Yaşamla ölüm arasındaki sevdaların anlatıcısı: Özen Yula

Yaşamla ölüm arasındaki sevdaların anlatıcısı: Özen Yula
Yaşamla ölüm arasındaki sevdaların anlatıcısı: Özen Yula
'Sait Faik'in ardından 31 Temmuz'da D-Marin Turgutreis Müzik Festivali'nde dünya prömiyeri yapacak Fazıl Say bestesi 'Hermiyas-Yunus Sırtındaki Çocuk'un metnine imza atan Özen Yula'nın dünyasından içeri girdiğimizde yaşam, ölüm ve sevdayla tanışıyoruz. O zaman Özen Yula'nın dünyasına buyrun...
Haber: FİLİZ ELMAS / Arşivi

“Yorgunsundur... Seni sana yitirten yolların lanetini taşırsın... Buyur der birisi, hikâye kapısından içeri. Ne sen varsın artık, ne de ben.” Özen Yula’nın dünyasından içeri girdiğimizde yaşam, ölüm ve sevda ile tanışıyoruz. Çağımızın çözümsüzlüklerine Yula oyunlarıyla baktığımızda “Bütün bunlar tanıdık gibi, ama çok uzak bir yerde ve zamanda bırakılmış...” diye yaşıyoruz. “Aynı yolun yolcusu... aynı haksızlığa karşı çıkmanın...” tanıdıklığı ile onun sözlerine kulak veriyor ve ‘zor yaşanan hayatı/hayatlarımızı’ anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Özen Yula, Eskişehir’de doğdu. Lise öğrenimini Gaziantep ve ABD’de tamamladı. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünü bitirdi. Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümünde, yüksek lisansını tamamladı. Oyun ve öyküleriyle iki kez Cevat Fehmi Başkut Ödülü’nü, İsmet Küntay, Haldun Taner Öykü Ödülü ve Cevdet Kudret Edebiyat ödüllerini aldı. Oyunları on’dan fazla dile çevrildi ve farklı ülkelerde oynandı. Oyunları arasında Ay Tedirginliği, Dünyanın Ortasında Bir Yer, İstanbul Beyaz Rakı Rengârenk, Gözü Kara Alaturka, Aşk Evlerden Uzak, Yakındoğu’da İhanet, Gayri Resmi Hurrem, Rahvan Giden Atlılar, Şems!.. Unutma!.. yer alıyor.
Yula’yı en son haziran sonunda Sait Faik anısına düzenlenen ve müzikleri Fazıl Say tarafından yapılan ‘Stelyanos Hrisopulos Gemisi’ adlı gösterinin metin yazarı ve yönetmeni olarak izledik. Burgazada ve İstanbul’da seyirci ile buluşan etkinlik Cem Erciyes’in ve Özgür Mumcu’nun kaleminden Radikal okurlarına aktarıldı.

Yazarın son oyunları, ‘Bakarsın Bulutlar Gider’, ‘Sonbahara Son Güller’ ve ‘Güzel Gezegenlerin En Berbatı’ dışarıdan huzurlu görünen kapalı mekânlarda geçiyor. Özen Yula’nın diğer oyunlarında olduğu gibi bu metinlerde de yaşam, içinde bulunduğumuz mekânlar gibi korunaksızdır. Oyun kişileri bizler gibi dış dünyanın korkusunu evlerine taşırlar. Kendimizi ve mekânlarımızı korkudan ve kirlenmişlikten arındıramayız. Yula’ya göre “Dışarıda akan hayat dışarıda bırakılıp, içeri girilemiyor. Dışarıdaki hayat sizinle beraber içeri giriyor.” Bu nedenle ‘Gözü Kara Alaturka’daki yatak odası, ‘Kırmızı Yorgunları’, ‘Bakarsın Bulutlar Gider’ ya da ‘Güzel Gezegenlerin En Berbatı’nda orta halli bir ailenin salonu, ‘Aşk Evlerden Uzak’ta üst gelir düzeyine ait lüks bir süit apartman dairesi, ‘Gayri Resmi HUrrem’de saraydaki bir gizli oda ya da ‘Rahvan Giden Atlılar’da Eyüp’te bir kahvehane oyun kişilerini yaşamın acımasızlığından soyutlayamaz.

YÜREKLERİNDE ÖFKEYİ TAŞIYORLAR
Özen Yula’ya göre “Çok sakin gözükmesine rağmen, bir mekânda, ailede ve toplum içinde ne tür şiddetin yaşandığını bilemiyoruz. Ama şiddetin varlığını çok iyi biliyoruz. Atomun varlığı gibi bir şey bu.” Bu nedenle oyun kişileri tıpkı yaşam gibi, mekânlarında ve yüreklerinde öfkeyi taşıyorlar ve öfkeleri oyun içinde evrilerek, eyleme dönüşüyor. Yula oyunlarındaki dönüşümü şu kelimelerle ifade ediyor: “Yazdığım insanlar da günümüz insanları ya da günümüze yakın insanlar olduğu için şiddet kaçınılmaz olarak onların kimliğinde ve ilişkilerinde de var. Oyunlarda kimi zaman daha uç bir noktaya götürülüyor ve ölümle sonuçlanıyor. Kimi zamansa kişinin şiddeti kendine yöneliyor ve kendini yok ediyor. Oyunlarda gerilimi taşıyan şiddettir. Tıpkı günümüz dünyası gibi.”
Bu anlayış içinde kurulan gerilim ise okurun metni büyük bir dikkatle takip etmesi sağlıyor. Yazar ‘Aşk Evlerden Uzak’, ‘Kırmızı Yorgunları’, ‘Gözü Kara Alaturka’, ‘Derin Bir Ülkede’, ‘Ay Tedirginliği’, ‘Bakarsın Bulutlar Gider’, ‘Güzel Gezegenlerin En Berbatı’ ve ‘Sonbaharın Son Gülleri’nde olduğu gibi oyun içinde kurulan oyunlarla, işlenen cinayetlerle, zekice hazırlanan sürprizler ve ustalıklı atılan düğümlerle metne olan ilgiyi sürekli olarak canlı tutmayı başarıyor. Özen Yula, metinlerinde ölümü de yaşam gibi doğal karşılıyor ve yaşamı yaşam gibi yaşamak gerektiğine inanıyor ve “Hayat ve ölüm bir ikilem mi yoksa birbirini takip eden bir döngünün parçaları mı?” sorusunu sahneye taşıyor.

