Ya annen baban seni Twitter'dan izliyorsa...

Ya annen baban seni Twitter'dan izliyorsa...
Ya annen baban seni Twitter'dan izliyorsa...

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Gelgitli ebeveyn-çocuk ilişkisinin bir zemini de artık ister istemez sanal âlem. Evdekilere hesap vermekten kaçan gencin Twitter'da dökülmesi, anneyle Facebook'ta arkadaşlığın neticeleri, ailenin evladı Google'dan takibi zamane dertleri...
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Doğanın, var oluşun başlangıcında sımsıkı kenetliler, gelişim sürecinde yavaşça uzaklaşıyorlar, kendini tanıma ve bireyleşme evresinde şiddetle ayırılıyorlar. Çocuğu ve ebeveyni, olgunluk mertebesinde fayda merkezli yakınlaştırdığı, tam bağımsızlık seviyesinde uzun süreli umarsızlaştırdığı ve nihayet sürecin sonunda, muhtaçlık ekseninde tekrar bir araya getirdiği tür devam birimi aile. Örnek aileler ve musibet aileler söz dışında bırakıldığında, bu kurumun çoğunlukla benzer gelişim süreçlerine tabi olduğu net...
Ebeveyn ve çocuk arasındaki bol gelgitli, kimi zaman yakamozlu kimi zaman da tsunami enerjili bu gelişim süreci, çocuk ayaklarını kendine ait zeminlere basana dek, türün sağlıklı devamı aşkına ebeveyn kontrolünde gerçekleşmek durumunda. İletişimi kavradığı andan itibaren özgürlükleriyle tanışmaya başlayan çocuklar, bunlar sayesinde ilişkilerini üç temel biçimde kurguluyor.
İletişimi baskı metoduyla kuran ailelerin çocukları, özgürlüğün tanımsız ama karşı konulmaz dürtüsünü şiddete varabilen agresiflik ve/veya depresyon yansımalarıyla dışarı vuruyor. Aşırı duyarlılık, ihtimam ve kesintisiz ilgi ile iletişim kurulan çocuklar, kendi özgürlüklerine hayranlık besleyerek talepkârlığı varsayılan ifade biçimi haline getiriyor. Anlayış, yönlendirme ve tutarlılık ekseninde bilinçli iletişim kurulan çocuklar ise erken yaşta farkındalık geliştirerek özgüven sahibi oluyor ve özgürlüklerini kontrol edebilme yetisi kazanıyor.
Bu üç modelin değişken ağırlıklı sentezleri toplumun genelini oluşturuyor. İletişimden tamamen mahrum olan veya aşırı olumsuzluklarla yüklü iletişimlere maruz kalan çocuklar ise toplumun bir diğer marjinal kesimini meydana getiriyor.

