'Yalnız kalmak rol yapmaya çok benziyor'

'Yalnız kalmak rol yapmaya çok benziyor'
'Yalnız kalmak rol yapmaya çok benziyor'
Türkiye'de 29 Ağustos'ta gösterime girecek korku filmi 'Devliver Us from Evil/ Bizi Kötüden Koru'nun başrolündeki Hollywood yıldızı Eric Bana, New York'ta Radikal'e konuştu.
Haber: KEITH KURMAN / Arşivi

Genelde Hollywood galalarından haber bildiriyorum ama bu sefer ‘Deliver Us from Evil/ Bizi Kötüden Koru’, New York’ta çekildiği için galası da orada yapıldı ve ben Eric Bana’yla röportaj yapma şansı elde edebildim. 
‘Bizi Kötüden Koru’ çok iyi bir film değil. Eğer korku filmleri hayranıysanız sevebileceğiniz bazı kısımlar var. Biraz ürkütücü ve gerçek olaylar üzerine kurulu. Ama dışardan gelen karanlık güçlerin Katolik Kilise tarafından yenilebiliyor olmasına ve ‘iyi’ ve ‘kötü’ kavramlarına kuşkuyla yaklaşıyorsunuz. 
Yönetmen Scott Derrickson senaryoyu NYPD Sergeant Ralph Sarchie’nin 2001’de yazdığı “Beware the Night” adlı kitabından uyarladı. Şu anda emekli olmuş Sarchie, çoğu New York’un en tehlikeli mahallelerinde geçen şeytani olayları incelemek üzerine uzmanlaşmış. Film de bunların tekrardan canlandırılması diyebiliriz. Kötü olayların başına gelmesi sonucu insanların açıklanamaz ve dehşet verici şeyler yapması anlaşılabilir bi durum. Ama şeytan çıkarma işlemi için Katolik ritüellerine başvurmak biraz basit kaçıyor. 
Sarchie’nin hikayesine bağlı kalan filmin uyarlamasında askerler esrarengiz bir mağaranın içinde buluyorlar kendilerini ve “Karanlık ve yağmurlu bir geceydi…” şeklinde bir yazıyla başlıyor. 
Yani, film girişten sonra bir düşüş yaşadı. Gerçek olaylara bağlı kalmasıyla, tamamen mecazi kurmacadan oluşması da çelişkili. Bir yandan çok yalın, diğer yandan da izleyicinin esrarengiz olayı çözebilmesi açısından yeterince soyut değil. 
Filmi kurtaran en büyük etken ise Eric Bana’nın performansı. Bana’yı çok fazla filmde izlemiyoruz. Oynayacağı roller konusunda çok seçici ve zamanının çoğunu rölüne odaklanmakta ve hazırlanmakta kullanıyor. 
Onunla biraz kamera karşısında olmadığı zamanlarda ne yaptığı hakkında konuştuk,

Oyunculuk kariyerinde oyunculukla ilgisiz olan çok fazla olmuyor mu? Basın etkinlikleri mesela, oldukça sıkıcı oluyordur...Yani, benim için çok kötü olduğunu söyleyemem. O kadar filmde rol almıyorum. Açıkçası, bikaç günlüğüne de bunun üstesinden gelemiyorsam bende bir sorun vardır. Ben bu iş için para alıyorum.

Son filmi ne zaman bitirdiniz?
Yaklaşık bir yıl önce. Senede üç ya da dört kez yapamıyorum. Bir sürü insan aralıksız birçok filmde yer alabiliyor ve bunu da aralıksız yapabiliyor…Öyle bi durumda delirirdim. Ama bu beni rahatsız etmiyor çünkü genelde senede bir oluyor ve onda dokuzu çok heyecanlandığım bir film oluyor. Sonuçta, ilginç projelerde yer almayı seçiyorsanız bu kötü bir şey değil.

