@ubuget

Wilco Van Herpen: 'Hollanda'da AVM turizmi yok!'

Wilco Van Herpen: 'Hollanda'da AVM turizmi yok!'
Wilco Van Herpen: 'Hollanda'da AVM turizmi yok!'
CNN TÜRK'te ekrana gelecek 'Wilco Yollarda'yı hazılayan ve 199 yılından bu yana Türkiye'de yaşan Van Herpen, 'Türkiye'de birçok insan için en ilginç şey alışveriş merkezinde gezmek ya da piknik yapmak' diyor. Wilco'yla yeni programını 5 Soruda konuştuk, ilginç yanıtlar aldık!
Haber: ÜMİT BUGET - umit.buget@radikal.com.tr / Arşivi

Wilco Van Herpen bir dünya vatandaşı. Hollanda’nın nostaljik yel değirmenlerini geride bırakıp, kendine rüzgara karşı yepyeni bir rota çizmiş, gözü kara bir gezgin. 1999 yılında Türkiye serüvenine başlayan Wilco bu defa CNN TÜRK ekranında ‘Wilco Yollarda’ ile Türkiye'nin renkli ve çeşitliliğiyle güzelleşen kültürünün izlerini sürmek için yollara düştü.

Biz de bu kuzeyli kendi özgü karakterin bu akşam başlayacak yol hikâyelerini 5 Soruda konuştuk. Wilco 3. havalimanı inşaatıyla gündeme gelen Ağaçlı Köyü’nde başından geçenleri ve bir Hollandalı olarak Türkiye izlenimlerini paylaştı.

Van Herpen, ‘Birden bire etrafımızdaki bütün teknoloji dursa, çalışmasa. Birkaç hafta önceki büyük elektrik kesintisini düşünün. Kim hayatta kalabilirdi? Benim fikrime göre, İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan insanların çoğu birkaç hafta içinde ölürdü. Ama Türkiye’nin küçük köylerinde yaşayan insanların hayatta kalmak için daha fazla şansı olurdu’ diyor.

İşte bu akşam ekrana gelecek ‘Wilco Yollarda’ programı öncesi Wilco Van Herpen ile yaptığımız o röportaj.



DALGA KAMERAMANLARIMIZI YAKALADI

İlk durak İstanbul Ağaçlı Köyü oldu sanırım. Akşamın sürprizini kaçırmadan oradan bir anekdot paylaşsak. Orası nasıl geçti ve bundan sonraki güzergâhlar nereler olacak?
CNN TÜRK'te ekrana gelecek13 bölümlük seyahat gezi programı "Wilco Yollarda" programına Ağaçlı Köyü’nden başladık ve çok hızlı bir başlangıç oldu. Ağaçlı Köyü’ne gideceğimiz günün öncesinde fırtına vardı. Bu nedenle ben ve prodüktörüm (Emrah Bakkaloğlu) ertesi gün yani programın çekildiği gün de havanın fırtınalı olacağından çok korktuk. Ağaçlı Köyü’ne vardığımız sabah açılış anonsu ile çekime başladık. Karadeniz hâlâ dalgalıydı ve hafif rüzgâr vardı. Şansımıza anons çekimi güzel gitti. Anons uzun olduğu için, yayını esnasında kullanılmak üzere görüntü çekmek gerekiyordu. Arka planımda fırtınalı deniz görüntüsüyle sahilde yürüyordum, çekim esnasında bir ara iki kameramanımız arkalarını denize dönerek benim sahildeki yürüyüşümü çekerken, aniden büyük bir dalga geldi ve onları beklemedikleri bir anda yakaladı. Prodüktorüm Emrah Bakkaloğlu ve kameramanımızın ayakları sırılsıklam oldu, kameramanımız  dalgalardan kamerasını güçlükle korudu.