İlkokul tuvaletinde SMS
Çekirdek seansının ardından mesele şu; öyle ya da böyle, çocuklarının sağlıklı biçimde hayatta kalmasını arzulayan aileler, onları gerçek dünyaya hazırlamak için ne yapıyor? 80’li yıllarda doğanların kendilerini ‘özel’ bir nesil olarak dile getirdikleri, şu sıralar teknoloji bazlı muhabbetlerin virajlarında duyulabilir. Şöyle ki; 80 kuşağında doğanlar, internet ve cep telefonu olmayan bir dünyada çocukluğun tadını çıkaran son nesil.
Bununla beraber, teknolojiler yaygınlaşmaya başladığında ergenlik dönemlerinde olmaları sebebiyle, kendileriyle birlikte olgunlaşan yenilikleri zorlanmadan yaşamlarına dahil etme şansı buldular. 90’lılar ise yaşlarının kemale erdiğini muhtemelen internet başında ter dökerken fark ettiler. Kendilerinin olmasa bile, babalarının cep telefonunda ‘yılan’ oynamaya zaten çocukluktan aşinaydılar. Alt devreleri olan 2000’liler ise (Kulağa tuhaf geliyor değil mi? İlkokul 4’e gidiyorlar!) okulda tuvaletleri geldiğinde ne yapacaklarını annelerine sormak için taze dokularına radyasyon aşılayan kocaman cep telefonlarına sarılıyorlar.
İnternet öncesi kuşağı çocuklarını dış dünyadaki tehlikelere karşı kollamak için ebeveynlerin ‘Başkasının verdiği şekeri yeme’, ‘Seni çağırırlarsa gitme’, ‘Tanımadığın insanlarla konuşma’ türevi en basit uyarıları bile etkili olmakta yeterliydi. Bu ve benzeri uyarıların kullanımı, çocuklarını umursayan aileler tarafından halen revaçta görülüyor ve görülecek de... Bununla beraber, pek çok ebeveynin gözden kaçırdığı, üstelik yeni çocukların bizim bildiğimiz dış dünyadan çok daha fazla vakit geçirdikleri ve çoğunlukla tamamen kontrolsüz bir dünya daha var; internet. Bu dünyadaki serbestlik ve müdahale kavramlarının gerçek dünya ile şaşılası benzerliği pek çok ebeveyn için halen son derece soyut halde.
Kimlerle görüştüğüne karışılan veya konsere gidip gidemeyeceği izne tabi olan bir gencin güvenliği üzerinde ailesinin ne kadar söz hakkı varsa, genç bünyenin de kendi dünyasının sınırlarını mümkün olduğunca geniş tutma arzusu ve mahrem alan hakkı bulunacaktır. Bu zıtlık, tabii ki sanal dünyada da aynı şekilde kendisini gösteriyor. Konuyu önem sırasına koyduğumuzda, öncelikle ebeveyn gözlüğünü takmak gerekli.
Yine eskilerin karne hediyesi bisikletin yerini çoktan bilgisayar, hatta şimdilerde ise laptop almış durumda. Çocuğun yaşı ufaldıkça, bu dünyada sakınılması gereken tehlikeler donanım seviyesinden başlıyor. Yedi yaşında bir çocuğun eline ortalama 1000 TL değerinde kolayca alınıp satılabilir bir cihaz vererek onu dışarı göndermek, beş kilo bonfile kucaklayıp aslan kafesine atlamaktan çok da farklı değil. Elinde pahalı bir cihazla tek başına ortalık yerde bir çocuğun, en kifayetsiz hırsız için bile lezzetli bir hedef haline gelebileceğinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. Aynı durum, yine çocukların eline ‘güvenlik’ adına tutuşturulan pahalı cep telefonları ve ‘game boy’ gibi algılanan iPhone’lar için de geçerli.
7-12 yaş hiperaktif çocukların bilgisayar başında sakinleşmesi, gün yorgunu anne-babalar için çekici bir dinlenme fırsatı yaratabilir. Ancak bu sırada çocuğun maruz kalabileceği tehlikeler arasında en başta pedofili, aile bilgisayarı kullanılıyorsa veri güvenliği ve çocuğun karşısına çıkabilecek aşırı şiddet veya sıra dışı bozukluk taşıyabilecek içerikler yer alıyor.
Yurtdışında yaygınlaşan, Türkiye’de de örneklerine rastlamaya başladığımız ‘siber zorbalık’ (Cyber-bullying) hadisesi ise sakınılması gereken bir başka konu. Facebook, MySpace gibi kişisel mesaj duvarları olan mecralar, özellikle 13-15 gibi büyük çocukların kabadayılığına kolay maruz kalınan yaşlardaki çocuklar için kâbusa dönüşebiliyor. Kişisel mesajlarla taciz veya tehdit edilen çocuklar, yine mesaj duvarlarında aleni aşağılanmalara maruz kalabiliyor ve bunun gerçekliği onlar için sınıf ortasında itilip kakılmaktan ya da ‘çıkışta beklenmekten’ çok da farklı değil.

