Y Kuşağının Z Raporu

Y Kuşağının Z Raporu
Y Kuşağının Z Raporu
Murat Menteş&Koray Çalışkan'la bir Y kuşağı buluşması yaptık, Gezi süreci boyunca yazılarıyla yaşananları değerlendiren iki yazarla Y kuşağının Z raporunu aldık.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Reklam girişi yapalım, “Sıradışı bir buluşmaydı.” Murat Menteş Y kuşağı yazarlarını yazınca, önce Y kuşağından gençlerle buluşmuş yaşananları o taraftan dinlemiştik. Arkasından süreci takip eden iki yazarı bir araya getirmek farzdı, yaptık. Geçen hafta gençler aralarında oruç tutanlar olduğu için Abbasağa Parkı’nı önermişti, bu hafta Koray Çalışkan Kadıköy’e geldi, bir kafede buluşup, çaysız kahvesiz bir sohbet gerçekleştirdik, bunun gerekçesini girişte okuyacaksınız…Çatıştılar ama gerilmediler. Sohbetin sonunda, Çalışkan “Bu Y kuşağının Z raporunu alma buluşması oldu” dedi, tabir ona aittir. Konuşmanın son cümleleri, “Hareket yapma kralını görürsün/ Ayça’cım o ellerini indirsin.” Benim olaya dahlim “Ben bu oyunu bozarım” demekten ibarettir. 

Murat Menteş- Sigara içmiyor musunuz?

Koray Çalışkan- Ben oruçlu insanların yanında çay, sigara içmem, rahat edemiyorum. Elimde tutamam bile. Rahatsız olurum.

Menteş- Enteresanmış?

Çalışkan- Nasıl açlık grevinde birinin yanında bir şey yemiyorsun, burada da yapamam.
Sürecin başından itibaren Y kuşağı kavramı tartışılıyor, siz de yazılarınız da bu kuşağı anlattınız. Sizce kim bu çocuklar?
Menteş: Artık “gençlik çağı”nda yaşıyoruz. “Ajda Pekkan yaşlı” diyemezsin, “Tayyip Erdoğan yaşlı” diyemezsin, dersen pot kırmış olursun. Hepimiz genç olmalı, genç kalmalı, genç gibi davranmalıyız. Fakat tabii ki 70 yaşındaki gençler ile 17 yaşındakiler arasında fark oluyor. Bence Türkiye evlatlarının mürüvvetini görmek istemeyen bir ülke. Evlatlarıyla tatlı konuşmayı bilmeyen, onların haklarını teslim etmekten geri duran bir toplum. Gençler Türkiye’den gitmek istiyor. Burası, gençlerin yetişmesi için verimli bir arazi değil sanki. Umut vermiyor, doğru düzgün bir eğitim vermiyor, sokakta el ele tutuşsan kızıyor, dindarsan karışıyor... Her yere kimlikle girilebiliyor. Dolayısıyla iltimas, torpil, kayırılma... Her yerde psikolojik duvarlar, hayali bariyerler var. Gökdelene başörtüyle girmeye çekinirsin. Sözgelimi, Ferhan Şensoy’un tiyatrosuna gidemezsin başörtülüysen. Uzun saçlı bir genç adam camiden içeri adım atmakta zorlanır. Çok hazin durumlar bunlar. Gezi eylemlerinin, en önemli yönü, bence bu psikolojik duvarları sarsmasıdır. Gezi eylemlerinde ön plana çıkan şey mizahtı. Bu bizim siyasette, medyada, edebiyatta bile pek alışık olmadığımız bir şey. Mizah, merhametin akrabasıdır. Mizah, yumuşatır. Y kuşağı sadece adalet, özgürlük, şeffaflık değil; bence merhamet, şefkat, güleçlik de talep ve teklif ediyor. 90’lardan önce doğanların bu talepleri karşılanmadı. O yüzden, “gençliklerini yaşayamadılar” filan da diyorlar. Y kuşağı; katı yürekliliğe, oradan da deliliğe varan türdeki ciddiyeti haklı olarak hafife alıyor. “Dindar Y kuşağı” bahsini ben açtım. Fakat aslında Y kuşağı bir bütündür bölünemez. Yani “Dindar” Y kuşağı diye bir söz söylememiz lazım.
Çalışkan: Bu pop sosyologların peydahladığı bir kavram. Pop sosyoloji devrinde yaşıyoruz. Pop sosyoloji bir durumu yanlış tasvir ederken gerçekliği de değiştiriyor. Tasvir insanın tabiatının parçası da olabiliyor. Y kuşağını İslamî, başı açık, Kürt olarak bölmekten ziyade o çağda büyüyüp serpilen gençlerin ortak yanları olduğunu söyleyebiliriz. Bu çocuklar ne olurlarsa olsunlar kendilerini vitrine koyma dünyasında yaşıyorlar. Facebook’a fotoğraf çektirme, kendini sunma kültürü içinden yetişiyorlar. “Ben ben” deyip duruyorlar. Fakat kendisinden bu kadar bahseden bu kuşak politika konusunda çok duyarlı. Ama çevreyi kendi hakkı olarak mı görüyor, yoksa konforuna yönelik bir tehdit gibi mi? Bana ikincisi gibi geliyor. AVM’de büyüyen kuşak AVM’ye karşı ayaklandı, bilgisayardan ayrılamayan çocuklar bilgisayarlarını bıraktı, -Twitter, Facebook dışında; AVM’lere girişler yüzde 30 azaldı, Burger King, McDonals satışları düştü. Ne oluyor? Hani bu kuşak apolitikti? Bir özellikleri daha var. Daha yumuşak insanlar. 90’larda “Faşizme karşı omuz omuza” diye slogan atarken 90’larda yanımızda iki gey ya da trans “Faşizme karşı bacak omuza” deseydi, ben de sinirlenirdim. Şimdi o sloganlar beraber atılıyor. Y kuşağı Gezi’de Z raporu aldı. Biz de ona bakıp öğreniyoruz. 

