'Yaptığını beğendin mi Zerrin?'

'Yaptığını beğendin mi Zerrin?'
'Yaptığını beğendin mi Zerrin?'
Tempo dergisi bu ay sayfalarına Contemporary Istanbul'a hazırlanan ressam Zerrin Tekindor'u taşıdı. Tekindor, bu kez 'Aşk-ı Memnu'nun hüzünlü Matmazel'ini ya da 'Kuzey Güney'in kuaför Gülten'ini değil; resme olan tutkusunu anlattı.

Tempo dergisi bu ay sayfalarına Contemporary Istanbul’a hazırlanan ressam Zerrin Tekindor’u taşıdı. Tekindor, bu kez 'Aşk-ı Memnu'nun hüzünlü Matmazel’ini ya da 'Kuzey Güney'in kuaför Gülten’ini değil; resme olan tutkusunu anlattı.

Tekindor, şu sıralar 7-10 Kasım tarihlerinde Lütfi Kırdar’da düzenlenecek çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul’a resim yetiştirme telaşı içinde. Bu yüzden, bir kısmını atölyeye dönüştürdüğü salonunda, kendisini andıran kocaman gözlü, güzel kadın tablolarının nüfusu giderek artıyor. Tempo sergisi bu vesileyle buluştuğu Tekindor’la resimlerini konuştuk ama yetinmeyip hayata, tiyatroya ve yeni oyunu 'Kim Korkar Hain Kurttan?'a da uzandı...

Contemporary Istanbul’a yıllardır katılıyorsunuz. Bu yıl neler bekliyor bizi?

Resimlerim, bu yıl da Galeri Selvin bölümünde görülebilecek. Üzerlerinde hâlâ çalışıyorum. Tabii ki çok heyecanlıyım ve bu yıl neler göreceğimizi ben de merakla bekliyorum. Fuarı saatlerce gezmeyi, galerilere girip çıkmayı ve eserleri seyretmeyi çok seviyorum.

Tiyatrocu olduktan sonra akademiye girip resim eğitimi aldınız. Resim sizin için bir hobiden ya da yan uğraştan çok öte, değil mi?
Resim hep hayatımın içindeydi, hâlâ da öyle. Tiyatroda, dizi setinde otururken bile resimler gözümün önünden geçer. “O resim aslında şunu istiyor”, “Bunun rengi yanlış oldu” diye kendi kendime düşünüp dururum. Resim hep kafamdadır. Atölyeye girince, “Ne yapıyorduk?” demem.

Atölyenizi de evinize taşımışsınız hatta...
Evet, bir dönem ayrı atölyem vardı ama işe gider gibi atölyeye gitmeyi sevmedim. Boyaların, tuvallerin her dakika elimin altında olmasını seviyorum. Gecenin 11 buçuğunda eve gelip sabahın 5’ine kadar resim yapabilirim.

Resimlerinizdeki karakterler, Tim Burton’ın gotik kahramanlarına benzetiliyor.
Tim Burton’a hayranım. Bütün filmlerini defalarca izlemişimdir. 'Beter Böcek'i, 'Ölü Gelin'i, Johnny Depp’in, Helena Bonham Carter’ın makyajlarını düşünsenize; hepsi olağanüstü ve tamamı onun kafasından çıkıyor. Bu benzetmeye ancak teşekkür edebilirim.

Başkalarının beğenilerini önemser misiniz?
Ben çok yaramaz bir çocukmuşum. Annem hep, “Yaptığını beğendin mi?” diye kızardı. “Yaptığını beğendin mi? İyi, aferin!” Bunu o kadar çok duydum ki; bugün resim yaptığımda da, oyun oynadığımda da hep kendime sorduğum soru; “Yaptığını beğendin mi?”dir. Kendimim yani. “Beğendim” diyorsam, o işi utanmadan birilerine gösterebilirim.

Sizinle ilgili yorumlar genellikle övgü dolu. Sürekli yüceltilmek sıkıcı değil mi?
Aslında tüm bunları sıralayınca son derece sıkıcı bir insan canlanıyor gözümde. (Gülüyor) Bir ‘haza hanımefendi’ durumu... Allah’tan öyle değilim!

Bu sezon Oyun Atölyesi’nde 'Kim Korkar Hain Kurttan?'da oynayacaksınız. Bu klasiği sahneleme fikri nasıl çıktı?
Bu, olağanüstü bir oyun. Bence tiyatro tarihindeki en iyi metinlerden. Haluk (Bilginer) ile “Bu yıl ne yapabiliriz?” diye konuşurken, "Neden ‘Kim Korkar Hain Kurttan?’ı oynamıyorsun?” dedi. Çok sevdiğimi biliyordu. Kadromuz da çok iyi; Tardu Flordun şahanedir. Şükrü Özyıldız ve Nilperi Şahinkaya’ya da hayran kaldım.

Oyunu oğlunuz Hira yönetiyor.
Evet, bu da Haluk’un fikriydi. “Hira, Londra’da yönetmenlik eğitimi almış, asistanlık yapmış, hiçbir oyunu kaçırmıyor, neden o yönetmesin ki?” dedi. “Biz bunu yapmazsak, yeni insanlar ilk çalışmalarını nerede yapacak?” yaklaşımını da çok sevdim. Tabii Hira, Haluk’tan bunu duyunca şok geçirmiş. Provalara önümüzdeki günlerde başlayacağız.