İddia üzerine şiddet
İşin ciddiyetine bir örnek; Ağustos 2009’da Keeley Houghton adlı 18 yaşındaki genç kız, bir sosyal paylaşım ağında (Facebook) ölüm tehdidi savurduğu için İngiltere’de hapse atılan ilk insan olarak tarihe geçti. Worcestershire polisi ise sosyal ağlarda suç takibi yapacak bir birimi hızla devreye aldı.
Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir başka konu ise bugüne kadar çokça bahsedilen şiddet içerikli oyunlar. İnternet kafelerde gruplar halinde, her oturumda adam başı 358 kişinin taranarak, boğazı kesilerek, karnı deşilerek öldürüldüğü oyunların özellikle küçük çocukların gerçek dünya algısında yaratabileceği kırılmaları iyi gözetmek gerekiyor. Geçtiğimiz aylarda Adana’da okuluna pompalı tüfekle saldıran 11 yaşındaki öğrenciyi ve İzmir’de ‘iddia üzerine’ yoldan geçene havalı tüfekle ateş eden 16 yaşındaki iki çocuğu hatırlayalım.
Çocukların internet güvenliğini sağlamak, asla sadece belirli sitelerin açılmasına izin veren bir yazılım yüklemekten ibaret olmamalı. Bu ancak yazının başlarında bahsettiğimiz baskıcı ailelerin yöntemi olabilir ki çocuklar da zaten isterlerse o yazılımı alt edecek kadar konuya hâkimler. Gerçek güvenlik ancak bire bir ilgilenmek, yönlendirmek ve başıboş bırakmamakla mümkün...

Ebeveynin kontrol mekanizması Google
Her konunun karşılıklı yönleri olduğu gibi bu konu da çeşitlilikten payını alıyor. Yani çocuklarını internet çayırına gözü kapalı salan anne-babalar kadar, çocuğunun internette ne yaptığını paranoya düzeyinde gözetlemeye çalışanlar da mevcut. Çocuğunun ismini veya bir şekilde keşfettiği takma adını Google’da aratarak hangi foruma ne yazmış, kimlerle mesajlaşmış, nerelere üye olmuş öğrenmek için fazladan gece mesaisi yapan anne-babalar yok değil. Hatta işi, çocuğunun bilgisayarına tüm yazılanları saklayan bir ‘keylogger’ yükleme manyaklığına vardıranlar olacağı bile düşünülebilir. Nitekim potansiyeli keşfeden ReputationDefender.com gibi firmalar, ebeveynlere çocuklarının internet hareketlerini ve onunla iletişime geçenleri rapor etme imkânı sunuyor. Kontrol derdinde olan anne-babaların sık izledikleri yöntemlerden biri de çocuklarıyla Facebook’ta arkadaş olmak. Haliyle, çocuğunun kimlerle sık yazıştığını, hangi ortamlarda fotoğraflandığını, ilişki durumunu, hangi etkinliklere katıldığını alenen yayınlayan bir platformdan daha iyisini bulmak kolay mümkün olmaz. Bir de her anını raporlayan Twitter var ki bir adım ötesi çocuğun kafasına takılı bir kablosuz web kamerası olabilirdi ancak! Burada şöyle bir ikilem de mevcut, yaptıkları ettikleri hakkında kim olursa olsun hesap vermeyi reddeden taze gençlerin ve de pek çoğumuzun attığı her adımını bildirmek gibi bir deliliğe canıgönülden bulaşmış olduğunu da ‘Bu ne yaman çelişkidir’ diyerek düşünmek gerekiyor.
İnternet ebeveynliği konusunda duyarsız ve paranoyak her iki grubun dışında kalan bir üçüncü daha var; über sosyal ebeveynler. Modern anne-baba sıfatını hakkıyla alan bu gruptakiler, çocuklarını bilinçli biçimde yetiştirmiş olmanın ferahlığı ile internetteki sosyal mecraların tadını çıkaran, çoğunlukla boşanmış çiftlerden oluşuyor. Ancak burada bir dezavantaj da yine çocukların tarafında görülebiliyor. Neticede hiçbir evlat, Facebook ve benzeri mecraları öncelikle aile içi iletişim için tercih etmiyor. Fakat kimi zaman böylesi interaktif anne-babalar, çocuklarının veya yakın çocuklarının kendi arkadaş çevresiyle olan iletişimine ve paylaşımlarına, doğal ama çocukların tercih etmeyeceği bir ebeveyn üslubuyla dahil/müdahil olabiliyor. Bu durumlarda ebeveynlerin, aslen iyi niyetli bir girişimin, çocuk kendi odasında arkadaşlarıyla eğlenirken girip aralarına oturuvermekten çok da farklı algılanmayacağını düşünmeleri gerekiyor.