'Yalan da olsa ne var ki...'

'Yalan da olsa ne var ki...'
'Yalan da olsa ne var ki...'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Belmin Söylemez'in 'Şimdiki Zaman' filminde bir falcıyı canlandıran Şenay Aydın, ortalıklarda çok görünmese de özel bir oyuncu olduğunu hissettiriyor. Vizyon öncesi Aydın ile birlikteydik...
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

İsimlerimizdeki ilk sekiz harfin aynı olması Şenay Aydın’la arada sırada birbirimizin gündemlerine girmemize vesile oluyor. Çünkü eğer birisinin telefonunda ikimizin numarası da varsa isim yazılarak numara bulunan ‘akıllı telefonlar’ bazen yanlış numarayı arayabiliyor. Benim yerime onu ya da onun yerine beni… Onu ilk kez Handan İpekçi’nin ‘Saklı Yüzler’ filminde görmüştük. Sonra ‘Pazar: Bir Ticaret Masalı’nda çıktı karşımıza. ‘Veda’ filminde Atatürk ’ün devlet başkanı olacağını gören bir falcıyı canlandırıyordu. Sonra ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ de Filistinli bir gerilla olarak gördük onu. Yeniden ‘falcılığa’ döndü ve geçen yıl Altın Koza’da Yılmaz Güney Özel Ödülü ile benim de içinde bulunduğum jürinin kararıyla SİYAD ödülünü kazanan ‘Şimdiki Zaman’da yine falcı olarak çıktı karşımıza…
Şenay Aydın’ın hayatının oyuncu olmadan önceki bölümünde tarım sektöründe ya da tekstil fabrikalarında çalışması, sekiz çocuklu göç etmiş bir ailenin içinden çıkıp oyuncu olmayı başarmış olması biraz da ‘ Türkiye rüyası’ gibi yazılıp çizildi. Ama onu biraz tanıyanlar, o işleri yaparken de aslında kendi kaderini çizmeye çalıştığını biliyorlar. Amacım, kahveler içilip fallar bakılırken sohbet etmekti ama İstanbul trafiği buna izin vermedi. Biz de kahve fallarından, kadınlardan ve cuma günü gösterime girecek olan ‘Şimdiki Zaman’dan konuştuk…
Önceki röportajlarınızda, Bitlis’te doğmuş olmanız, sekiz kardeş olmanız, tarım ve tekstil işçiliği yapmanız öne çıkartılmış, romantize edilmiş gibi geldi bana. Bunun olması mucizeymiş gibi sunulmuş. Öyle mi gerçekten?
Ben de öyle düşünüyorum. Ama o zamanlar 22-23 yaşlarındaydım bunları anlatırken. Olanı anlattım. Anlatacak başka şeyim yoktu o zamanlar. Pek tanık olmadıkları bir durum olduğu için öyle algılayıp sunmuş olabilirler. Bu kadar olağanüstü bir şeymiş gibi algılanması şimdi bakınca benim de hoşuma gitmiyor...
2007’de çekilen Handan İpekçi’nin ‘Saklı Yüzler’ine gazete ilanıyla başvurma cesareti nereden geldi peki?
Kısa bir tiyatro geçmişim var. Aslında oyuncu olma kaygım yoktu. Ergenlik dönemimde sanata ilgimi fark ettim. Gitar kursuna gittim, dansçı olmak istedim… Oyunculuğa karar verene kadar yaşadıklarımı kullanmış olsaydım daha popüler olabilirdim. Ama buna gerek yok ki.
Handan İpekçi ile görüşme nasıl geçmişti?
Az kalsın Handan İpekçi gelemiyordu randevuya. Ben de konfeksiyonda çalışıyordum ve doktora gideceğim diye izin almıştım. Beyoğlu Sineması’nda buluştuk. Fotoğraflarımı çekti, biraz sohbet ettik, ertesi gün arayıp senaryoyu verdi.
‘Saklı Yüzler’den ‘Şimdiki Zaman’a kadar oyunculuk açısından nasıl bir mesafe kat ettiniz?
‘Saklı Yüzler’de amors’un ne olduğunu bilmiyordum, şimdi biliyorum… (Gülüyor) Şanslıydım, iyi yönetmenlerle çalıştım. Daha rahatım şimdi..
Ben Hopkins sizi ‘Pazar: Bir Ticaret Masalı’ için nasıl buldu?
Aslında ilk projem oydu. ‘Saklı Yüzler’den önce konuşmuştuk onunla. Bir arkadaşım aracı olmuştu. Ofiste otururken “Artık kimseyi almıyoruz” dediler, ben de odaya girdim. Senaryoyu verdiler on dakika çalışıp oynadım. Karar verildi. Ama film dört yıl sonra çekildi.
