Yalnızlık' lafta kalıyor

Yalnızlık' lafta kalıyor
Yalnızlık' lafta kalıyor
Reklam dünyası yönetmenlerinden Ketche'nin ikinci filmi 'Bu İşte Bir Yalnızlık Var', hikâyenin talep ettiklerini karşılayamıyor ve avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor.
Haber: Murat Özer / Arşivi

BU İŞTE BİR
YALNIZLIK VAR
** 

Yönetmen: Hakan “Ketche” Kırvavaç
Oyuncular: Engin
Altan Düzyatan, Özgü Namal, Emin Gürsoy, Gaye Gürsel
Süre: 122 dk. 

Cuma günü gene bu sayfalarda Şenay Aydemir bahsetti ama bir kez daha vurgulamakta yarar var: Biz, her şeyde olduğu gibi ‘ürün yerleştirme’ işinde de abartıyoruz! Ketche’nin Tuna Kiremitçi uyarlaması ikinci filmi ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’ da bu durumun zirvesi kanımızca. Zaten film öncesi ve yarısında reklam bombardımanına tutulan seyirciyi neredeyse ‘yok sayan’ bir şekilde yerleştirilen ürün, ne yazık ki filmin önüne geçiyor burada. Seyrettiğimiz ‘kırık bir aşk hikâyesi’nin anlatılıp anlatılamadığından bahsetmek yerine, bu ‘ saldırı ’yla yazıya giriş yapmak zorunda kalıyoruz, ki işin en üzücü tarafı da bu...
Bu sinirle filme nasıl bir giriş yapılabilir bilmiyoruz ama denemek zorundayız... Kiremitçi’nin aynı adlı romanının meslektaşımız Burak Göral tarafından senaryolaştırılmasıyla beyazperdeye yansıma imkânı bulan ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’, çatıya baktığınızda ‘umut veren’ bir görüntü çiziyor: Boşanmış, çocuklu, eski rock müzisyeni bir adam ile aynı zamanda yakın arkadaşı olan evli komşusunun ne olduğuna bir türlü karar veremediğimiz ilişkisi. Bu karar verememe durumunu olumsuzluk göstergesi olarak öne sürmüyoruz, aksine çatının çökmemesini sağlayan en önemli unsur bu. Ancak, çatıdan inip katlara geldiğimizde, bariz plan hataları kendini gösteriyor. ‘Kendini satmayan’ müzisyenin yaşadığı dünyanın hiç de öyle olmadığını, alabildiğine ‘ışık saçan’ bir atmosfer içinde var olan karakterin adeta kendini reddettiğini görüyoruz. Senarist seçimiyse Burak Göral’ın, yönetmen seçimiyse de Ketche’nin hatası bu görüntü. Tabii bir de ‘yapımcının kurgusu’ denen bir şey var, ki o da çok uzak bir seçenek gibi durmuyor bu resim özelinde.
Oysaki ‘yürüyebilir’ bir hikâye var önümüzde. İki kaybedenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkması umulan ‘enerji’ orada bekliyor aslında. İki ana kahraman dışındaki karakterlerin neredeyse tamamının ‘fazlalık’ gibi durması, sadeleşmesi gereken hikâyenin uzayıp karmaşaya teslim olmasına yol açıyor. Küçük, dar açılara hapsedilmiş, alçak tonda, biraz karanlık bir filmde karar kılınsa, hikâyenin ruhuna ve ismine nüfuz eden ‘yalnızlık’ teması çok daha iyi bir şekilde hissedilebilirmiş sanki. Öyle olmadığı gibi, yan karakterlerin motivasyonsuzluğu da iyice koparıyor yalnızlıktan, kalabalığın içinde bırakıyor, gürültüden duyulamaz hale getiriyor başkarakterleri. İkilinin ‘ kayıp koca’ arayışıysa bu durumun onlara da sirayet etmesini sağlıyor, dolayısıyla uzayıp giden arayışın sonunda elle tutulur bir sonuç göremeyen bize de.
‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’, kaçmış bir fırsat izlenimi bıraktı bizde, hikâyenin talep ettiklerinin karşılan(a)mamasıyla. İyi bir müzisyen dramı görmek istiyorsanız, Coen’lerin ‘Sen Şarkılarını Söyle’ (Inside Llewyn Davis) filmini bekleyin deriz.