Yani bu tempoda olmaktan mutlusunuz. Hiçbir zaman yeni sunulan bir şeye başlamaya mecbur kalmıyorsunuz...Dürüst olmak gerekirse, ortada o kadar da iyi şey yok. Demek istediğim, yılda kaç tane iyi film izliyorsunuz? Yani narsist bi şekilde düşünürsek yılda üç tane iyi film yapıyorum. Okurum, okurum, okurum ve benim için çok iyi bir şey olduğunu anlarsam içine atılırım. Aslında daha fazlasını yapabilirim ama buna gerek yok çünkü hazırlanmayı seviyorum. Üzerine düşünmek için fazla vaktimin olmasını seviyorum. Sevdiğim başka bir şey ise, Avustralya’da yaşadığım için, filmi aldığım zaman, filmin çekildiği yere birkaç ay önceden gidip hazırlık yapmak. Bu biraz araştırma da olabilir, kostüm denemek de, aksan çalışmak da. Böylelikle çekimler hep bir adım önde başlamış oluyor ve provalar sırasında da kostüm denemekle veya başka şeylerle vakit kaybetmiyorum. Genç Avustralyalı aktörlerin son zamanlarda Hollywood filmlerinde başrol aldığını görüyorsunuz. Bazen onları kadroda ayrı kılan nedir merak ediyorum…

Yakın arkadaşlarımın bazıları Avustralyalı ve çoğunun Aborjin geleneklerinden gelme seyahat merakı var. Gençliğinizde hiç geziye çıktınız mı?
Evet, çok kez seyahat ettim. 21 yaşımdayken altı ya da yedi ay tek başıma gezdim. Amerika’ya geldim, bir araba aldım ve boydan boya tek başıma araba kullandım. Yani evet, Avustralyalılar için çok yaygın bir şey. Biraz Almanlar gibiyiz… Almanlar ve Avustralyalıların en çok seyahat etmiş pasaportlara sahip olmasının bir sebebi var. Avustralyalılar için, bu çok uzakta olmak.

Orası biraz 'Vahşi Batı', burası ise daha medeni!
Doğa, şehirden biri olsa da Avustralyalı için çok önemlidir. Bazı unsurlarla alakalı. Bizde hortumlar yok, deprem olmuyor ama kasırgalar, çalı yangınları, seller ve kuraklıklar da oluyor..

Seyahat deneyimlerinizle edindiğiniz bir şeyin rolünüze hazırlanırken bir katkısı oldu mu?Birçok yönden…Tabii ki. Yalnız kalmak rol yapmaya çok benziyor. Rol yapmak takım halinde yapılması gereken bir şeyken aktör olmak yalnız kalmayı da gerektiriyor. Demek istediğim, bir filme tek başına hazırlanıyorsun ama sette etrafında bir sürü insan oluyor. Çekimler bittikten sonra eve gidiyorsun ve yine tamamen yalnız kalıyorsun. Yani yalnız bir bakış açısıyla bu ikisi birbirine benziyor. Bu insanın karakteriyle ilgili bir şey. Tanıdığım birçok insan bir başkasıyla seyahat ediyor. O yaşlarda benimle seyahat etmeye vaktini vericek birini tanımıyordum. Yılda 3 işte birden çalışıyordum ve paranın yarısını bunun için bir kenara koyuyordum. Sonra da gittim. Yaptığım şey çok yalnızdı evet ama oyunculuk da bunla alakalı.

Wolfgang Petersen’la (Truva) çalışmak nasıldı?Mükemmel bir adam. İnanılmaz zengin bir deneyim; filmografisine bakmak bile... Onla çalışmak çok güzeldi. Çok yetenekli bir yönetmen. Aynı zamanda çok da komik. Bu kadar etkileyici ve iyi bir filmde yer almak hayatınızda bir kere karşınıza çıkar.

Çalışma tarzı nasıldı? Herkesin farklı bir çalışma dinamiği olur. Şimdiye kadarki en iyi yönetmenler hakkında sahip olduğumuz profillerin çoğu onlarla birlikte çalışmış aktörler tarafından oluşturuluyor.Wolfgang üzerine bir profil mi oluşturuyorsunuz?