80’lerde 90’larda büyüyen kuşak kendilerinden öncekilerin siyasi mirası yüzünden bu kadar sertleşti. Devletin ceberrut yüzünü bu çocuklar nasıl karşılayacak?

Menteş: Benim üç tane çocuğum var.
Çalışkan: Sen kurtulmuşsun, benim acilen bir tane daha yapmam lazım.
Menteş: Fakat ortanca çocuğum yok. Çünkü ilk çocuklarım ikiz. Z kuşağına mensuplar. Yani 2000’lerde doğdular. Z kuşağıyla aynı evde yaşıyorum. Sosyal psikologların öngörülerine bakılırsa, Z kuşağı çok duygusal olacakmış. Dünya , duygusal insanların hayatta kalabileceği bir yer olacak mı acaba? Y kuşağına dönelim: Bence Y kuşağı bizden daha zeki. Bizden çok daha güzel işler yapacaklar. Milletçe çok denedik, çok yanıldık. Bu süreçte çeşitli gerilimler, keder ve şiddet hakimdi. 60’larda, 70’lerde doğanlar bu şiddet mirasını bir sonraki nesle olduğu gibi aktarmadılar. 90’larda bizim gençliğimiz Ahmet Kaya klibi gibi geçti. Düşünceliydik. Fakat kendi çocuklarımızı biraz olsun şımartmayı başardık. Şimdi, o çocuklar, ailelerinde gördükleri düzgün muameleyi devletten ve toplumdan da bekliyorlar.
Çalışkan: Ben üniversitede devrimciydim, şimdikinden daha çok şey bildiğimi sanıyordum. Korkuyorduk ama poz yapıyorduk daha ziyade. Bu çocuklar dil biliyorlar, dünyaya bağlılar. İstanbul Türkiye’nin yaratıcı potansiyelinin beslendiği, nefes aldığı yer. En önemli konser salonu dört yıldır kapalı. Emek Sineması yıkıldı, üzerine AVM yapıldı. Kongre merkezimizde nişan sünnet düğün yapılıyor. Ak Parti muhafazakârlığı toplumun üzerine bir örtü örtmeye başladı. İki yıl önce olsaydı insanlar Anıtkabir’de alırdı soluğu. Erdoğan resmen Atatürk’e ayyaş diyor, yine de insanlar gidip Anıtkabir’e şikayet etmediler. Galatasaray’dan İstiklal’e kadar iftar sofrası kurdular, Müslümanların çağrısıyla iftara oturdular. Ak Parti silahşörü, uçağa binmeye hevesli bazı aydın kadın ve erkekler “Orucumuzu bölüyorsunuz” dedi. Sen kimsin? Sevinmen lazım. Ulusalcılar da değişiyor. Gezi’nin önemli yanı oydu, eylemler değiştirdi. İslamî ritüellerin bir siyaset ya da bir zihniyetle anılmayacağı bir Türkiye’ye doğru Gezi Parkı’yla evrildiğimizi düşünüyorum. Darbe olasılığı Gezi’den sonra kalmamıştır.