Ağaçlı Köyü’nden sonraki bölümlerde Oltu Taşı, Fethiye yakınlarında Kayalar Köyü, Bafa Gölü, Van (Otlu peyniri), Mardin, Hatay, vs ekrana gelecek. İlk bolumu bu aksam saat 19.30'da CNN TÜRK'te izlenebilir. Programı kaçırırsanız tv.cnnturk.com/wilcoyollarda sayfasından da izleyebilirsiniz.

TÜRKİYE’DEKİ ZENGİNLİĞİ ABARTMADAN GÖSTERMEK İSTİYORUM 

Bu programla ‘İnsanlara ümit vermek, Türkiye’nin güzelliklerini insanlara göstermek istiyorum’ diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Türkiye'nin kültürel zenginliğini düşündüğümde, hiç bu kadar geniş çeşitlilikte ilginç ve büyüleyici yerleri, tarihi, gelenekleri, renkleri, tadları, dinleri,vb... olan başka bir ülke hayal edemiyorum. Ne yazık ki herkes ülkesindeki bu zenginliğin farkında değil. Ben Türkiye’nin bu çeşitliliği ve zenginliğini çok abartmadan, büyütmeden göstermeye çalışıyorum. 


BAZEN GÖRDÜKLERİME DELİRİYORUM
Tabi bazen deliriyorum, özellikle insanlar çöplerini etrafa attıklarında ve tarihi yerlere zarar verdiklerinde. Hazine avcıları da hiçbir zaman anlamadığım anlamak da istemediğim insanlar. Adamın biri çoook sevdiği Ayşe ya da Fatma’nın ismini güzelim duvar resimlerinin  üzerine yazmıyor mu, işte onu aklım hiç almıyor. Kısa bir süre önce, Bafa Gölü’nü ziyaret eden bir yürüyüş grubu, "hatıra" olarak gruplarının ismini tarih öncesi bir duvara sprey boyalarla yazmaya karar verdiler. Güzel yeşil neon bir sprey boya kullandılar bunun için. Bu insanlar eğitimi olan ve seyahat edecek parası olan insanlar ama bana sorarsanız kafaları çalışmıyor. Kim böyle aptal bir şey yapar? Ama ben programda genel olarak Türkiye’nin sunduğu güzelliklere ve ilginç şeylere dikkat çekiyorum. Van civarında Otlu peynirin nasıl yapıldığını, Akdeniz'de seyahat eden gemilerin her türlü ihtiyacını karşılayan Gemiler Adası’nı ekrana getiriyorum.



HOLLANDA’DA AVM TURİZMİ YOK!

Biz yaşadığımız ülkeyi çok gezmiyoruz Fırsat bulduk mu da genellikle deniz-kum-güneş turizmi yapıyoruz. Mesela Hollanda da bu durum nasıl, bir karşılaştırma yapacak olsak?

Hollanda’da bizim çok aktif hafta sonu turizmimiz var. İnsanlar bisiklet turuna çıkıyor, müzeleri ya da doğal parkları geziyor. AVM turizmi diye bir şey yok, (neyse ki) Hollanda'da çok AVM de yok zaten.  İnsanlar spor yaparak  ya da konsere, bit pazarı gibi yerlere giderek zaman geçiriyor. Türkiye’de birçok insan için en ilginç şey alışveriş merkezinde gezmek ya da piknik yapmak. Abartıyor olabilirim fakat şimdiye kadar gözlemlediğim bu. Türkiye’de yurt içi veya yurt dışı seyahat çok kişi tarafından yapılmıyor. Türkiye’deki birçok insanın tatile gitme, güzel yerleri ve etkileyici tarihi mekânları ziyaret etme, güzel doğa kaynaklarını gezme şansı yok.

