, dinlediği şeyler var. Ortak beğeniler doğrultusunda bir şeyler çıkıyor ortaya.
    Nedir ortak beğenileriniz?
  • Deniz: Nedir? Ben mesela hayatımın yarısını Robert Smith'e (The Cure) aşık olarak geçirdim. Sonra anladım ki Tuğrul da öyle.
  • Mert: Ben daha çok Queen gibi gruplar dinlerdim. Sonra Depeche Mode'la tanıştım. Bir klavyem vardı, onda parçaları çıkarmaya çalışıyordum.
    Müziğiniz doğru yere gidecek mi? İşinizin zor olduğunu düşünüyor musunuz?
  • Deniz: Aslında bizim bir avantajımız var. Hepimizin kendi işleri var. Mert ve Tuğrul mühendis, ben mimarım. Dolayısıyla bizim aman çok satalım, para kazanalım diye bir beklentimiz yok. Yani tabii satmak ve bundan kazanmak iyi bir şey ama öyle olmasa da dünyanın sonu gelmez.
  • Tuğrul: Ama biz kariyer olsun diye de albüm yapmıyoruz. Sadece bu konuda daha sakiniz. Bence yapılan iş de yerini buluyor. Bulacak.
    Her şey ortak ama sözleri Deniz yazıyor herhalde.
  • Deniz: Bu albümde ben üstlendim daha çok.
    Hep bir kız var ve yanlış insana aşık oluyor. Hep yarım kalıyor, hep mutsuz oluyor. Kendi kendine konuşuyor sanki şarkılarda. Evli biri olarak yazılabiliyor mu böyle aşk şarkıları?
  • Deniz: Biri söylemiş; "Şarkılarımdan aşkı çıkarmak istiyorum ama yerine koyacak bir şey bulamıyorum," diye. Benimki de öyle işte. Aslında kayıtlarda bana bir uyarı da geldi. Nedir bu senin kız çocuğu problemlerin
    şeklinde... (Mert ve Tuğrul'a bakıyor) Ama tam öyle de değil.
    Nasıl peki?
  • Deniz: Yani kime yazıyorsun bunları vs. diyeceksin şimdi. İnsan her gün farklıdır ya. Bir problemi hallettiğini sanıyorsundur, bir ay sonra hayatının en büyük belası olur başına. Albümde de var bu. Bir gün 'tamam ne güzel', ertesi gün 'hadi defol git' vaziyeti. Standart durumlar yani. Bu konuların hallolamadığı da (duraksıyor), belli yani. Bu şarkılar yazılır, yazılmaya devam edilir.
    Arabesk içime sinmiş
    Bu kız çocuğu sen misin?
  • Deniz: Bunlar gidip gelmeler, kendi kendine söylenmeler. Mesela akşam yatağa yatınca, uyuyana kadar kafamda iki kişi konuşuyor. İlle benimle ilgili olması şart değil. Şarkılar da hep beni anlatmıyor. Anlatanlar tabii var. Mesela Bihaber, Tuğrul'la tanışmamızı anlatıyor. Isınamazsın Ağlarken ve Zat-ı Ali'yi grup adına yazdım. Üçümüz de 69'luyuz. 80'lerde büyüdük. Benim gözümde Türkiye'nin siyah-beyaz bir görüntüsü
    var. '70'lerden bugüne. Siyah-beyaz çekilmiş bir belgesel gibi. Zat-ı Ali ise politikacılara yazılmış bir şarkı.
    Poh Poh Perisi ne demek?
  • Deniz: (Gülüşmeler) İki erkeğin arasında barınmak çok zor. Bir de teknik olarak zayıf ve ukalalık olarak maksimum düzeydeysen iyice zor. Basçımız Cem bir gün provada "Ah canım, yazık ilgi delisisin sen. Bunlar sana ilgi göstermiyorlar, gel otur, ben senle konuşurum," dedi. Bir de müziğimiz, hazır bir şarkımız vardı. Öyle Poh Poh Perisi diye bir şarkı çıktı ortaya.
    Arabesk dinler misiniz?
  • Deniz: Severim. Çocukken ilk moda olduğunda dinlerdim. Benim ailem dinlerdi daha doğrusu. Orhan Gencebay'ı, İbrahim Tatlıses'i, Neşe Karaböcek'i. Hani aile toplantılarında masanın altında uyursun ya. Çok içime sinmiş yani bunlar. Tuğrul ve Mert için aynı şeyi söyleyemem ama...
  • Mert: Ben dinlemedim açıkçası.
    Türk popunun sihirli formülüne inanır mısınız? 'Ya oynat, ya ağlat'a yani.
  • Deniz: E tabii var böyle bir şey. Ama bizim dışımızda.
    Sizin dinleyiciniz nasıl?
  • Tuğrul: Göbek atmıyorlar...
  • Deniz: Hepimizin içinde var. Harbiden göbek atana canımız feda ama bir de
    başka bir model var ki... Kalkıp bize
    birisi dese ki, şöyle bir şey yapacağız. Denemek isteriz yani.