Devletin başa çıkma araçları aynıyken, bu kuşak onu da dönüştürebilir mi?
Menteş: Ben bu gençleri, David Morrell’ın romanından uyarlanan First Blood filmindeki Rambo’ya benziyorum. Serinin ilk filminde, Gezi gençliğini temsil ediliyor John Rambo. Kasabaya gelir, arkadaşı ölmüştür, üzgündür, bir polis gelir “Bu kasabada görünme” diye kasabanın dışına atar. Sonra Rambo “Bir çorba içecektim” diye geri döner. Bu sefer tutuklanır, üzerinden bıçak çıkar, bir yerden sonra polisin orantısız şiddeti yüzünden işler büyür. Çorba yerine ağacı koy. Bu hikaye, Gezi şablonuyla aynıdır. Rambo da kamu malına çok zarar verdi. Gezi’de, en çok farklı kesimlerin bir araya gelmesini önemsiyorum. Miraç Kandili kutlaması, iftar sofraları, resitaller, şarkılar, Gezi kitaplığı… Cumhuriyet tarihinin en güzel fotoğraf albümlerinden birini oluşturdu. Hükümetin bu sivil, espritüel ve sevinç verici sürece iştirak etmesini beklerdim. Gezi’deki mizaha, parlamento uyum sağlayabilirdi.
Çalışkan: İyi de, Tayyip Erdoğan en son ne zaman şaka yaptı? Bak mesela Kılıçdaroğlu “Yedirmeyiz” diyenlere, “Başbakan çubuk kraker mi?” dedi, bu insanların arasını yumuşattı. Ak Parti Gezi sürecini tamamen eski Türkiye’nin korkularıyla okuyor. Bu korku, şiddet bu çocukları bastırabilir.
Menteş: Türkiye, çocuklarıyla işte şimdi tanışıyor. Dedeler ve nineler ile torunlar doğal müttefiktir. Y kuşağını, en iyi, yaşça en büyüklerin anlayabileceğini düşünüyorum.
Çalışkan: Solun demokratikleşme mücadelesi göğsünü siper etmekle eşit. Sağda özellikle Ak Parti ve Cemaatte sabır, takiye, aslında ne istediğini söylememe ve söylemedikçe de unutma hali var. 90'larda İslamî entellektüellerde bir iddia, entelektüel hırs vardı. Şimdi o heyecanı görmüyorum. O kadar dağıldılar ki şu son süreçte Kemalistlerden bile pespaye durumdalar. Kemalistler başörtülü kadınların zekasının nasıl küçümsüyorlarsa onlar da Gezi'ye gidenleri aşağıladı. Yeni ulusalcılar İslamcılar...