BOĞAZ’I VE İSTİKLAL CADDESİ’Nİ GÖRMEMİŞ

Daha önceki tecrübelerinizi de işin içine katacak olursak Anadolu insanının en belirgin özelliği nedir sizce? Sizi en çok şaşırtan ne olmuştu?
Beni her seferinde yine şaşırtan, köylerde yaşayan insanların bilgeliği. Doğa ile bir yaşıyorlar. Yaşamı şehirdeki birçok insandan daha fazla anlıyorlar. İstanbul’da 10 yıldan fazla yaşayan bir kadın tanıyorum. Boğazı ve İstiklal Caddesi’ni o süre boyunca görmemiş. Bu beni üzüyor. Bu kadın sadece semtine yakın yerleri, TV’deki yarışma programlarını ve dizileri biliyor. Köyde yaşayan insanlar daha sakin bir yaşam sürüyorlar ama bu demek değildir ki şehir hayatından daha sıkıcı yaşıyorlar. 

BİRKAÇ HAFTA İÇİNDE İSTANBUL’DA YAŞAYAN HERKES ÖLÜRDÜ!
Gecen hafta Van yakınlarında Kayalar Mahallesi’ndeydim ve birkaç genç adam ve kadınla dağda yürüdük. Dağlardaki bütün otlar üzerine bildikleri şaşırtıcıydı. Peynir yapmayı, inek, koyun, keçi sağmayı, toprağı işlemeyi biliyorlar. Birden aklıma  bir Hollywood senaryosu geldi. Birden bire etrafımızdaki bütün teknoloji dursa, çalışmasa. Birkaç hafta önceki büyük elektrik kesintisini düşünün. Kim hayatta kalabilirdi? Bana göre, İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan insanların çoğu birkaç hafta içinde ölürdü. Ama Türkiye’nin küçük köylerinde yaşayan insanların hayatta kalmak için daha fazla şansı olurdu. Bir bakıma hayatlarında her gün buna benzer güçlüklerle zaten yaşıyorlar. İnsanların içinde yaşadıkları çevre ve doğa ile ilgili daha fazla farkındalık kazanmaya ihtiyaçları var.



TÜRK OLSAYDIM VE KÖYDE YAŞASAYDIM BÜYÜK BİR ŞEHRE TAŞINMAK İSTEMEZDİM 

Koşuşturmadan uzak yaşayan insanların bir günü şehirde yaşayanlardan daha uzun olabilir mi? İnsanlar burada hiçbir şey yapmaya vakit bulamıyor! Günde 3 saat trafikte kalmayan temiz hava alan belki işinden evine yürüyerek giden insanlar mutluluğa daha yakın olabilir mi?
Bana göre , Türkiye’nin büyük kentlerinde yaşayan insanlarla karşılaştırınca özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır vb.., köylerde ve küçük şehirlerde yaşayan insanlar kendilerine ve sosyal hayatlarına  daha  fazla vakit ayırabiliyorlar. Büyük kentlerde yaşayan insanlar evlerinden işlerine gidip gelirken çok fazla vakit kaybediyorlar. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde işe veya okula gitmek zorunda olan insanların stresi ve yorgunluğu büyük. Düşünün Maltepe’de yaşıyorsunuz işiniz için İkitelli’ye gitmek zorundasınız. İşe gitmek 3 saat ve işten eve dönmek de 3 saatinizi alabiliyor.

Bence şehirde hayat standardı, çevrenizdeki bütün teknoloji ve konfora rağmen, Türkiye'nin kırsalında bir köyden daha az olabiliyor. Dün, CNN TURK binasından (Bağcılar'dan ) Bebek’e gitmek zorundaydım ve Bebek’e ulaşmak benim 2 saatimi aldı. Bu insanı öldürüyor. Trafik berbat, insanlar sinirli ve saldırgan, patlamaya hazır bir bomba gibi. Tek soru, acaba ne zaman patlayacak? Bunun üzerine iş stresini, insanların çalışmak zorunda olduğu uzun iş saatlerini de ekleyin. Bana göre, büyük şehirlerdeki hayat kalitesi çok yüksek değil. Türk olsaydım ve köyde yaşasaydım büyük bir şehre kesinlikle taşınmak istemezdim. Tabi insanların orada yaşamlarını devam ettirecek ya da onları yeniden küçük şehirlere ve köylere döndürecek ekonomik bir plan olmalı.