Yarışma mı istismar mı?

Yarışma mı istismar mı?
Yarışma mı istismar mı?
Acun Ilıcalı'nın son yarışması O Ses Çocuklar, tartışma yarattı. Eğitim uzmanları, birçok ülkede bu tür yarışmaların yasaklandığını söyledi. Uzmanlar, "Bu tür yarışmalar çocukların kişilik gelişimine zararlı. Üstelik ailelerin ve toplumun çocuğa bakışını da etkiliyor" dediler.

Radikal yazarı Tayfun Atay’ın önceki gün Acun Ilıcalı’nın yeni başlayan “O Ses Çocuklar” şarkı-şov yarışmasına dair eleştirisi tartışma yarattı. Atay, yarışmadaki çocukların giyim, makyaj, konuşma biçimleri ve tavırlarıyla birer çocuk olmaktan öte “yetişkin minyatürü” haline geldiğine dikkat çekti. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın ile Eğitim Uzmanı, Radikal yazarı Ceylan Adanalı Kabadayıoğlu da farklı açılardan yarışmayı Radikal’e değerlendirdi. Ortak nokta bu yarışmaların birçok ülkede, özellikle de Batılı ülkelerde yasaklanmasının temel nedeninin çocukların kişilik gelişimine darbe vurması ve bunun hem maddi hem de ruhsal olarak bir istismara dönüşmesi. Yani uzmanlar, Acun’un son yarışmasının çocuklar konusunda zaten sorunlu olan Türkiye gibi bir ülkede bir nevi istismas olduğu görüşünde. İşte uzmanların değerlendirmeleri:


Hem çocuk hem aileler açısından çok riskli
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü’nde Gelişim ve Öğrenme, Rehberlik, Çocuk Ruh Sağlığı, Okul-Aile-Çevre İlişkileri ve İlköğretim Sorunları dersleri veren Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın programa dair eleştirileri şöyle:

Bu sistemde başarı, satılabilir ve tüketilebilir bir ticari ürün ortaya koymaktan geçiyor. Eğer belirli ilkeler, kurallar ve yasalarla sınırlamazsak, herşeyi satılmaya kalkılabilir. En son örnek, televizyonda yayınlanan “O Ses Çocuklar” adlı şov ve yarışma programıdır. Gördüğüm kadarıyla, programda, çocuklar, yaşına uygun olmayan giyim kuşama büründürüp makyaj yapılarak sahneye çıkarılıyor ve şarkı yarışmasına sokuluyor. Jüri de bu çocukları seçerek yarışmanın bir sonraki aşamasına geçiliyor.
Her sistem, doğası gereği kendi benimsediği yaşam biçimini topluma sunar ya da dayatır. Ancak, bunun da bir ölçüsü olmak zorunda. Sonuçta, bir buzdolabını, halıyı, arabayı ticari ürün olarak satışa sunmak kabul edilebilir bir şey olsa da, söz konusu çocuk olunca orda bir durmak lazım. Sonuçta, hedefe ve paraya giden her yol mübah olamaz.
Geçmişten bugüne zaman zaman çocuklar televizyonlara çıkarılmış ve haklı olarak pek çok eleştiriyi de almıştır. Çünkü, çocuk üzerinden yapılan programlar, bir çok açıdan risk içerir. Bu risklerin bir yanı yarışmaya katılan çocuklar ile ilgili diğer yanı televizyon başında bu programı izleyen diğer çocuklarla ilgilidir.

KİŞİLİK VE BENLİK ALGISI ZARAR GÖRÜYOR
“O Ses Çocuklar” adlı programa çıkarılan çocuklar, yaş itibariyle kişilik ve benlik algısının şekillendiği bir dönemdedir. Kişilik yapısı, bizi diğer insanlardan ayıran duygu, düşünce ve davranış özelliklerimiz; benlik algısı ise, kendi özelliklerimizi algılama biçimimizdir. Bu yapılanma süreci ergenliğin sonuna kadar kritik bir süreçten geçer. Bir insanın ruh sağlığı, bu kişilik ve benlik yapılanması ile yakından ilişkilidir. 