Hayır, insanlar hakkında edindiğimiz bilgilerin çoğu başkalarının konuşmaları sayesinde. Onunla çalışma deneyiminiz nasıldı?Sadece inanılmazdı. Çok iyi bir çalışma ilişkimiz vardı. Bu kadar önemli bir rolün bana verilmiş olmasının verdiği güven duygusu ve önemi. Diğer yandan, üzerinizde çok büyük bir baskı var ama bunu kimse hissetmedi çünkü Wolfgang’in etrafında olmak çok rahattı ve çok güven verdi. Yaşadığınız dünyayı şekilllendirmede inanılmaz bir yeteneği var. Çektiği, çekmekte olduğu ve çekeceği sahneyi, nasıl editleyeceğini, izleyicilerin bunu gördüğünde nerede olacağını çok iyi bir şekilde tarif edebiliyordu. Birçok kişinin sahip olamadığı bir yetenek…Değişik bir yaklaşım. Sizi gerçekten izleyicilerden biriymişsiniz gibi hissettirebiliyordu. Böylelikle izlediği sırada seyircinin paylaşmayı beklediği duyguları hissedebiliyorduk. Bunu kasten mi yapıyordu bilmiyorum ama çok değişik bi yönetmenliği vardı.

Peki ona kıyasla Scott Derrickson'la bu projede yer almak nasıldı?
Scott çok çok yetenekli. Onla çalışırken en çok hoşuma giden ve güven veren şey ise genre hakkında çok geniş bilgiye ve saygıya sahip olması. Sizi nasıl korkutması gerektiğini biliyor çünkü filmin türüne çok hakim…Çok iyi bir iş arkadaşı. Hiçbir aktöre karşı diktatörce bir yaklaşımı olmadı. Çok, çok saygılı biri. Bir arkadaşınızla çalışıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.

Bu projeye girmeden nasıl hissediyordunuz? Katoliklik, arınma, şeytan... Bunlar daha önce düşündüğünüz şeyler miydi?
Aslında, üzerine çok fazla kafa yorup ciddiye alacağım bir konu değil. Filmdeki unsurlar hakkında dalga geçmek kolay. Ama üzerine uzun ve derince düşününce çok daha ilginç oluyor. Scott’la aramda geçen inanılmaz konuşmalar oldu. Neredeyse bir ansiklopedi boyutunda bilgisi var. Sadece bir film türü olarak korku değil, din ve kültürel ögeler ve tarihsel benzerliği hakkında da. Bunların üzerine derince düşünüp kafa yormak bile çok çılgın ve ilginç. Şimdi konu hakkında daha ilginç bir bakış açım var. Filme başlamadan önce kuşkulu bakıyordum ama şu anda daha farklı bir zevkim var. Oynarken özellikle öne çıkan bir şey yok. Şeytan çıkarma olan son sahnenin üçümüz için de çok zorlayıcı olacağını Scott bize söylemişti ama bir şekilde atlattık.

Bundan sonra ne olacağını biliyor musunuz?
Hayır, daha değil. Şimdiye kadar hoşuma giden birçok şey okudum ama ne yapacağım konusunda henüz bir fikrim yok. Ne yazık ki bu yaşta ve şu sıralar okuyup hoşunuza gidecek bir şeyi hemen bulmak kolay değil. Düşük ve orta bütçeli filmlerde yer almak zor. Çok fazla bekleyiş oluyor. İlk başladığım zamanlardaki gibi değil. Aktörler için çok çeşitlilik vardı. Okuduğunuz her şey prodüksyona geçiyordu. Hiçbir yönetmeni olmayan, ya da yapım aşamasında olan senaryolar okumuyordunuz. Artık aynı şekilde yürümüyor.

'Truva'da oynadığınız sırada İstanbul 'a gittiniz mi?Hayır, İstanbul’u henüz görmedim.

'Aussie mafia' (Avustralya mafyası) ile arkadaş mısınız?
(Benim Hugh Jackman’dan bahsettiğimi düşündü fakat yakın zamanda çok iyi bir film olan “The Rover/Takip”i izledim ve filmde Avustralyalı yönetmen David Michod, yazar ve oyuncu Joel Edgerton and aktör Guy Pierce yer alıyordu. Bu Hollywood’da yaygın olmaya başlayan bir konuşma oldu; Aussies/Avustralyalıların bu endüstriyi nasıl ele geçirmeye başladıkları.)
Benim ve onun eşi…Hugh ile eşlerimiz sayesinde tanıştık. İkimiz de birbirimizin düğününe gittik. Çok uzun zamandır arkadaşız ama diğerleriyle değil. Mafianın gerçekdışı bir şey olduğunu düşünüyorum. Anthony LaPaglia uzun zamandır tanıdığım diğer aktör. Ama diğerlerini tanımıyorum.