Peki AKP ’ye oy vermeyen muhafazakârların siyasi alternatifsizliğini nasıl yorumluyorsunuz?
Çalışkan: Murat'ın güzel yazısında genç kadınlardan birisi "bizi dışlıyor" diyordu. Bu arkadaşımız bilmiyor Gezi'yi. Eğer gelselerdi başörtlü kadınından ateistine orada nasıl bir dönüşüm içinde olduğunu görürlerdi. Bu arkadaşlar sosyal hareketi bir örgüt sanıyor. Münferit şeyler Gezi'nin ruhuna ait şeyler gibi gösteriliyor. Münferit olaylar oldu; onların daha fazlası da oldu. Sabır siyasetinden gelenler eğreti durdu içine girmedi ama bütün Gezi'yi iftara oturtmuş bir hareketten söz ediyoruz. O arkadaşlar kusura bakmasın mızmızlık yapıyor.
Menteş: Türkiye kadınlar çok eziyet görüyor. Bana “Türkiye kadınlar için ideal bir ülke” diyen bir tane kadın gösterin. First lady, bilim kadını, diva... Başörtülü kadınlar uzun yıllar eğitim, iş gibi konularda kısıtlamalara maruz kaldılar. Onların tereddütlerini gayet anlaşılır buluyorum.
Çalışkan: Sosyal hareketin kendilerini davet etmesini mi bekliyorlar? Ağabey anlamıyorum, gerçekten... Öyle bir hareket yok ki karşısında. Elma kediyle konuşuyor gibi.
Menteş: Başörtülü kadınların resmen ve sertçe dışlandığını göz önünde tutmanız gerekir. Bu hiç de kangurunun paraşütle atlaması gibi bir şey değil. Başörtülüleri, Gezi şöyle dursun, bence her yere davet etmeliyiz. Üniversiteye, baroya, meclise, tiyatroya… Her yere.
Çalışkan: Şöyle demişler; "Eylemciler, Gezi sürecinde yapıp ettikleri her şeyi video, fotoğraf, yazı şeklinde kaydedip arşivliyorlardı. Bence, bir hikayeleri olsun istiyorlar. Ve bizi bu maceraya, bu hikayeye davet etmiyorlar. Üstelik 'dilsiz şeytan' ilan ediyorlar!"
Menteş: Biliyorum, o röportajı ben yaptım.
Çalışkan: Bu çok çirkin bir aşağılama.
Menteş: Bu kızlar diyor ki, “Gezi'ye giden arkadaşlarla iletişimimiz kesildi.” Aynı fakültede, aynı sınıftalar. Gezi ruhu gibi, Gezi gönlü de olmalı. Davet mi bekliyor? Tamam, diyelim öyle. Gezi gönlü geniş olmalı, zengin olmalı ve davet etmeli. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, örtülü açık… tüm kadınlar biraz ihtimamı, tatlı dili hak ederler. Bunun yerine baskı, şiddet, taciz görüyorlar. Ben mesela Türkiye’de başımı örtemezdim.
Çalışkan: Bu senin tercihin olurdu.
Menteş: Tercih etmezdim demiyorum, baskıya dayanamazdım. Gezi’yi kutsayıp, dışında kalanları “harici” ilan etmemek lazım. Sonuçta bu ülkenin çocukları. Eşit vatandaşlar.
Çalışkan: Gezi'yi kutsamıyorum. Bu üç arkadaş ‘biz’ diye bir hayali özne peydahlıyorlar; sonra da o bizin kategorik eşiti gibi karşı tarafı kodluyorlar. Sonra da "Gezi'dekiler bizi çağırmadılar" diyorlar. Gezi'yle ilgili tüm yazıların burada. O çocuklar bu toplumun gerisine itiliyorum dese, o zaman tartışmaya başlarız.
Menteş: Pekala… Bu kızlar 130 kişilik bir amfideler. Arkadaşları Gezi'ye gidiyorlar ama bir şekilde bu kızlar kendilerini oraya ait hissetmiyor. Başörtülülerin bir durma anları var. “Ben bu lokantaya girebilir miyim, ben bu derste soru sorabilir miyim, ben bu kıyafeti deneyebilir miyim?..” gibi.
Çalışkan: Bu başörtülü kızlarla ilgili değil; Türkiye'de konuşan herkes durma ihtiyacı hissediyor.