Hem kişilik yapımız hem de benlik algımız, büyük ölçüde iki temel yolla gelişir:
a) Üstlendiğimiz sorumluluklar ve yaptığımız işlerden aldığımız başarılı ya da başarısız sonuçlara bağlı olarak. Üstlendiğimiz sorumlulukları başarırsak olumlu benlik algısı, başaramazsak olumsuz benlik algısı gelişir.
b) Çevremizden bize verilen olumlu ya da olumsuz mesaj ve geribildirimlere bağlı olarak. Çevremizdeki insanlar bize “başarılısın/başarısızsın, yeterlisin/yetersizsin, önemlisin/önemsizsin, güçlüsün/zayıfsın vb.” mesajlarından hangilerini gönderirse, kişilik yapımızda ve benlik algımızda bu özellikler daha baskın hale gelir.
Bu bilgiler çerçevesinde televizyon programını değerlendirirsek, çocuklar, büyük bir izleyici kitlesi ve jüri karşısında bir performans sergilemekte ve bunun sonucunda “başarılı” ya da “başarısız” olarak nitelendirilmektedir. Bu tür programlarda bir çok çocuğun performans anksiyetesi (kaygısı) yaşaması kaçınılmazdır. Eğer çocuk istenen sonucu alamazsa, onun dünyasında ortaya çıkacak duygusal hasarı kim nasıl telafi edebilir? Küçücük bir yürek, başarısızlığına şahit olmuş büyük bir insan topluluğunun yükünü nasıl taşıyabilir? Bu çocuğa, her ne kadar teselli edici sözler söylense de bunun inandırıcılığından söz etmek mümkün değildir. Başarılı olan çocuk için de durum pek farklı değildir. Eğer çocuk bir şekilde başarılı olarak değerlendirilmişse, bu kez de büyük bir izleyici kitlesinin abartılı beğenileriyle karşı karşıya kalmaktadır. Geçmişteki örneklerinde büyüklerin bile aşırı derecede etkilenebildiğini gördüğümüz bu tür durumlarda küçük yaştaki çocukların etkilenmemesi mümkün değildir. Bu kadar abartılı bir ilgi atmosferiyle karşı karşıya kalan çocuğun kendini nasıl algılayacağını tahmin ediyorsunuz?

PEKİ AİLELERE NE DEMELİ?
Kendi hayatlarıyla ilgili karar verme süreçlerinin henüz yeterince olgunlaşmadığı bir dönemde, çocukların aileleri tarafından bu tür yarışmalara sokulması ve şöhret olma hayalleri kurulması kesinlikle pedagojik gerçekliklerle örtüşmemektedir. Bir anne-baba, çocuğunda bir yetenek olduğunu düşünüyorsa, bu yeteneği pazarlamak yerine, nitelikli bir eğitim kurumunda destekleme yolunu seçmelidir. Çocuğun yetenekli olması, anne-baba için bir gurur ve prestij vesilesi olmasının anlamı yoktur. Yeteneğin, genetik transferi gurur duyulacak bir şey değil, doğal bir olaydır. Anne-baba bunun için özel bir çaba harcamamıştır. Ancak, anne-baba, çocuğun yeteneğini destekleme sorumluluğunu yerine getirdiğinde kendisiyle gurur duyma hakkını kazanabilir. Onun yolu da bu tür programlara çocuğunu getirip gösteri malzemesine dönüştürmek değildir.
“Çocukların doğasına ve doğalına saygı göstermeli, onları kendi isteklerimizin aracı haline getirmemeliyiz.”