Oyunlarda öyküye kimi kez bir kadın ve erkek (Aşk Evlerden Uzak, Ay Tedirginliği, Gözü Kara Alaturka gibi) kimi kez de iki erkek arasında geçen sevdalar (Rahvan Giden Atlılar, İstanbul-Sofya gibi) eşlik ediyor. Sevdalar 13. yy Konya evinin avlusundan (Şems!.. Unutma!) 16. ve 18 yy Osmanlı sarayına (Gayri Resmi Hurrem, Rahvan Giden Atlılar), Beyoğlu, Harbiye, Kızıltoprak, Üsküdar gibi İstanbul mahallelerinden (İstanbul Beyaz Rakı Rengârenk, Bakarsın Bulutlar Gider, Güzel Gezegenlerin En Berbatı) Gaziantep pavyonlarına (Sonbaharın Son Gülleri) kadar uzanan farklı toplumsal kesitlerde ele alınıyor. Ancak her oyunda metne ustalık kazandıran, bu farklı mekân aşklarının anlatılması kadar, anlatılan aşk öykülerinin başarılı bir toplumsal altyapı ile seyirciye sunulmasıdır.



TOPLUMDAKİ KÖRLEMŞEYİ DE ANLATIYOR
Oyunlarda sevda temasına eşlik eden toplumsal altyapı, okura tek tipleşen toplumda yaşanan körleşmeyi de anımsatıyor. Özen Yula körleşmenin yaşamın tümünü kapsadığını savunuyor ve “İnsan tıpkı şiddete duyarsızlaştığı gibi diğer insanların durumlarına da duyarsızlaşıyor. Dolayısıyla herkes sıradan ve birbirine benzer gözüküyor. Beni bu sıradanlığın altındaki ilgilendiriyor… Körleşmenin altını biraz kazıyabilsek çok farklı hayatlarla karşılaşabilir, yaşanmışlıkları görebiliriz. Çok zengin hayat malzemeleri ortaya çıkabilir. Ben yazdıklarımda duyarsızlığı kazıyıp, içinde şiddet, nefret, aşk, öfkenin de olduğu bir yapı kurmaya ve bu yapıyı sahne üzerine getirmeye çalışıyorum.”

TARİHLE SEVİŞEN HURREM
‘Kırmızı Yorgunları’ İstanbul’da bir apartman dairesinde standartlaşmış bir toplumda farklı olmak, kimlik kazanmak çabasını konu ediniyor. ‘Gayri Resmi Hurrem’, ‘kocaman bir ülkeyle, binlerce can alan savaşlarla, uzun yorucu seferlerle, anlaşmalarla, yoksullukla, zenginlikle yatağa giren, bir tarihi kurmaya çalışırken koca bir tarihle sevişen Hurrem’ sayesinde tarihe eleştirel bir bakış sunuyor. Yazar ‘Sonbaharın Son Gülleri’ ile 12 Eylül askeri darbesine, ‘Derin Bir Ülkede’ ile yakın geçmişin silahlı çatışma ve terör eylemlerine ya da ‘Bakarsın Bulutlar Gider’ ile tarikat ilişkilerine de ayna tutuyor.
Yula, ‘Yakındoğu’da İhanet’ oyununda da vurguladığı gibi “Toplumsal, siyasal düzenin, geleneklerin, iletişim araçlarının insan üzerinde yarattığı baskıdan payını fazlasıyla almış” insana dair umut taşıyor: “İnsana inancım var. Bu inanç yıkılırsa pek çok şeyi kaybetmiş oluruz hepimiz. İnsana olan güveni kaybetmemek gerekiyor.”
Özen Yula için yaşam, unutmaya karşı bir duruşu ifade etmeli: “Günlük yaşamlar ve günlük unutuşlar... Niye unutuyoruz, çünkü unutmamız gerekenler var. Ben toplumsal kodları hatırlatmak istiyorum... Yaşamı, yaşadıklarımızı hatırlamak istiyorum... Unutturma yıllarına karşı çıkıyorum. Unutturulmaya çalışan şeyleri hatırlıyorum. Ve yaşadığım sürece de onları yazacağım, söyleyeceğim.”

D-Marin'de bol yıldızlı festival


Siz de Özen Yula’nın kalemi ile tanışmalısınız diyerek, Fazıl Say’ın bestesi ve Yula’nın metniyle Bodrum’da dünya prömiyeri yapacak ‘Hermiyas-Yunus Sırtındaki Çocuk’u da buradan duyurmak istiyorum. ‘Hermiyas-Yunus Sırtındaki Çocuk’, Fazıl Say’ın ve CSO’nun seslendirmesiyle 31 Temmuz’da D-Marin Turgutreis Müzik Festivali’nde seyirciyle buluşacak.