Biraz arızalı karakterler mi geliyor size, yoksa siz mi onları kabul ediyorsunuz?
İkisi de. Hem geliyor hem de ben tercih ediyorum. Daha neler tercih edeceğim de gelmiyor. (Gülüyor) Sınırda karakterleri oynamayı seviyorum ama insanlar sizi sadece gördükleri gibi algılıyorlar. Görünenin arkasında neler olacağına dair uğraşmıyorlar. Belmin’e bu açıdan teşekkür etmem lazım. O gördü…
‘Veda’da kısa da olsa falcı bir kadın olarak göründünüz. ‘Şimdiki Zaman’da da kahve falı bakıyorsunuz. Bu tesadüf mü?
İlk kez kamera önüne geçtiğim bir skeç vardı orada da falcıydım. Benim hayatımda demek ki önemli bir şey. Rahatsız değilim bundan.
Peki, kadınlarla fal arasındaki ilişkiyi nasıl buluyorsunuz?
Umut dünyası… Umudunu insanlar fallara bağlamışlar. Ahmet Kaya’nın şarkısındaki gibi “Yalan da olsa ne var ki bu şarkıları söylemekte” galiba böyle durum… Kurbanlık koyun gibi duruyor insanlar falcıların karşısında. Tek açıklaması umut etmek. Bilinmeze karşı duyulan merak.
Kadınlar bilinmezlikten daha fazla mı rahatsız oluyorlar?
Bu, toplumsal bir sorun. Sonuçta kadınlar ekonomik ve sosyal olarak sürekli bir bilinmezliğin içindeler. Daha güvende hissetmek istiyorlar belki de. Sadece beyaz atlı prens olayı değil yani… “Ne olacak bana” sorusuna yanıt arama çabası da var.
Falcıların söylediklerine göre hayatlarını düzenleyenler de var...
Çok etkilenenler var. Düzenli olarak falcıya gidip hayatıyla ilgili karar alanlar var. Çekim öncesi çok falcı dolaştık ve durum böyle. İnanılmaz bir şey. Karşındaki kurbanlık koyun, ona her şeyi yaptırabilirsin. O sadece ellerini birleştirip söylediklerini dinliyor. Motivasyon açısından söyleyeceğin her şeye muhtaç. Ağzından çıkacak şeylere göre hayatını şekillendirecek duruma gelenler var. Başka bir boyuta geçiyor insanlar. Benim karakterim de böyle bir falcı. Uzun yıllar falcılık yapan kadınların hepsi aynı şeyi söyledi: “Oranın hâkimi olacaksın.” Çok profesyonel olanlar, kâğıtlara not tutuyorlar veriyorlar insanlara.
Fal bakıyor musunuz?
Arada... Çıktığını söylüyorlar.
Nedir fal bakmanın inceliği?
İnsan tanımakla ilgili. Karşındakinin elini koyuş biçimine kadar onu anlamakla ilgili. Kahve bahane yani. Duygu dünyası güçlü olması lazım.
Filmdeki kadın karakterlerin hepsi çıkışsızlık içinde. Amerika’ya gitme hayalinden falda teselli aramaya kadar geniş bir skalada geziniyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Öyle değil mi? Herkes bir çıkış arıyor. Erkeklerde de aynı sorun var. Herkesin kendine göre bir hayal dünyası var ve yırtmaya çalışıyor. Avrupa, Amerika insanlar için çıkış noktası olarak görünüyor. Ama orada ne yaşayacaklarına dair fikirleri yok.
“Keşke ben oynasaydım” dediğiniz bir rol var mı?
Komik gelecek ama ‘I am Not There’de, Bob Dylan’ı canlandıran Cate Blanchett’in yerinde olmak isterdim. Çok kıskandım onu. Tabii saçlarımı sarıya boyatmam gerekecek… Bob Dylan’ı çok severim... Bak Türkiye’den Yılmaz Güney’e kayıyor aklım. Oynayabilirim (Gülüyor).
Türkiye’de hangi yönetmenin filminde oynamak isterdiniz…
Zeki Demirkubuz’u seviyorum. Bence benim duyguma en yakın yönetmen.
Dizi var mı bu aralar?
Projeler geliyor ama çok istemediğim şeyler. ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ tadınla işler gelmedi henüz.
Oradaki karaktere mi ikna olmuştunuz?
Evet…
Ama sonuçta oyuncusunuz…
Öyle ama insanın canlandıracağı karakteri de biraz içine sindirmesi gerekmez mi? Her önüme gelen işi yapamam. Kafamı yastığa koyduğumda kendimi huzurlu hissetmem lazım. Bu ruhsal bir tercih. Mutsuz olacağım bir şeyi yapmamaya çalışıyorum. Oyunculuktan önce de yaşıyordum sonuçta. Mutlu olacağım işler gelse ve çalışsam güzel olur…