Vizyona girmeseydi...

Vizyona girmeseydi...
Vizyona girmeseydi...

'Eve Dönüş: Sarıkamış 1915'in başrolünde Nergis Öztürk ve Uğur Polat oynuyor.

Daha önce vizyona giren 'Eve Dönüş', eğer ilk kez Adana'da gösterilseydi muhtemelen festivalde öne çıkan filmlerden biri olacaktı.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Adana Altın Koza heyecanı tüm hızıyla devam ederken dün de üç film seyirci karşısına çıktı. Önce Berlin, ardından da İstanbul film festivallerinde gösterilen ‘Hayatboyu’ ve ‘Soğuk’ bunlardan ikisiydi.
Bence yanlış bir planlamayla erken bir vizyon gerçekleştiren Alphan Eşeli’nin ‘Eve Dönüş: Sarıkamış 1915’i ise günün diğer filmi oldu. Şurası açık ki, ‘Eve Dönüş’ ilk kez burada seyirci karşısına çıkıyor olsaydı hatırı sayılır bir etki yaratacak ve festivalde adı öne fırlayan filmlerden birisi olacaktı. Ama ‘vizyon ömrü’ tamamlanmış bir filmin jüri üzerinde etkisinin olup olmayacağını yarın akşamki ödül töreninde göreceğiz.
‘Eve Dönüş’, savaşın kendisinden çok yarattığı atmosferi, insanlar üzerindeki tahribatını ve hayatta kalma arzusunun sınırlarının nerelere kadar genişleyebileceğiyle ilgileniyor ve bunu da büyük oranda başarıyor. Hikâyenin, her köşesinden savaşın yok ettiği insanlara ait cesetlerin çıktığı, çatışmalar yüzünden harabeye dönmüş bir köyde geçiyor olmasını, küçük bir Osmanlı prototipi olarak yorumlamak zorlama olmaz sanırım. Filmin en büyük kusuru, finale doğru gerçekleştirilen geri dönüşteki rahatlama duygusu. Bu bölüm filmdeki gerilimin etkisini bir anda azaltıyor.
İstanbul Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülü kazanan Aslı Özge’nin ‘Hayatboyu’su da festivalde öne çıkan filmler arasında gösteriliyor. Film hakkında İstanbul Film Festivali sırasında yaptığımız tespiti hatırlatmakta yarar var: “Aslı Özge’nin başarılı yönetimine, görüntü çalışmasına, her noktasında belli olan titiz işçiliğe ve oyuncusu Defne Halman’ın bütün çabalarına rağmen ‘Hayatboyu’nda olmamış bir yan var. Kanımca filmin yapamadığı (yapmak istemediği) şey; ortalama bir gözlemcinin memleket orta sınıfına (entelektüeline) dair tespitlerini, bilgilerini aşan bir hikâye ve görsel dil kuramaması. Kaba ve klişe bir benzetmeyle söylersek ‘Seksenlerin bunalımlı aydın filmleri’ni çağrıştıran bir atmosfer ve anlatım dili hem bize hiçbir şey söylemiyor hem de sinemada orta sınıfa dair çokça söylenenlerin bile altında kalıyor.”
‘Hayatboyu’ gibi Berlin’de görücüye çıkan Uğur Yücel’in ‘Soğuk’u da benzer bir sıkıntıdan mustarip. ‘Film metematiği’ içindeki tutarlılığına, Ahmet Rıfat Şungar’ın müthiş performansına (ödüllendirilemeyecek bir başka yardımcı oyuncu performansı daha) rağmen ‘onları da biraz anlayalım’ yaklaşımıyla erkek dünyasına fazlaca meyletmesi, hatta yer yer onaylaması dil konusunda ciddi problemlerin varlığına işaret ediyor.