TOPLUMA VERİLEN MESAJ NEDİR?
Her program, kendi değer ve mesajlarını topluma aktarır. Bu aktarım, bazen doğrudan bazen de dolaylı olabilir. “O Ses Çocuklar” programının, topluma aktardığı mesajlara şöyle bir göz atarsak şunlar karşımıza çıkıyor:

- Yeteneğiniz varsa şöhret olabilirsiniz.
- Kısa yoldan şöhreti yakalamak, emek harcayarak bir yere gelmekten daha iyidir.
- Hedefe giden her yol mubahtır.
- Başkalarının gözünde beğenilmek herşeyden daha önemlidir.

Bu açık ya da örtük mesajlar, bir şekilde izleyiciyle buluşur ve onların duygu ve düşünce dünyasında belirli bir etki alanı yaratırlar. Şüphesiz ki, programların etki alanları çok büyük olabilmektedir. “O Ses Çocuklar” programını izleyenler arasında yetişkinler kadar çocuklar da var. Doğaldır ki, yetişkinler gibi çocuklar da bu programdan az çok etkileneceklerdir. Yetişkinlerin etkilenmesi söz konusu olsa da, çocukların etkilenmesi daha da hassas bir konudur. Yaş dönemi itibariyle, oldukça güçlü hayaller kurabilen çocuklar elbette ki bu programın zihinlerinde bıraktığı izleri hayal dünyalarına taşıyacaklardır. Kurdukları hayaller ve gördükleri rüyalarda, o sahneye çıkacak, şarkıyı söyleyecek ve alkışlanacaktır. Bir anlamda kendi hayal dünyasının kahramanı olacaktır. Bir çocuğun hayalleri çok önemlidir. Abartılı hayaller kurdurttuğumuz çocukların gerçeklerle ilişkisinin bozulması hiç de sürpriz olmaz. Abartılı hayaller, kolay hayalkırıklıkları demektir. Ve buna hakkımız yok.

Çocukların içinde olduğu programları yapmak riskli bir iştir. Sonuçta, bu tür programları yapanlar, bir çok şeyi düşünmek zorundadır. Toplumun bu tür programları beğeniyor olması, programcıların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sonuçta, bu çocuklar hepimizin ve eminim ki hiç kimse onların az da olsa zarar görmesini istemez.


***************

Pek çok ülkede boşuna yasaklanmadı
Eğitim Uzmanı Ceylan Adanalı Kabadayıoğlu ise programı eğitimci gözüyle şöyle değerlendiriyor: “Bu tip yarışmalara baktığımızda henüz ergen bile olmamış olan, hatta ilkokul öğrencisi denebilecek yaşta çocukları görüyoruz. Bu yaş grubundaki çocukların duygusal gelişimleri yaşamın Onlara getirdiği tecrübelerle tamamlanır ve ruhsal dünyaları buna göre şekillenir. Biz de bu gelişim süreçlerinde Onlara bir eğitimci olarak eşlik ederiz. Yaşama dair amaç ve idealleri bile henüz oluşmamış olan, fiziksel ve duygusal gelişim sürecini bile henüz tamamlamış olan bu kadar küçük çocukların makyaj ve kadınsı kıyafetlerle kadınsallaştırılmaya çalışılarak toplumun gözünün önüne sunulması esasen çocuk istismarından farksızdır.

Ekranın ışıltılı dünyasından büyülenen bu çocuklar rant elde edilmek üzre kurgulanan bu tip programlarda kendini büyük bir şöhret içinde sanmakta ve yaşının taşıyamayacağı gereksiz bir egoya sahip olmaktadır. Bu çocukların gördüğü ilgiyi her durum ve ortamda göreceğini sanarak yaşamını sürdürüp mutsuz olması, hatta yaşıtları tarafından bir süre sonra dışlanması ve yalnız kalması yazık ki sıkça karşılaştığımız bir durum. 

Bu tip programların Fransa Rusya gibi pekçok ülkede yasaklanmış olmasının, hatta program yapımcılarına ağır para cezaları verilmesinin sebebi de zaten budur.Bu tip yarışmaların düzenlenmemesi için kesinlikle son derece etkin ve önemli yaptırımlar uygulanması ve yasal düzenlemeler olması gerektiğini düşünüyorum.